Balkanlar’a gitmeden önce derlenmiş hazırlık notları:

Başçarşı: Osmanlı zamanından kalma ufak şirin dükkânlar mevcut. Hediyelik eşyaları buradaki dükkânlardan temin edebilirsiniz.

Saray Bosna’nın en önemli camisi, Gazi Hüsrev Bey Camii de burada. Şehrin ortasında geçen nehrin adı “Miljacka”.

Etrafındaki köhne banklara oturup gelen geçene bakmak pek leziz.

Bakırcılar çarşısı, Saat kulesi, İsa Katedrali bulunan doğu-batı sentezi bir çarşı. Tito’nun konuşma yaptığı yerdeki Tito ateşi hala yanıyor. Çarşının içindeki çeşmeden su içenlerin bir daha Bosna’yı ziyaret edeceğine dair bir rivayet var.

Başçarşı bitince Ferhadije Caddesi başlıyor.

Caddede Avusturya-Macaristan etkisi hemen kendisini gösteriyor. Sağlı sollu kafeler, kitapçılar, giyim eşyası satan mağazalar hep bu cadde üzerinde. Buradan itibaren arka sokakta kalmakla beraber sinagog ve ana cadde üzerinde de roman Katolik kilisesi yer alır. Bosna Hersekli Katoliklerin ibadet yeri olan kilise, oldukça gösterişli bir yapı.

Bu cadde üzerinde giyim kuşam üzerine alışveriş yapabileceğiniz dükkânlar, bankalar (ziraat bankası da dâhil), bazı ülke elçilikleri bulunmaktadır. Pek çok kafe burada bulunur. Saray Bosna üniversitesine bağlı iktisat fakültesi de cadde üzerinde. Yaşlı sevimli amcaların dev taşlarla satranç oynadıkları park ta buradadır.

Devlet binalarının tamamına yakını Avusturya-Macaristan İmparatorluğu zamanından kalmış ve harikalar.

Özellikle başkanlık binası mükemmel!

Nehir kıyısında rahat bir yürüyüş yapmak isterdim diyenler içinse Ilıca adlı kasabayı tavsiye ederim. Saray Bosna kantonunun bitimindeki sakin yeşil düzenli bir kasaba. İçinden nehir geçiyor ve etrafı yürüyüş için mükemmel.

“National Museum” diyebileceğimiz müzeleri ise biraz merkezin dışında. Antik zamandan günümüze kadar Bosna tarihini müzede görebilirsiniz.

Hemen dibinde botanik bahçesi mevcut. Orayı gezmenizi tavsiye ederim. Bin bir türlü böcek var. Binalar ise estetik yönden gelişmiş. Merkezden yukarı çıktıkça eski Osmanlı evleri gibi binalar var.

Tünel: Butmir’de bulunan “savaş tüneli” savaştaki adıyla “umut” savaş yıllarında yiyecek içecek, mühimmat, iletişim ve kaçış noktası için kullanılmak üzere uzun uğraşlar sonucunda aylarca kazılarak açılmıştır. Tünel için Şiida Kolar adında bir kadın evini bağışlar ve evinin altından başlayan tünel 800 metre uzunluğundadır. Hava alanına kadar uzanır. Ev şu anda müzeye dönüşmüştür ve bağışlayan kadın hala o evde yaşamaktadır.

Tünelin sadece 10-15 metrelik kısmı açık diğer kısımları savaş sonrasında kapatılmış. Açık olan kısmı gezmeden önce ve sonra rehberin savaşı anlatan sunumu, Saray Bosna Bombardımanı ve Tünele ile ilgili video gösterileri bekliyor bizi. Ayrıca burada tünel yapımında kullanılan malzemeler de ( araç-gereçler, el arabaları, yiyecek taşınan çuvallar ve sırt çantaları..) sergilenmekte. Tünelin yapılma sürecinden biraz bahsedersek. Birleşmiş Milletler, insani yardım yapabilmesi için hava alanı bölgesinin kuşatma dışı tutulmasını istemiş, bu alan dışında sürekli olarak bomba ve mermi yağmuru altında bulunduğu için Boşnakların askeri malzeme ve gıda temin edebilmeleri için bu alanı kullanmaları gerekmektedir. Bu alanı kullanan bir sürü insan bu yolda ölmüş. Bu nedenle hava alanı bölgesine giden bir tünel yapma fikri ortaya atılır. General Râşid Zorlak, tünel kazma işini gerçekleştirmek için iki mühendisi görevlendirir. Bunlardan biri sonradan Bosna-Hersek Başbakanı olacak Necat Brankoviç, diğeri de Fadil Şero’dir. Tünelin başlangıç noktaları Dobrije ve Butmir olarak seçilir, her iki taraftan ummalı bir kazı çalışması ile 4 ay sonunda yaklaşık 800 metrelik bir tünel olarak 30 Temmuz 1993 tarihinde tamamlanır. Yiyecek, mazot, cephane, ilaç ve yaralı sevki yapılan tünelin faaliyete geçtiği ilk zamanlarda her şey insan gücüyle taşınır. Sonraları köşebent demirden mini raylar ve vagonlar yapılır. Böylece tünelden nakliye daha da kolaylaşır. Savaş bittiğinde, tünel inşasının başladığı bu ev müze haline getirilir.

MOSTAR

Yolculuk, 2 saat sürüyor.

Hırvatların kendilerini zoraki kabul ettirmeye çalıştığı şehir. Bu amaçla, şehrin en tepe noktasına, şehrin her yerinden görülebilecek büyüklükte bir haç dikilmiştir. Kimilerine göre bu haç, Mostar Köprüsü’nü yıkan topların mevzilendiği dağa koyulmuştur. Bazı yerlerde Hırvatistan bayrakları dalgalanmaktadır. Savaştan önce %20 bile olmayan Hırvat nüfusu, savaştan sonra %48 olmuştur.

Boşnakların bu haçlarla ilgili bir fıkrası var. Onların fıkra kahramanları Moşa (Boşnak Temel)’ya bir gün sormuşlar “Moşa, Mostar’daki dev haç için ne düşünüyorsun” diye. O da cevap vermiş “ülkemiz için önemli bir artıdır”.

Şehrin Boşnak tarafı ile Hırvat tarafı arasındaki tek fark binaların yaşı, eski tarafında Boşnaklar yaşıyor. Mostar köprüsünün biraz arkasında aynı köprünün minyatürünü görebilirsiniz. Arnavut kaldırımı sokaklar, şirin taş binalar Mostar’in simgeleri.

Evliya Çelebi seyahatnamesinde şöyle anlatmış:

“Mostar şehrinde sanki insan eliyle ve aklıyla yapılmamış, cennetin gök kuşağına benzer bir köprü var. Ben, Allah’ın aciz kulu evliya, derim ki 16 imparatorluk geçtim, iki bulutu bağlarcasına yüksek bu ulu köprü gibisini görmedim.

Şehrin birçok cüretkâr çocukları köprüden aşağı sıçrayıp nehre düşer ve güya bir kuş gibi uçar, her biri bir çeşit perende atarak suya düşer. Kimi baş aşağı, kimi bağdaş kurar, kimisi ikişer, üçer birbirini kucaklayarak suya atlarlar ve derhal kenara çıkıp kayalardan yukarı tırmanarak köprübaşına gelirler. Köprü üzerindeki vezirler ve ayanlardan ihsanlar alırlar. Birçok delikanlılar evlerinden ustalarının dükkânlarına yemek götürürken köprü üzerinde gitmeyip başında yemek tablası ve iki elinde sefer tası varken ince korkuluk üzerinden seyirtip seyredenlerin yüreklerine heyecanlar salarlar idi.”

Mostar Köprüsü: Kanuni bir gün baş mimarı Sinan’ı huzuruna çağırarak şöyle demiş: “Ey koca mimar batıda gittiğimiz en uç ilimiz Mostar’da öyle bir köprü yaptırasın ki eşi benzeri görülmeye, bakan gözü gönlü fethede, türkün adını hatırlata, yaşata!”. Köprü, Neretva nehri üzerine, 1566 yılında Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayruddin tarafından yapılmıştır. Güzelliğinden dolayı köprüye “taş kesilmiş ay” denmiştir. Köprü ‘92 yılında Sırplar tarafından saldırıya uğradı, ‘93 yılında ise Hırvatların da saldırısıyla tamamen yıkıldı. 2004 tarihinde Türk şirketi inşaatını tamamladı ve Prens Charles tarafından açıldı. 2005’te dünya miras listesine girdi.

Blagay Tekkesi

Mostar’dan sahile dönüş yolu üzerinde tabelası var.

Şehrin müslüman tarafı camileri, evleri ve köprüsüyle çok hoş bir Osmanlı şehri. Tekke, Mostar’ın 20 km kadar dışında kalıyor. Buna nehrinin de kaynağı da aynı yerde. Avrupa’nın en büyük karstik kaynaklardan biri. Saniyede 43 ton su çıkıyor. Suyun sıcaklığı 10 derece. Tekkenin 550 yıllık bir tarihi var. Tekkenin tavanları, ahşap süslemeleri çok güzel. Hamam kubbesi yıldızlı.

Bosna Hersek Tarihi:

Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni oluşturan altı federe devletten birisi olan Bosna-Hersek’in sınırları 1878 Berlin Kongresi’nde çizilmiştir. bu sınırlar içerisinde bilindiği gibi Boşnak, Sırp ve Hırvatlardan oluşan üç etnik grup iç içe yaşamışlardır. Ancak; dış etkiler, kültürel propaganda ve inançlara dayalı mücadele, bh (Bosna Hersek) halkını birbirinden kesin çizgilerle ayrılan söz konusu bu üç etnik grubu meydana getirmiştir.

Bosna-Hersek’te en büyük etnik grubu oluşturan Boşnaklar (müslümanlar) ilk defa 1968’den sonra bir millet olarak (“değişik etnik bir grup”) görülmeye başlanmıştır. Önceleri (yugo-slav) Güney Slavlar olarak adlandırılmış, daha sonraları ise belli bir süre sadece dini kimlikleri ile anılmışlardır.

1979’da 13 arkadaşı ile beraber tutuklanan Alija İzzetbegoviç, serbest kaldıktan sonra, 1989 yılında SDA (Demokratik Hareket Partisi) ni kurmuş ve kısa zamanda Boşnakların parti çatısı altında toparlanmasını sağlamıştır. Bu durum Bosna-Hersek’deki Sırp ve Hırvatların da kendi partilerini kurmaları ve partileri etrafında toplanmaları sonucunu doğurmuştur.

Bosna-Hersek’te partileşme hareketleri devam ederken özellikle SDA’nın faaliyetleri neticesinde, 1989 tarihinde serbest seçimlerin yapılmasına karar verilmiş ve seçim sonucunda her üç parti de Bosna-Hersek’deki etnik dengeye uygun oranda oy almışlar, doğal olarak ilk hükümet üç etnik gruba ait partilerin katılımı ile kurulmuştur.

1991’de daha önce anlatılan üç devletin bağımsızlığını ilan etmesi üzerine, Miloseviç, Bosna-Hersek ve Makedonya hükümetlerine birlik çağrısı yaparak, Federal Yugoslavya Cumhuriyeti çatısı altında toplanılmasını teklif etmiştir. Ancak Bosna-Hersek yönetimi, Slovenya ve Hırvatistan’ın ayrılması ile müslüman Boşnak halkının Sırplar karşısında yalnız kalacağı endişesine kapılarak bu teklifi kabul etmemiştir. Üstelik SDA’nın hazırladığı Bosna-Hersek’in “toprak bütünlüğü, bölünmezlik ve egemenlik” önergesini meclise sunmuştur. Bu önerge SDS tarafından protesto edilmiş ve Bosna-Hersek’in bağımsızlığı halinde, kendilerini Miloseviç’in temsil edeceğini açıklamışlardır. Aradan fazla zaman geçmeden de içinde Krajina ve Slavonia Sırplarının da bulunduğu “özerk batı Sırbistan” fikrini ortaya atmışlardır.

SDA’nın sunmuş olduğu söz konusu önergenin Boşnak ve Hırvat milletvekillerinin oyları ile kabul edilmesi ve SDA’nın, Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra meydana gelen Sırp-Hırvat çatışmalarında da Sırp hareketlerine karşı çıkması, bu iki grubu birbirine yaklaştırmış, neticede mevcut hükümet yıkılarak SDA+HDZ hükümeti kurulmuştur.

Yeni hükümet Bosna-Hersek cumhuriyetinin bağımsızlığını öngören bir önerge hazırlayarak meclise sunmuş ve bu önerge meclis çoğunluğuyla kabul edilmiştir. SDS bu kararı da şiddetle protesto ederek yapılacak referanduma Sırpların katılmaması kararını almıştır. Sonuçta 1992 yılında yapılan referandum %63 katılımla gerçekleştirilmiş ve %99 kabul oyu ile Bosna-Hersek cumhuriyetinin bağımsızlığı ilan edilmiştir.

Olaylar bu şekilde sürerken çok ilginç bir gelişme daha yaşanmıştır. Bu gelişme; Sırp ve Hırvatların Avusturya’nın Gras kentinde Bosna Hersek’i bölüşmek için anlaşmaya varmaları olmuştur. Buna göre Sırplar Bosna Hersek’in doğusunu ve kuzeyini, Hırvatlar ise Hersek’i alacaklardır. Bu anlaşma ile “ifade edilen paylaşım bugünkü Bosna-Hersek cumhuriyetinin bölünmüşlüğü” ile paralel olması bakımından önemlidir.

Bağımsızlık ilanının hemen ardından Radovan Karadziç liderliğindeki Sırplar Bosna-Sırp cumhuriyetini kurduklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine Bosna-Hersek hükümeti federal ordunun ülkeyi terk etmesini istemiş, ancak %80’i Sırplardan oluşan federal ordu bir kısmı ile silahlarını Sırplara bırakarak çekilirken kalan kısmı Bosna-Sırp ordusunun esas unsurunu teşkil etmiştir.

1 Mart 1992’de Bosna-Hersek hükümetinin bağımsızlık kararı, yapılan referandumla kabul edilmiş 7 Nisan 1992 günü ise hem ABD hem de Avrupa Topluluğu tarafından resmen tanınmıştır.

Bunun üzerine “referandumu boykot eden Bosnalı Sırplar” aynı gün Saray Bosna’yı kuşatarak şehri top ateşine tutmuş ve bir caminin bombalanmasıyla savaş başlamıştır. Aynı günlerde Bosnalı Hırvatlar da Bosna-Hersek’in güney kesimlerini içine alan bölgede, başkent Mostar olmak üzere “Hersek-Bosna Cumhuriyeti’ni” ilan etmişlerdir.

Bosnalı Sırplar, Bosna-Sırp bölgesi içinde olduğunu iddia ettikleri şehirlerden azınlıkta oldukları yerleri yoğun topçu ateşi altına alarak Boşnak üzerinde etnik temizlik faaliyetini başlatmışlardır. Bu faaliyet; Bosanski Brod, Brçko, Zvornik, Bjeljina, Banja Luka, Dervanta, Doboj, Serebrenica, Gorazde gibi yerleşim birimlerinde yoğunlukla uygulanmıştır.

Savaş 1992 yılı sonuna kadar daha çok meskûn mahal muharebeleri şeklinde devam etmiş Bosnalı Sırplar Bosna-Hersek topraklarının %70’inde kontrolü ele geçirmişlerdir. Bu muharebelerde birçok insan öldürülmüş ve yerinden edilmiştir.

Yerinden edilen Boşnakların Bosna-Hersek’in iç bölgelerine doğru göç etmesi ile nüfus yoğunluğunun Hırvatlar aleyhine değişmesi ve Boşnakların Bosna Sırp ordusuna yenilmiş olması, Bosnalı Hırvatları daha önce Avusturya’nın Gras kentinde Sırplarla yaptıkları anlaşmayı uygulama ve böylece Bosna-Hersek’te yeni kazanımlar elde etme gayretine yöneltmiştir.

1993 yılı başında Boşnak ve Hırvatlar arasında ilk çatışma Prozor bölgesinde meydana gelmiştir. En ağır çatışmalar ise Mostar’da olmuş ve kısa sürede Mostar’ın %45’i harabeye çevrilmiştir. Travnik, Zavidovici, Bugojno, Gorni Vakuf, Fojnica, vites gibi yerleşim birimleri de Hırvat-Boşnak çatışmalarına sahne olmuştur. Bu arada Boşnaklar ile Sırplar arasındaki çatışmalar Zepa, Serebrenica ve Gorazde bölgeleri başta olmak üzere devam etmiştir.

Savaş süresince birleşmiş milletler güvenlik konseyinin “çatışmayı durdurmak için almış olduğu tedbirler sonuç vermemiştir”. Bosnalı Sırpların Saray Bosna kuşatması ve şehre yönelik topçu ve havan atışları iki yıl boyunca devam etmiş ve 5 Şubat 1994 günü bombardıman sırasında pazar yerine düşen bir havan mermisi 68 sivilin ölmesine ve birçok kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. Bu olay üzerine NATO bir ültimatom yayınlayarak Bosnalı Sırpların, ağır silahlarını şehrin 20 km uzağına çekmesini istemiştir. ABD ise Boşnak ve Bosnalı Hırvatları politik baskı ile ateşkese zorlamış, ateşkes 23 Şubat 1994’te sağlanmıştır. 1 Mart 1994’de ise Boşnak ve Bosnalı Hırvatlar arasında Washington’da “federasyon anlaşması” imzalanarak bu iki etnik grup arasında çatışmalara son verilmiştir.

1994 yazında Birleşmiş Milletler’in barış girişimlerinin sonuç vermemesi üzerine ABD, Rusya, Fransa ve Almanya’dan oluşan Bosna temas grubu (BTG) kurulmuştur. BTG, Bosna-Hersek topraklarının %51’ci Boşnak-Hırvat federasyonuna, %49’unu Sırplara veren bir plan yapmış, ancak bu plan da Sırplar tarafından kabul edilmemiştir.

Boşnak ve Bosnalı Hırvatlar arasındaki bu anlaşma, Bosnalı Sırp birliklerini yeniden harekete geçirmiştir. Bunun üzerine NATO kuvvetleri, Gorazde ve çevresinde tertiplenmiş olan Bosna-Sırp kuvvetlerine karşı hava saldırısı düzenlemiş ve Sırp kuvvetlerinden derhal ateşlerini kesmesini istemiştir. Ancak çatışmalar çeşitli bölgelerde 1995 yılı başına kadar devam etmiştir.

1995 yılı başında Bosnalı Sırplar ile Boşnaklar arasında 4 ay süreli ateşkes anlaşması imzalanmış ancak bu anlaşma hükümlerine de uyulmamış ve çatışmalar devam etmiştir.

Mayıs 1995’de Bosna Sırp birlikleri; Saray Bosna’yı yeniden topçu ateşi altına almaya başlamış ve NATO hava saldırısını önlemek için de 350 kadar birleşmiş milletler askerini rehin alarak NATO’nun hava taarruzlarını yöneltebileceği muhtemel hedef bölgelerine yerleştirmişlerdir. 28 Ağustos 1995 günü Saray Bosna’daki pazar yeri yakınına yeniden mermi düşmüş 37 sivilin daha ölmesine ve 85 kişinin yaralanmasına sebep olmuştur. Bunun üzerine NATO savaş uçakları Bosna Sırp hedeflerine yoğun bir hava taarruzu düzenlemiştir. NATO’nun bu kararlı tutumu üzerine Bosnalı Sırplar Saray Bosna etrafındaki ağır silahlarını çekmeyi kabul etmişlerdir.

ABD’nin girişimi sonucu 12 Ekim 1995’den itibaren yürürlüğe girmek üzere taraflar 10 ekim günü bir ateşkes antlaşması imzalamışlardır. Ateşkes imzalandığında Bosna Hersek topraklarının %52’si federasyonun, %48’i Sırpların kontrolünde kalmıştır.

1-21 Kasım 1995 tarihlerinde barış görüşmeleri ABD’de (Dayton-Ohio) sürdürülmüş, taraflar uzun ve çetin görüşmelerden sonra barış antlaşmasını imzalama konusunda uzlaşmaya varmışlardır. Boşnak ve Bosnalı Hırvatlar 10 Kasım günü Dayton’da imzaladıkları bir anlaşma ile Bosna-Hersek Federasyonu’nu hayata geçirmeyi kabul etmişlerdir.

Barış için genel çerçeve antlaşması (General Framework Agreement for Peace – Dayton Antlaşması) 14 Aralık 1995 günü Paris’de imzalanmış ve aynı gün uygulamaya konulmuştur.

———- 0 ———-

DUBROVNİK

Dubrovnik tarihi:

Hayatları boyunca çeşitli milletlerin himayesi altına girmiş (7. ve 12. yüzyıllar arasında Bizanslıların himayesi. Bu dönemde özellikle 12. yy’da burası önemli bir ticaret merkezli olmuş. 12. Yüzyılda Venediklilerin kontrolüne giren ülke 13. yüzyılda Hırvat–Macar krallığının kontrolüne girdi. 15. yyda yeniden el değiştiren ülke 16. yy’da Osmanlıların himayesine girmiş. 19. yüzyıl baslarında Napolyon işgal etmiş ama fazla elinde tutmamış ve 1815’te Avusturya’ya devretmiş. 1918’e kadar bu şekilde kalmış) ama hep rahat bırakılmış olmalarının sebebi ülkenin ticareti iyi yapması ve karşılığında bu devletlere iyi vergi verebiliyor olma siydi.

Dubrovnik’de ne yapılır?

Kale kapısından içeri, Old Town denen tamamen kale duvarları içinde kalan bölüme girdiğinizde sizi Onofrio Çeşmesi karşılar. 1438’de yapılmış bu çeşme 1667 depreminde büyük hasar görmüş. Çeşmeden akan su şehre 12 km mesafeden geliyormuş. St. Saviour Kilisesi 1528’de tamamlanmış ve 1667 depreminde kurtulan bir kaç binadan biri. Ayrıca Avrupa’nın ikinci en eski sinagogu buradadır. Yapıldığında sırasıyla gümrük binası, darphane, hazine binası, banka olarak kullanılan Sponza Sarayı su anda arşiv binası olarak kullanılıyor. Burada tarih meraklılarını heyecanlandıracak yaklaşık bin yıllık yazışmalar bulunmakta. Bu binayı ilk önce gotik tarzda yapmaya başlanmış fakat ikinci kata çıkana kadar Rönesans başlamış ve ikinci kat Rönesans etkisinde kalıp bu şekilde tamamlanmış.

Tabi ki şehrin içi kadar şehri çevreleyen duvarların üzerinde yürümeden olmaz. 2 kilometre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeki duvarın genişliği kara tarafında 6 metre iken deniz tarafında 2-3 metre genişliğindedir.

Eğer bu şehri bir de yukarıdan görmek isterseniz dar yollardan çıkarak şehrin arkasındaki dağin tepesinde gördüğünüz hacın oraya çekip manzaraya hayran olabilirsiniz. Güneş batarken ve güneş battıktan sonra şehir ışıkları altında burayı görmenizi tavsiye ederim. Burada bir bina daha var. Kale olarak kullanılmasının yanında daha sonra hapishane olarak kullanılmış. İçinde 1991 savaşında kullanılan haritalar, askeri kıyafetler, bomba ve füzeler, askerlerin özel eşyaları, günlükleri ve Sırpların saldırıları sırasında çekilmiş video görüntüleri de var.

Lapad Adası: Yerli halk genelde Lapad’da kalıyor.

Mljet Adası:

Önceleri Yunanlıların askeri amaçlarla kullandığı ada daha sonra Romalılar tarafından alınmış. Slavlardan önce Bizanslılar tarafından da kullanılmış ve en sonunda Dubrovnik’e bağlanmış. Govedari Parkı adanın girişinde yer alıyor. Parka girişte satılan bilete otobüs ve feribot ücreti de dâhildir. Adaya geldik, feribot bileti neden demeyin! Burası öyle fantastik bir ada ki ortasında bir göl ve gölün içinde de bir ada daha var. Mljet Adası’nda aslında iki tane göl var: Malo Jezero ve Veliko Jezero. Veliko Jezero gölünün ortasındaki adada 12. yüzyılda yapılmış bir manastır var.

———- 0 ———-

Balkanlar’a yaptığım ilk seyahat: Dalmaçya Kıyılarında 12 gün (Eylül 2014)