3 Temmuz 2011, Pazar

Şehir, girişinden itibaren haritada dolaştığım sur içinde kalan tüm sınırlarına kadar “galeri” denen revaklı avlularla kaplı ve bugüne kadar gördüğüm tüm şehirlerden kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Revakların altındaki koridorlar genelde mozaik ve bazı caddelerdeki revakların tavanında güzel resimler var. Bu caddeler genelde lüks caddeler. Her yer sıcak tonlarda boyalı ve gölge oyunları çok fazla ve çok güzel!

Rosso Bologna!

Bologna

Havanın çok sıcak ve Pazar günü olmasının da etkisi ile sanırım sokaklar genelde boş. Aynı zamanda bir üniversite şehri olmasından, belki de okul zamanı kalabalıklaşıyordur diye düşünüyorum. Bir galeriden geçerken son derece şık mağazalara rastlarken bir üst sokaktaki evler arasından geçerken sanki şehrin varoşlarındaymışım gibi hissettim.

Akşama doğru meydan ve sokaklardaki restoranlar kalabalıklaşmaya başladı.

Çöplerin toplanması gördüğüm her şehirde genel bir problem ama gene de Roma‘da sokaklar temizdi. Burada sokaklar çok kirli ve binalar bakımsız. Hafta sonu olmasının etkisi ne kadar vardır bilemiyorum ama fazla turistik bir şehir olmamasının da belediyecilik hizmetlerine olumsuz yansıması olabilir.

Rosso Bologna!

Bologna

4 Temmuz 2011, Pazartesi

Bologna sokakları

Sabah otelden çıkınca, ilk önce kuzeye yani tren garına doğru yürüdüm; hem mesafeyi kestirebilmek hem de otele gelirken es geçtiğim şehir girişindeki köprüye ve parka bakabilmek için. Haritaya göre parkın arka tarafında da geniş bir cadde ve üniversite binaları var.

Hafıza kartlarımı hard diskime aktarabilmek için bir internet cafe bulmalıydım. Uygun adaptör almayı yolculuğa çıkmadan düşünmüştüm aslında ama rahatlıkla her yerde laptop bulabileceğimi farzedip önemsememiştim.

Kuleden meydana inan bulvardaki bir GSM bayisine internet cafe sordum ve eli ile az önce geldiğim yöndeki bir ara sokağı gösterdi. Biraz daha dolandıktan sonra buldum. Burası iki Bangladeşli tarafından işletilen ve içeride 10 tane kadar masaüstü bilgisayar arasında gömülmüş, arka tarafta da kabinlerde telefonla konuşan esmer insanların olduğu bir internet cafe. Hard diskimi ve kartlarımı göstererek aktarmak istediğimi anlattım. Tezgahta beni anlamaya çalışan bey hemen bir adaptör uzattı ve beni boşalan bilgisayara doğru yöneltti. Hemen gidip bağlamaya çalışırken Internet kullanmak isteyip istemediğimi sordu. İngilizce biliyordu 🙂

Tek adaptör olduğu ve eski model bilgisayar kasasındaki USB girişi de arızalı olduğu için iki kartı (16 GM) önce bilgisayara oradan da harddiske aktarmam bir saatten fazla zaman aldı. Bu sırada, Bangledeşli bey de arada gelip kontrol etti ve çok yardımcı oldu. Duvardaki iki saatten birisi Bangladeş’e göre çalışıyordu (nereli olduklarını oradan anladım).

Bana yardım edebildikleri için memnun olduklarını söylediler ve ücret de almadılar. Sanırım, Türkleri seviyorlar.

Öğlene doğru, bulutlar dağılmaya ve güneş etkisini artırmaya ve sokaklardaki Pazartesi sabahı rehaveti yerini trafiğe bırakmaya başladı. Diğer şehirlerde görmediğim bir hizmet de internet cafesi bile nadir olan bu şehirde neredeyse her köşe başında bozuk para ile çalışan bir kondom makinasının olması!

Şehirden ayrılmadan önceki son bir saatimde şehrin en yüksek kuleye tırmandım ve son bir kez meydandan geçip çeşmenin fotoğrafını çektim.

Rosso Bologna!

Bologna

Kule, rastladığım en ucuz  (3€) ve en zor parkur oldu. Kule şehrin doğusunda kalıyor ve sabah saatleri şehri seyredebilmek için daha uygun. Maalesef bu sefer tam da güneşin tepede olduğu vakte denk geldim. Vatikan’daki kuleye tırmanmak için bile asansör bekleyen insanları düşününce hayatın kime güzel olduğunu düşündüm.

Bir de ufacık çocuklar var, sarı sarı çok sevimli çocuklar, ailelerinin kucağında, arkasında o merdivenleri tırmanıyor.  Bence o aileler kaygısız değil, sadece samimiler. Bizimkiler gibi, “aman neyse ki çocuk olmadan gezmişiz” demiyorlar veya “aman da bir yerlere gidemedik, çocuk ufaktı” diye dert yanmıyorlar;  çocuk hasta olacak diye mesnetsiz tezahüratlar yayıp sonra da en ufak soğuk algınlığında antibiyotik dayayıp daha avuç içi kadar bile olmaya böbreklerini harap etmiyorlar. En azından bana öyle geliyor; bu sarı çocuklardan ağlayanını pek görmedim.

Daha fazla fotoğraf için >>> Şehir galerileri