Ne sihirdir ne keramet…

öncesi şikayetlerim:

1989: Sağ ve sol -1,50 miyopi (astigmat yok)

2005: Sağ sol dışa doğru kayma şikayeti ile şaşılık ameliyatı (Çift görme veya göz tembelliği yok)

2010: Sağ ve sol -4,50 miyopi (astigmat yok ve miyopi son altı yıldır ilerlemiyor)

Lens kullanımı: son 4 yıl (“O2 optix” ; sadece şehir dışında/yolda iken ve bilgisayar yok ise bir iki gece üst üste kullandım, onun dışında her gece veya evde iken tüm haftasonları çıkarttım)

Hastane seçimi:

İstanbul Cerrahi Hastanesi

Op Dr Sinan Göker MD

Op Dr Fatih Meydanoğlu (muayenelerimi yapan doktor)

Açıkçası ben doktoru seçtim. Çocukluğumdan bu yana adını bildiğim ender insanlardır kendisi. Çocukluktan kalan bir anı gibi. Çizgi film kahramanı gibi!

Geldiğim noktada bazı tesadüflerin de etkisini de inkar edemem!

Muayene:

Randevu alırken de dedikleri gibi 3-4 saat hastanede geçiyor. Toplam muayene süresi yarım saat kadar sürse de beklemeler oldukça keyifsiz.

2005’de de bu muayeneyi yaptırmıştım ve o zaman gözlerimin uygun olduğunu söylemişlerdi. Bu nedenle tek endişem kuruluk problemi idi ki lens kullanımı da bunun sebebi oldu.

Operasyon:

Randevum saat 11’de idi.

Saat 12 gibi Fatih bey çağırdı ve gözyaşı kanallarımı tıkamak için iki gözüme de silikon tıpa taktı.

Önceki gün muayene sonunda Sinan bey, lens nedeni ile gözümde kuruluk oluştuğunu ve bunu kontrol edebilmek için lazer öncesi tıpa takılacağını söylemişti. Altı ay kadar sonra vücut bunları atıyormuş.

Takarken acımıyor, sağa bakıyorsun ve sağ gözünün gözyaşı kanalına ufacık birşeyi cımbız ile geçiriveriyorlar; sonra da sola.

Acı yok!

Ahırkapı Hıdrellez kutlamaları - 2010

Ahırkapı Hıdrellez kutlamaları – 2010

Üst kata çağrıldık. Hemşire “diyazem” isimli bir hap verdi. Teskin edici yeşil reçeteli bir ilaç imiş. Yarım saat sonra kullandığım bir ağrı kesici ilacı içmemi söyledi (bu süreç hakkında, önceki günkü muayeneden sonra, operasyon için randevu verirken doktorun asistanı da bilgi vermişti)

Bunlar saat 13’de oldu ama hemşire ve koordinatör hanım saat 14:30 gibi bekleme odasına gelip benim  gibi sona kalan bir kaç hastaya operasyonun akşam 17:00’ye ertelendiğini söyledi!

Bende pek etkisi olmadı. Öncesinde epey beklediğimiz ve benim pek konuşacak halim kalmadığından da yeterince sessizleştim. Biraz da uykum geldi. Reçeteli sakinleştirici içip de pembe bulut filan görmedim yani!

Yanımda gelen arkadaşım akşama kadar ofisine geri döndü, ben de yemek molası verdim. Akşamüstü hastanede buluştuk.

Gözlerimi temizlemek için sildiler. Bir de damla damlattılar. Sonra elimde dosya gene beklemeye başladım.

Dosyada yazılanları okuyorum. Numaralar için -4,50 ve -4,75 yazmışlar. Alt satırda da 0,25 numara eksikleri var. Sanırım uygulanacak lazer miktarını gösteriyor bu satır!

Bu sırada yakını görüyorum ama uzak görüşüm gittikçe azalıyor. Muhtemelen göz bebeklerim de büyümeye başlamıştır. Koridorda yalnız yalnız oturuyorum ama ne kadar zaman geçtiğine bakmadım. Sağımdaki odaya da giren çıkan oluyor ama solumdaki odanın kapısında “laser room” yazıyor ve içerden matkap sesi gibi bir ses geliyor arada. Kapı açılıp kapandığında da bir müzik sesi, dımtıs dım tıs, disko müziği…

Sanırım fazla beklemedim ama bir ara Sinan bey önümden geçerken dosyanı mı okuyosun demişti.

Az sonra bi hastabakıcı (ben öyle sanıyorum (aa hakkaten ya neden görsel birşey yok bu aralarda, renkleri filan hatırlıyorum ama yüzleri hatırlamıyorum. Damlanın etkisi galiba, uzağı görmemeye başlamışım demek ki ama dosyayı okuyabiliyorum) geldi. Önce sağımda kalan odaya götürdü beni. “Gözlerini kapa istersen, ışıklar parlak burada” dedi. Ama o odanın kapısında “laser room” yazmıyordu. Hemşireler de vardı odada, standart laflama yapıldı.

Dosyada yazan “531 mikron” kornea kalınlığımmış ve 500 mikron üzeri normalmiş.Benimki de çok iyiymiş.

Sinan bey geldi. Fatih bey de geldi. İlk başta damla damlatan hemşire bir gözümü kapamıştı zaten. Diğer gözümün içine eğilip baktılar. Çok komik!

“9,4” dedi biri önce, sonra Sinan bey “9,2 iyidir” dedi, bu ne demek bilmiyorum!

Oh be, Sinan bey sempatik gelmeye başladı, muayenede çok sıkıcı ve sinir bozucu bir tipti!

Önce göz kapaklarını açık tutmak için bi alet takıyoruz şimdi dedi. En alttaki video linkinden de görüldüğü gibi (ekartör).

Acıtıyor!

“Acıdı” dedim, “tamam gevşetiriz biraz” dedi!

Bir ara  “yıkıyorum” dedi ve ekartör takılı gözümü hortum tutar gibi yıkadı. Sonra kapattı. Sağ gözüme de aynı şeyi yaptılar.

“Diğer odaya gidiyoruz şimdi” dedi. Az önceki gibi görüyodum yine. Diğer bey elimi tuttu karşı odaya gittik.

“laser room”

Bir müzik sesi vardı evet ama matkap nerede pekiyi?

Kırmızı bir top görüyorsun önce,. Bazen netleşiyor, bazen de yeşil oluyor. Etrafında, köşegenlerde 4 blok beyaz toplar, onlar da arada netleşiyor arada flulaşıyor. Bu geçişlerin öncesinde Sinan bey söylüyor ve oldu mu diye onay bekliyor.

Hafiften gelen bir yanık kokusu…/ ?!?

“Aa epitel dokun kırılganmış, iyi ki femto yaptık” dedi. “O ne demek” demişimdir kendimi tanıyorsam, “en dıştaki doku ile ilgili” dendiğini hatırlıyorum bir yerlerde!

“Lens takalım” dedi yanındaki hemşireye.

Oh acı yok bişey yok, dımtıs dım tıs, bu lens de ne ola ki?

“Videosu alınabiliyor mu” diye sordum, Sinan bey de oradakilerine “kaydı açsanıza” dedi. Henüz sormadım ama muayenede sorcam, videomu isterim!

Sağ gözüm kapatıldı, Sol açıldı.

Aynı disko topları!

Haydi hop, o da bitti, geçmiş olsun!

Dışardaki odada bekle geliyorum şimdi, dedi Fatih bey.

Hemşire eşliğinde koridorun başında damla damlatılan ilk odaya gittim. Damlalarımın isimlerini ve yatmadan önce beşer kez damlatmamı söyledi. Yatmadan yarım saat önce içmem için bir tane Zanax verdi (bu da yeşil reçeteli bir ağrı kecisi imiş).

Ameliyattan önceki kadar görüyorum en azından!

Fatih bey geldi bu arada, sol gözüme lens taktı. Sonra “çeneni ve alnını yasla, sağ kulağa bak, sol kulağa bak” yaptık (standart bir muayene, parlak bir ışık çizgisi eşliğinde göz bebeğime bakıyorlar).

Uzaylı gözlüğü gibi bir siyah plastiği elime tutuşturdu ve “bu gözlüğünü yatarken ve sabah buraya gelirken de tak” dedi.

Hemşire, o siyah ve kocaman uzaylı gözlüğünü başıma taktı.

Eve gidiyoruuuz!

Net olmamakla birlikte siyah-beyaz bir görüntü var ve acı yok!

Hastaneden çıktığımızda saat 19 sularıydı. İçeride toplam bir saat kadar yalnız kaldım sanırım ve damlanın etkisini göstermeyi beklemek, hazırlık ve sonrası muayene sürelerini de çıkarınca operasyon 15 dakika kadar sürmüştür.

Sokağa çıktığımızda akşam karanlığında güneş gözlüğü takmış ıslak gözlerin görebildiği netlikte görüyordum! Yağmur çiseşiyordu.

Eve gelince, ilk damlalarımı damlattık. Bu arada bir de 6 yıl kadar önce tedavi olmuş bir arkadaşımla telefonla konuştum ki “acı yok ve gayet güzel de görüyorum” dediğimde ne kadar gülmüş olabileceğini ancak bir kaç saat sonra anlayabildim!

Saat 19:30 oldu bir acı hissi yok, bir ara acaba bişey olmadı mı diye bile düşünmeye başladım, itiraf ediyorum ki!

Sonra, hafif hafif bi batma başladı, hani lensi kurumaya başlamıştır da göz kırparsın bir kaç kez geçer ya, o kadar işte.

Normalde bile florasan ışığından pek hazetmeyen biri olarak ve tedbir de amaçlı evde ışığı yakmadım.

Biraz yemek yedim, bir saat geçti ve damlaların ikinci turu…lay lay lom…

Gözümü cidden uyuşturmuşlar; damlanın etkisi geçtiğinde televizyonun fişini bile çektim, televizyonun açık ışığını görmemek için!

Ne batma ne sancı, garip bir acı var. Damla damlatmak için gözümü ancak bir elimle göz kapağımı tutarak açabiliyorum.

Yaklaşık 3 saat (3 tur daha damla için) bu şekilde geçiyor.

Hep derim, cep telefonu dediğin konuşmaya ve radyo dinlemeye yarar!

Bağıra bağıra şarkı söylemek iyi bir rehabilitasyon yöntemi!

Nerdeydi o ufacık hap, “yatmadan yarım saat önce iç” dedikleri…Hapı iç, son damlaları damlat ve yorganı ört…

Sabah uyandığımda acı yoktu ve görüyor sayılırdım.

Gözlüğüm ile daha kötü idi ama, demek ki bişeyler olmuş!

Cumartesi sabahı 10:00 da ilk muayene randevusu!

Sapanca 2010

Sapanca 2010

Ertesi gün muayenesi:

Önceki gün bana hastanede eşlik eden arkadaşım sabah da kahvaltı getirmişti ve kahvaltıdan sonra tekrar hastanedeyiz.

Doktor, gözlerimdeki lensleri çıkarmayı önerdi. Gece onlarla uyuduğum için gözlerim şişmişti ama bu şekilde hava alamayacağı için iyileşme süreci gecikecekti. Çıkarınca da epitel dokumdaki hassasiyet nedeni ile ağrı olacaktı.

Lensler çıkarıldığında, ilk satır tamam ama alt iki satırı göremiyordum. Aynı gün üçüncü çeşit damlaya da başlayacaktım.

İlk hafta boyunca üç farklı damla günde beşer kez! Ben, her saat başı bir damla şeklinde yaptım ama çakışan saatlerde beşer dakika ara ile de damlatabilinirmiş.

İlk ay muayanesi:

Altıncı hafta içindeyim. İki haftadır damla yok. Geçen hafta evde izinli idim ve bilgisayar da kullandım sayılmaz ve herhangi bir kuruluk sorunum da olmadı. Ama dün ve bugün acıtan bir kuruluğum oldu.

Bugün numara kontrolü için muayeneye gittim.

Fatih bey muayene doktorum. “Memnun musun” diye sordu, “alıştım, güzel!”, “numara farkı var gibiydi ama şimdi çok azaldı” dedim. “Gözün zumlama yaparken oluyordur, henüz erken iyileşme aşamasındasın” dedi.

Alt satırı okudum. Kırmızı ve yeşil levhalara baktım.

Önceki mi sonraki mi, öncekinde kırmızı idi ama sonrakinde yeşil daha parlak oldu.

Numara alıyor denemezmiş. 0,25 ile 0 arasıymış.

“Kuruluk hissettikçe göz yaşı damlasını kullan bi zararı yok” dedi. “Miktarını da sen ayarla” dedi, ne kadar ihtiyaç görürsen, bir damla da olurmuş sekiz de…

Lensten dolayı olan kuruluk kalıcı ve lazer de bunu biraz artırıyormuş ama zamanla da azalırmış lazerin olumsuz etkisi. Bilgisayar yokken bir sorun yok.

Ayrılırken “altıncı ay sonunda tekrar görelim” dedi.

Altıncı ay muayenesi:

5,5 aydır yeni gözlerimle bakıyorum dünyaya!

İnsan rahata çok çabuk alışıyormuş. Bir de yaz geçip akbil gibi güneş gözlüğü taşıma işi de bitince iyice unutucam sanırım, gözlük veya lens olmadan, uykudan uyanır uyanmaz görememek nasıl bir his!

Geçen sürede; Nisan ortasında hayatımda ilk kez gözlerimde alerji oldu,

Cumartesi ve Pazar, Emirgan’dan Gülhane’ye lale peşinde koşunca fazla polene maruz kaldım sanırım.

İki gün boyunca durmadan gözlerim kaşındı,

Kurudu desem, batma yok, gözyaşı damlası damlatıyorum ama geçmiyor.

Fatih beye mail attım, gözlerime birşey oldu, sürekli kaşınıyorlar diye!

Alerji olabilir dedi ve bir damla önerdi.

“Sabah akşam damlat, şikayetin devam ederse muayene edelim” dedi.

Haha…ne şahane birşey gözlerinin kaşınmaması!

İki ufacık damlacık damlatmışken daha, birden geçti kaşıntı, olsun ben bir kaç gün daha devam ettim!

Bugünkü muayene de 10 dakika bile sürmedi.

Sonuç, iki gözümde de -0,25 miyop var

Bunu, arkadaşımın gözlüğünü denediğimde öğrenmiştim: cam gibi görmek ne demekmiş!

Bir şikayetim olduğumda veya yılda bir rutin muayeneye devam etme tavsiyemi aldım ve teşekkür ettim.

Ne sihirdir ne keramet… ,el çabukluğu marifet!

Sözün sonu: -0,25 miyopi

Zeytin dalı - Gölyazı 2010

Zeytin dalı – Gölyazı 2010

Doktorun, internetten okuğum bir açıklamasına göre:

“Excimer Lazer korneada bir traşlama yapıyor ve oradan bir doku alarak numarayı düzeltiyor. Yani yapılan olay; gözlük camındaki bombeliğe benzetilebilir. Excimer Lazer aynı bombeyi, o bombelik açısını minyatür olarak kornea dokusu üzerinde oluşturuyor. Tam göz bebeğinin önüne denk gelen kısımda olduğu için de kalıcı oluyor.”

internette yer alan birkaç videodan birisi:

http://www.uzmantv.com/excimer-lazer-ile-goz-ameliyati-nasil-gerceklesiyor

15.01.2010