Ren nehri boyunca ilerleyerek Amstel nehrinin deniz ile buluştuğu bataklık ağzında bir yerleşim yeri kuranlar eski bir Germen kabilesi olan Batavilerdir. Yerleşim, Roma İmparatorluğu’nun yıkılması sonrasında, Avrupa’nın karanlık çağları boyunca çeşitli Germen kabilelerinin eline geçmiştir. Halk, temel olarak balıkçılıkla geçinmektedir.

1200 yıllarında, “terp” denen yapay tepeler üzerine ilk ağaç evler inşa edilmeye başlanır. Günümüzde Dam meydanı olan Amstel nehri üzerine baraj inşa edilir. Baraj sadece gelgitleri kontrol etmekle kalmazı, aynı zamanda deniz aşırı gemilerin nehir boyunca yüklenmesini engelleyerek ticarete de bir yön verir. Taşınacak malların, iç bölgelere iletilmek için yerel teknelere aktarılması gerekmektedir. Böylece, bölge sakinleri önemli önemli bir gelir kaynağına sahip oldular ve kentin tarihinde iki önemli unsur ortaya çıkar: ticaret yapan sınıfın güç kazanması ve iç bölgelerle yapılan ticarette mavnaların kullanılması.

Dam Square

Dam Square
Dam meydanına çıkan tram yollarından biri olan Rokin caddesi eskiden liman olan bu meydana açılan bir kanal imiş.
Muntplein’den gelen bu kanal, doldurularak cadde haline dönüştürülmüş.

Hollanda kontu Floris, 1275’de Amstel nehrine yapılan baraj civarında yaşayanlara Amstel nehrinde geçiş ücreti ödemeden ticaret yapma izni vererek, kentte, nehir boyunca ticaret tekelini tanımış olur. 1323’de ise bu bölge gümrüksüz bira limanı haline gelir. Yüzyılın sonunda ringa balığının saklanıp kurutulması ile ilgili olarak geliştirilen yöntem sayesinde, kasaba, yüksek kârlılıkla Avrupa çapında balık ihraç etmeye başlar.

Ne var ki, benzersiz bir ticaret limanı olan bu kasabada 1345’de manevi önem taşıyan bir olay meydana gelir. Ölmek üzere olan bir kişiye komünyon ekmeği (Hıristiyan geleneklerine göre kutsal nitelikli ekmek) verildiğinde adam bunu yutamaz. Ekmek ateşe atıldığında yanmayınca bu olay bir mucize olarak duyurulur ve birkaç yıl içinde Amstelredamme gözde bir hac bölgesi haline gelir.

1419’da Burgonyalı Philippe, “alçak iller”i  tek bir güç altında toplar.

1421 ve 1452’de yaşanan büyük yangınlardan sonra kentteki bina inşaatlarında ahşabın kullanılması yasaklanır ve yerine tuğla kullanılmaya başlanır.

İspanyolların Gelişi

Avrupalı hanedanlar arası yapılan evlilikler ve gelişen aile bağları sonrasında, İspanyol hakimiyeti döneminde Amsterdam, kısa bir süre için de olsa tek başına kalmış olur.

1516’da V. Karl (Şarlken), İspanya imparatorluğu’nun ve Hollanda’nın tek hakimi olur.

Kentin önemli bir ticaret limanı olması, onu diğer yerlerde rastlanan baskılardan korur, hatta imparatorluğun diğer yerlerinden gelen göçlerle nüfusu üç katına çıkar. Ansvers’ten gelen elmas kesim ustaları ve Portekiz’den gelen Yahudiler kendilerine has zenginlikleri de kente katmışlardır.

Dinsel çekişmeler

Kentte, yerleşen farklı gruplarla birlikte, hoşgörü de gelişmeye başlar. Aynı dönemde, Martin Luther’in yeni Hıristiyanlık doktrini olan Protestanlık da Avrupa’da hızla yayılmaktadır.

Fransız Protestanlarının (Huguenotlar) kente gelmeleri de bu döneme rastlar.

Protestanlığın kentte hızla yayılması üzerine, karşıt tarafta olan Katolik İspanya, engizisyon mahkemeleri ile gücünü ortaya koymaya başlar. Dam meydanında, 1535’de papalık karşıtı gösteriler yapılır. 1550’de, İspanyollar tarafından Kan fermanı çıkarılır. Buna göre sapkınlar yakalanıp cezalandırılacaktır. Bu olaylar sonrasında, Amsterdam ve Hollanda bölgesinde 80 yıl süren iç karışıklıklar başlar.

Noorder Kerk

Noorder Kerk
Protestan kilisesi olan yapı geçirdiği yangınlar nedeniyle ve Alterasyon (ülkedeki reform hareketleri) sırasındaki yağmalama sonrası hazinelerini yitirmiş. Günümüzde, sergi salonu olarak görülebiliyor

Aslen bu bölgeli olan İspanyol kralı V. Karl, 1567’de, Alva Dükü’nü Amsterdam’a gönderir. Başa çen İspanya askeri yönetimi kente ağır vergiler yükler.

Bu baskıcı yönetime karşı, Fransa’daki küçük bir kasabadan gelmiş olan Orange Hanedanı, bölge topraklarında hak iddia eder ve hanedan üyesi Sessiz Williem, İspanyol yönetimine karşı silahlı bir direniş başlatır.

1578’de Amsterdam halkı Papalık güçlerine karşı baş kaldırır ve onları kentten sürer (Alterasyon dönemi). Engizasyonun Protestanlara karşı şiddeti bu kez Katoliklere yönelir ve Katolik kiliseleri yağmalanır.

1759’da Kuzey Ren’deki yedi eyalet, İspanyol baskısını kırarak Utrech birliği’ni kurar. 1648’de Lahey ve Vestfalen Antlaşmasıyla bugünkü sınırlarına çok yakın olan bağımsız Hollanda devleti kurulur.

Ticaretin gelişmesi

İspanyol etkisi azaldıkça Hollanda’nın yıldızı daha da parlar ve doğuyla ticaret anlaşması yapan, baharat ve ipek gibi yeni malların tek kaynağı olan Portekiz ile yakınlık kurulur. Amsterdamlı tüccarlar bu malları alıp Kuzeyde satarak yüksek kazanç elde eder. Hollanda, 1600-1700 yılları arasında “altın çağ”ını yaşar.

İspanyollar 1580’de Portekiz’i ele geçirince Amsterdamlı tüccarlar bu ticarete atılır ve 1595’de Hindistan’a kendi filolarını gönderirler. 1602’de kurulan Hollanda-Doğu Hindistan Kumpanyası, Ümit burnunun doğusundaki bütün rotalardaki ticareti tekeline alır ve zamanla kalbi Amsterdam’da atan ve pek çok ülkeden daha güçlü bir ticaret imparatorluğuna dönüşür.

Hızla gelişen ticari ihtiyaçları karşılamak üzere finansal yapılanma ve bankacılık uygulamaları bu dönemde gelişmiştir (kaynak: ntv).

Kentin bu dönemde yaşadığı refah, güzel sanatları ve hızla gelişen bilimleri de destekler. Rembrandt, Frans Hals, Vermeer ve Paulus Potter gibi ünlü sanatçılar bu dönemde yaşamıştır.

16. yüzyılda halka açık idamlar The Waag binasında yapılırmış. Aynı bina, 17. yüzyıl başlarında ise, Gelderskade kanalı boyunca taşınan yüklerin tartıldığı bir tartı evi olarak kullanılmış.

Kulenin üst kat odalarında, loncaların bir araya gelip toplantı yaptığı biliniyor.

Kentin Altın çağ döneminde kurulan Cerrahlar loncası, mikroskobu icat eden Antonie van Leeuwenhoek’in yardımıyla, Waag’da bulunan toplantı odalarında insan vücudunun yapısı üzerine araştırmalar yürütmüştür. Bunlardan birisi de kentin “altın çağ” döneminde (1600-1700) kurulan Cerrahlar loncası, mikroskobu icat eden Antonie van Leeuwenhoek’in yardımıyla, Waag’da bulunan toplantı odalarında kadavralar ve insan vücudunun yapısı üzerine araştırmalar yapmıştır.

Rembrandt’ın da iki ünlü resmini bu lonca ısmarlamış ve tamamlandığında bu binaya asılmış.Tablolardan bir tanesi; Dr. Tulp’un Anatomi Dersi 17. yüzyılı gözümüzün önüne getiriyor.

19. yüzyıl başlarında tartı evi kapandıktan sonra çeşitli amaçlarla kullanılmıştır, halen restoran olarak kullanılıyor.

The Waag

The Waag
Waag, 1452’deki büyük yangından sonra inşa edilen yeni duvarlarla birlikte kentin doğu sınırını belirleyen bir kapı olarak 1488’de açılmış, gotik mimaride bir bina; halen restoran olarak kullanılıyor.

Gerileme ve Düşüş

Hollandalıların açık denizlerdeki asıl düşmanı İngilizler’dir. 17. ve 18. yüzyıllar boyunca iki ülke arasında büyük çarpışmalar yaşanmıştır. Nihai olarak, 1780’de savaş ilan eden İngiltere, zayıflamış Hollanda’nın bütün gemilerini batırmış ve tekrar toparlanmasına izin vermemiştir. Bu gelişmeler üzerine, Hollanda-Doğu Hindistan Kumpanyası, ticari faaliyetlerine 1791’de son verir.

Yüzyılın ikinci yarısında, Fransız desteği ile hükümet kurmak isteyen Orange karşıtları gösteri yapmaya başlar ve Napoleon Bonaparte 1795’de Hollanda’yı ele geçirir. Böylece Altın Çağın da sonu gelir.

Napoleon’un kardeşi Louis Hollanda Kralı olarak ilan edilir ve Koninklijk sarayına yerleşir. Dört yıl sonra, vergileri artırmak istediğinde çıkan ayaklanmalar üzerine şehri terk etmek zorunda kalır.

Napoleon’un askeri başarısızlıkları üzerine Williem van Orange sürgünden döner ve 1813’de krallığını ilan eder. Yaşanan ekonomik çöküntüyle başa çıkabilmek için çabalar başlar.

Sanayileşme kenti büyük ölçüde değiştirir. 1889’da Merkez İstasyon (Central Station) açılması ile deniz aşırı geçmiş geride bırakılmıştır.

Central Station

Central Station
8.687 adet ağaç kütük ile desteklenen üç yapay ada üzerine kurulmuş.

İstasyon eski liman duvarının üzerine inşa edildi ve kent merkezindeki bazı eski kanallar, motorlu araçlarının ulaşıma açılmak üzere doldurulur ve Dam meydanı tarihinde ilk kez kara ile kuşatılır.

Aynı dönemde, süregelen tüm sanayileşme hareketleri ile beraber, şehrin hayırsever ileri gelenleri, Victoria dönemi ruhunu koruyarak, belli başlı müze ve parkların yapılmasına ön ayak olurlar.

20. yüzyıl: Dünya savaşları

Hollanda, 1. Dünya savaşında tarafsız kalmıştır. Yüzyılın ilk yarısında, yerleşim bölgelerini ve tarım alanlarını büyütecek toprak kazanma işlerine ağırlık verilmiştir.

2. Dünya savaşında da tarafsız kalmayı seçmiştir ancak 1940’da Almanya’nın işgali üzerine kraliyet ailesi ve parlamento üyeleri kaçarak Londra’ya sığınırlar. Yahudilerin gördüğü zulmü protesto eden Hollandalı liman işçileri bir günlük grev ile durumu protesto ederler ancak nerdeyse tüm Yahudiler toplama kamplarına götürülür. Almanlar, 1944-45 kışı boyunca kentteki gıda ve yakıt gibi temel maddeleri çekerek insanları açlığa terk eder.

Modern devlet

Savaştan sonra ülke toparlanmaya çalışırken, Endonezya ve diğer Hollanda sömürgeleri de bağımsızlıklarını kazanır.

Halkın gücü kendisini gösterir ve Amsterdam’da ilerlemenin, geçmişten kurtulmak anlamına gelmediği görülür. Müteahhitler kanal evlerini ve boş binaları yıkmak istediklerinde Amsterdamlılar bu yapıların kendilerine miras kaldığını düşünerek yıkıma izin vermezler. Günümüzde de bu tarihi yapı korunmuştur ve herhangi bir yenileme projesi büyük tartışmalara yol açar.

Hollanda Avrupa Birliği’ne 1957’de dahil olmuştur.

Hollanda’nın tarımsal üretimdeki ve ticaret alanındaki büyük gücü, birlikteki başarısına katkıda bulunur ve ülke, Avrupa ile ticari ilişkileri bulunan uluslar arası şirketleri için de önemli bir merkez haline gelir. 1990’lar boyunca, sınırların kaldırılması, insanların hareket serbestliğinin artması ve AB çerçevesinde ticari ilişkilerinin artması yanı sıra euro para birimine geçilmesi aşamasında yürütülen çalışmalarda da öncü rol oynamıştır.

[ALINTIDIR]