2009 yazında, Çek Cumhuriyeti Schengen vizesine henüz geçtiği için vize başvurusu formaliteleri biraz uzun sürüyor ve pasaportumun konsolosluğa ikinci gidişinde tek girişli 15 günlük bir vize alabiliyorum.

Schengen bölgesinde olmasına karşın günlük alışverişte euro kullanımı henüz resmi olmadığı için Çek Kronu arayışım seyahate çıkmadan önce başlıyor.

Daha önce gitmiş arkadaşlar, Prag’da komisyon almayan bir iki adres söylemiş olsalar da (notlarıma göre: Mustek’den Palladium Alışveriş Merkezine giderken TCI Fridays’ı gecince soldaki pasaj içinde) işimi baştan garantiye alayım diyorum. İstanbul’da Kapalıçarşı’da çalışan bir arkadaşım aracılığı ile çarşıda kısa sürede buluyorum. Türkiye’de yaygın el değiştiren bir para birimi olmasa da alışveriş sırasında bozduran turistlerden gelen dövizler çarşıdaki bürolarda bulunabiliyormuş. 1 TL karşılığı 8 kron ediyor ve yanımda harçlık olarak 350 TL karşılığı Çek Kronu ve bir miktar da euro ile bir haftalık iş gezisi artı tatil programıma başlıyorum. Türkiye’ye yurt dışından gelip de “burası ucuz” derler ya, benim de şimdi Hollanda‘ya “pahalı” derken 2009’daki Çek Cumhuriyeti’ni “8’e mi bölüyorduk?” diye hatırlıyor olmam ironik! (edit: 2014 blog yazılarında Prag’ın turistin döviz etkisini keşfettiği ve oldukça pahalı olduğu yönünde)

Çek kronu, Prag şehir merkezinde veya havaalanında da bozdurulabilir ama 1000 euro altında yüksek komisyon alıyorlar, kocaman ilan panolarının altındaki ufacık yazılara dikkat edin!

Eski şehir meydanı (Staromestske namesti)

Eski şehir meydanı (Staromestske namesti)

Tabelalar genellikle Çekçe, pek İngilizce gördüğümü hatırlamıyorum ama temel bir kaç kelimeye göz aşinalığı olunca çok kolay geliyor. Hele ki İstanbul’da yaşamış birisi için tamamen huzur ortamı. Mesai başlangıcı ve çıkışı saatleri haricinde metro boş, yollar rahat. Aradığınız pek çok yere tramvay ile geze geze ulaşabilirsiniz. Özellikle 22 numaralı tramvay bir turist için en güzeli! Bir arkadaşım, kalabalık bir grup ile tramvaya bindiklerini ve sivil görevlilerin yaptığı bilet kontrolü sırasında biletsiz olduğu için ciddi miktarda bir ceza ödediğini anlatmıştı. Benim bu konuda bir acım olmadı. Tramvay penceresinden etrafı seyrederken gördüğüm bir parkta merdivenleri inen insan heykelleri dikkatimi çekmişti. Sonradan öğrendim ki, bu heykeller 2001 senesine belediye tarafından yaptırılmış ve özellikle komünizm döneminde kaybolan veya işkence gören insanları anlatıyormuş. Aralarından geçen bir çizgide de isimleri yazmakta imiş. Park Ujezd semtinde.

Orta ve üstü yaşındaki insanlar oldukça şıklar. Gün içinde göreceğiniz insanların çoğu turist, yerlileri ayırt etmek için de kıyafetlerine bakabilirsiniz bence! Gençler her yerde genç gerçi, genetik miraslarına rağmen fast food nesli genelde fazla kilolu.

Karel köprüsü (Karluv Most veya Charles Bridge)

Karluv Most (Karel Köprüsü veya Charles Bridge)

Oldukça uzamış pasaport kuyruğuna rağmen işlem yapan görevliler fazla sorgulayıcı değiller ve görece küçük havaalanında fazla oyalanmıyorum. 100 veya 119 numaralı belediye otobüsleri ile şehir merkezine ve metro istasyonlarına ulaşım mümkün. Parçalı bulutlu bir Cumartesi öğleden sonrasında otele eşyalarımı bırakıyor ve otele yürüme mesafesinde olan Ulusal müzeyi gidiyorum. Hem binası hem de sergileri başarılı. Birkaç saatinizi rahatlıkla ayırabilirsiniz. Kalıcı sergilerden taşların olduğu bölüm ilgimi çekiyor. En uzun zamanı ise, ilk günden ülkeyi, şehri, mimariyi, insanları daha doğru gözlemleyebilmem için de fırsat yaratan, Cumhuriyet sergisine ayırıyorum. Çiftçilik günlerinden Nazi dönemine ve bağımsızlık mücadelesi yıllarına, “Kadife Devrim” tarihine kadar pek çok detay çeşitli objeler, görseller ve videolarla anlatılmış.

Müze binasının önünde uzayıp giden geniş bulvar ve Vaclav meydanı (Vaclavske Namesti veya Wenceslas Square) alışveriş severler için de uygun görünüyor.

Prag Ulusal Müze

Prag Ulusal Müze

İlk günden yağmura yakalanıyorum ve önceki gün arkadaşımın verdiği gezi kitabını (ki ne daha öncesi ne de sonrası gezi kitabı okumuşluğum vardır!) ve çantamı bir kenara koyup yağmurluğumu giyeyim diyorum. Sonra da çantamı kapatıp elimdeki haritayı evire çevire yürümeye devam ediyorum, Ta ki, kitabı mağaza duvarının köşesinde bıraktığımı hatırlayana kadar. Hemen geri dönüyorum ama kitap yok. İngilizce bile olmayan bir gezi kitabını kim niye alsın ki, üç-beş dakika içinde gidiyor işte!

Eski Beyoğlu’nun, İstiklal Caddesi’nin, Tarlabaşı Bulvarı açılmadan önceki sokakların yüzyıl önceki halidir belki veya Halaskargazi caddesi üzerindeki eski Şişli evleri ama üstlerine henüz kat çıkılmamış hani diyerek seyrediyorum sokakları.

Üzerlerindeki resimler ve çizimler ile birer elbise giymiş gibi yüzyıllara direnen bu güzel binalar genellikle mimarlarının veya ilk sahiplerinin isimleri ile anılıyor. 

Karlov Most ayağındaki Saat kulesinden Vltava nehri ve Küçük mahalle

Karlov Most ayağındaki Eski Mahalle köprüsü kulesinden Vltava nehri ve Küçük mahalle

Altı gün boyunca gelip geçen yaz yağmurları ile ıslandıktan sonra Haziran ayı için ince bir yağmurluğun en önemli ihtiyaç olduğunu hatırlatmak isterim.

Yağmurdan kaçma bahanesi ile nerdeyse her kuleye çıktım, şehir manzara çok güzel. Bir kulenin üst katında restoran olduğunu ve ara katında da oyuncak trenlerin sergilendiği bir salonu gezdiğimi hatırlıyorum. Eski şehir meydanındaki City Hall’un (Mustek metro istasyonuna birkaç dakika yürüme mesafesindeki Belediye Binası) içinden de asansörle veya merdivenle çıkarak manzarayı seyretmek mümkün imiş. Dönüşte öğrendim, alacaklıyım!

Prag merkezde 5 tane bölge (mahalle) var ve her sokakta da masallardan fırlamış bir şehir gibi, pastel renklerde bir boydan masal evleri! Haziran başında güneşin batması saat 22’i geçiyor ve güneş açtığında da her yer çok güzel oluyor. Yürüyün ve yürüyün!

Tarihi binaların kapılarında veya duvarlarındaki resimler arasında yapım yılları da yazıyor ve benim kaldığım şehir merkezindeki otel binası 1895 tarihli idi, örneğin.

Prag sokakları

Prag sokakları

Pazar günü Karlov Most (köprü)’den karşıya geçip Kalede ve eski mahallenin (Hradcany) sokaklarında dolaşıyorum. Kale içindeki Aziz Vitus katedrali oldukça etkileyici ve görülmeye değer.

Vltava Nehri üzerindeki en güzel köprü olan Karlov Most (Charles Bridge) trafiğe kapalı ve sağlı sollu müzisyenler, ressamlar, sokak satıcıları ve turistler ile dolu. Köprü üzerinde boş bulduğunuz bir köşeye oturup oldukça keyifli zaman geçirebilirsiniz. Köprü üzerindeki heykellerin her birinin de şehir tarihine özgü farklı anlamları var.

Öğleden sonra Eski Şehir Meydanına geri dönüyor ve saatin tam olmasına çok yaklaştığını farkedip yağmura rağmen Astronomik saat kulesinin altında beklemeye başlamış turistlerin arasına karışıyorum. Kulenin üzerindeki saat zamanın yanında dünya ve güneşin konumlarını da gösteriyor. Her saat başında saatin çalması ile etrafında açılan pencereden 12 havariyi simgeleyen kuklaların sıra ile geçtiğini görüyorsunuz. Ayrıca saatin etrafındaki dört heykel de insanlığın dört günahını temsil ediyor.

Köprünün kale tarafında, 1980 döneminde gençler ile polis arasında kalmış, sonunda John Lennon’a adanmış bir duvar varmış. Duvardaki “barış” yazısı önünde fotoğraf çektirmediğim için Prag’dan alacaklı sayılırım!

Venedik San Marco meydanındaki saat için de anlatılan benzer bir hikâyeye göre, 15. yüzyıl başında saat tamamlandığında hükümdar saatçiyi kör edilmesini emretmiş ki aynı saatten tekrar yapamasın (diğer detayları gezilecek yerler yazımda bulabilirsiniz!).

astronomik saat

astronomik saat

Prag Kalesi’nin demir parmaklı kapısının önünde toplanmış turistler bugünkü asker nöbet değişim merasimini bekliyor. Ritmik adımlarla hareket eden askerlerin devir teslim töreninin ardından bilet sırasına giriyor ve yarım günlük bir gezi için St. Vitus Katedrali’ni de kapsayacak bir bilet satın alıyorum.

Gotik dönem eseri olan Aziz Vitus Katedrali, bugüne kadar gördüğüm en etkileyici katedral. Dışarıdaki yoğun ışıktan sonra içeri girdiğimde önce algılayamıyorum ama etrafı seyretmeye başlayınca “görkem” kelimesinin burada vücut bulduğunu hissediyorum.

Kalenin salonlarında, avlularında dolaşıyor, teraslarından manzarayı seyrediyor, bahçelerinde geziyorum. Kraliyet bahçeleri 16. yüzyılda Kral 1. Ferdinand için düzenlenmiş ve döneminin bahçe mimarisinin güzel örneklerini sunmuş. Surların dışına doğru, Kale içi mahalledeki dar sokak (altın yol) adını burada yaşamış olan kuyumculardan almış. ve sokağın bir yanında kale surlarındaki kemerlerin içinde, 1500’lerin sonlarında Kral 2. Rudolf’un 24 kale muhafızı için yapılan, parlak renkli küçük evler sıralanmış ve buradaki 22 numaralı ev, yazar Franz Kafka’nın 1. Dünya Savaşı yıllarında, bir süre yaşadığı evi.

Zamanında, sokağın adından dolayı, 2. Rudolf için altın üretmeye çalışan simyacıların bu sokakta olduğuna yönelik söylentiler çıkmış olsa da gerçekte, simya laboratuvarları Aziz Vitus Katedrali ile Barut kulesi arasındaki sokakta imiş. Altın ustaları, söylentilerden ancak bir yüzyıl sonra, 17. yüzyılda bu evlere yerleşmişler. 19. yüzyılda gecekondular ile dolan bölge 1950’li yıllarda restore edilmiş ve Altın yoldaki daracık evler bugün el işi atölyesi ve hediyelik eşya dükkânı olarak kullanılıyor.

İlk iki mesai gününde esasen bir kongreye katılmak için geldiğim bu güzel şehirde fazla vaktim olmuyor, ancak havanın da geç kararmasını fırsat bilerek haritada işaretlediğim yeşil alanlara, Prag manzarasını seyrediyor ve Eski Şehir meydanında vakit geçiriyorum.

Haritada dev bir metronom ile de işaretlenmiş Letna tepesindeki park, tarihin tozlu sayfalarında Prag Kalesine saldırmak isteyen orduların toplanma alanı ve yakın tarihte de komünist rejime karşı Kadife devrimcilerin büyük gösterilerine sahne olmuş geniş bir alana sahip. Güneşli bir günde Vltava nehri üzerindeki pek çok köprüyü tek karede görebileceğiniz güzel bir manzarası var. 

Letna parkından manzara

Letna parkından manzara

Salı günü akşamüstü şehrin merkeze göre güneyinde kalan Vysehrad Kalesi‘ne çıkıyorum. C metro hattı ile gittikten sonra kale kapısına (Leopold kapısı) ulaşmak için 10-15 dakikalık hafif rampa bir yoldan yürüyorum. Vltava’ya bakan kayaya tünemiş olan kalenin adı “yükseklerdeki kale” anlamına geliyor. 10. yüzyılda istihdam edilmiş ve Premysl prenslerine ev sahipliği yapmış bölgenin Çek halkı için önemli bir tarihi değeri var. Yoğun turist kalabalığı olmayan ancak güzel bir manzarası olan bu kalenin bir avlusunda Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi yer alıyor. Prens 2. Vratislav’ın 11. yüzyılda yaptırdığı kilise, 1129’da genişletilmiş, 13. yüzyılda yandığında yerine gotik bir kilise inşa edilmiş, 1885’de son kez Neo Gotik tarzda yenilenmiş ve 1902’de ikiz kuleleri eklenmiştir. 

Kilisenin yanındaki avlu ise 1870’lerde ulusal mezarlık olarak seçilmiş, muhtemelen tarihi ve soylu kişilerin defnedildiği bir mezarlık bulunuyor. Dört köşesinde heykeller olan bahçede kırlarda uzanmak, şarkı söyleyen veya top oynayan gençlerin arasına karışmak mümkün. Kalenin bir avlusunda da muhtemelen o gece düzenlenecek bir açık hava konseri için düzenlemeler görüyorum.

Şehirdeki beşinci günümde Prag’dan günübirlik ayrılıyor ve batıya doğru yaklaşık 130 km mesafedeki Karlovy Varyye gidiyorum.

Bu renkli şehirden İstanbul’a dönüş günümün sabahında da erkenden kalkıp Yahudi mahallesine (Josefov; Jewish Quarter) gidiyorum. Nazi döneminde yıkılmadan kalmış tek şehir olan Prag’daki bölgenin tarihi olarak da ayrı bir önemi ve değeri var. Mahalleyi ve Avrupa’nın ayakta kalmış en eski sinagogunu (Staronova Synagog; Eski-Yeni Sinagog; 1270) geziyorum.

Yahudi mahallesinde sinagogları gezmek için iki farklı bilet var ve fiyat-kapsam oranı değişiyor. Bir veya iki gün geçerli olacak biletinizi almadan önce kapsamını sorabilirsiniz. Bu Ortaçağ şehrini kısa sürede daha iyi anlamak için gitmeden önce biraz araştırmak faydalı olabilir. Zira, Prag mahallelere göre gezilmesi, tanınması gereken bir şehir. Bazı detayları ancak dönüşte araştırdığımda öğrenebildim ve kısaca özetledim.

Yahudi Mahallesi ile fark ettiğim bir detay da park etmiş araba modelleri oluyor. Bir haftada sanırım tek bir cip gördüm örneğin ve o da bu bölgede bir restoranın önüne park etmişti.

Dönüşte, Charles köprüsünü (Karluv Most) başı olan Eski Kule’deki (Bell’s tower) saat kulesine tırmanıyor ve şehri son kez seyrediyorum.

Prag’da rehberli bir gece turuna katılmadım ama oldukça yaygın bir gezinti şekli. Broşürlerden okuduğuma göre, Prag 2. Dünya savaşında ve ulusal bağımsızlık mücadelesi sırasında dökülen kanlar ile yoğrulmuş bir şehir ve gece gezileri o dönemlere ait hayalet hikâyeleri ile süsleniyor. Satılan pek çok hediyelik eşya da bu hikâyelerden nasiplenmiş. Örneğin, birer hayalet gibi çizilmiş evler, insanlar özellikle kediler ile süslenmiş estetik cam mumluklar bu tarihi şehirden bir parça taşıyor sanki. Prag’ın da kediler gibi dokuz canlı bir şehir olduğuna inanılıyor.

Eski-Yeni Sinegog (Staronova Synagoga)

Eski-Yeni Sinegog (Staronova Synagoga)

Yeme içme konusunda hem ben pek meraklı değilim hem de bildiğim kadarı ile Çek mutfağı pek fazla alternatif sunmuyor. Kocaman birer sandviç gibi şekerli ekmekleri var, içinde marmelat ve üstünde pudra şekeri. İlk gün kahvaltıda her şeyi şekerli görünce (peynir zeytin yoktu) sevmemiştim ama son günlerde sokakta gezerken atıştırmak için pastaneden satın aldığımı hatırlıyorum. Ana öğünler için tercihimi McDonalds ve KFC için kullanıyorum, bu restoranlar hem ucuz hem de çok yaygın.

Bir de Prag’ın milli içkisi olarak da anılan “Becherovka” birası var, hediyelik süslü kutular içinde. Prag’da bira sudan ucuz ve bira her ailenin evinde kendi ürettiği yerel bir Çek içeceği aslında. Bu yaygınlık ve gelenekselliğin devamı olarak da günümüzde ticarileştirilmiş çok sayıda markası mevcut.

Prag’da kukla oynatmayı da öğrenin ve en küçük boyundan da olsa (30 cm civarında) bir tane de hatıra alın. Ben üç farklı model gördüm ama hangisi orijinal hangisi Çin malı ayırt edemedim.

Şehirli insanlar arasında cep telefonu kullanımının çok yaygın olmaması da 2009 yılına düşülmüş bir dip not olsun! Kim bilir milenyum bu genç şehre neler getirecek?

Prag fotoğraf albümü >>>>

Karlovy Vary fotoğraf albümü >>>>

Prag'ın tahta el yapımı kuklaları

Prag’ın tahta el yapımı kuklaları

Haziran 2009