Akşam üstü şehre vardığımda şehre yağmur sonrası serinliği ve puslu bir hava hakimdi.

Yolculuğum sırasında günlük tutmamışım ama şehirde olduğum üç günü baz alarak gördüğüm en farklı İtalyan şehri idi diyebilirim.
İtalya’da geçen diğer günlerime kıyasla havanın serin olması da muhakkak etkilidir ama insanlar da bana farklı geldi. Toscana’daydım.

Melankolik bir şehir denebilir. Özellikle de yağmur çiselemeye başlayınca puslanan havası ile bana hüzünlü eylül akşamlarını hatırlattı. Çocukluğumun Ankara’sında özellikle doğalgaz gelmeden öncesindeki Eylül’ünde okullar açılır, hele bir de öğlenci iseniz okuldan çıktığınız akşamüstleri günler kısalmıştır, hava serinlemiş kararmıştır ve kömür kokar.

Floransa sokakları

Floransa sokakları

Otelim tren garına yürüme mesafesinde seçmiştim. Bu bina, Roma’daki gibi bir ofis binası değildi ama benzer şekilde bir aile apartmanındaki bir kattan ibaretti.

Gün içinde temizlik sonrası kahvaltıyı da bir tepside odada bırakmaları enteresan gelmişti. Kahvaltıda paket kruvasan, yağ, çikolata ve sıcak su makinasında su ısıtarak içebileceğin paket kahve.

Eski bir bina, yüksek tavanlar ve odada da eski eşyalar. Ev sahibem güzel İngilizce konuşan ama daha ilk görüşte bana “bu sefer İtalya’yı buldun işte!” dedirten bir kadındı.

Şansım devam ediyordu ve belediyelerin turistlerden aldığı konaklama vergisinin ilk günü idi! Roma’daki gibi gecelik 2€ ilave nakit ödeme talep ediliyor. Belediye’de otellerden nakit alıyormuş.

Kendimi şehrin arka mahallesinde hissetmeme karşın otel seçimim için kendimi ve şansımı bir kez daha tebrik ederek hep yürüdüm. Tramvay var mıydı, hatırlamıyorum ama gördüğüm iki otobüs durağı var: garın önü ve San Marco meydanı.

İlk gün keşfettiğim devasa beyaz-yeşil mermer katedral saatlerce seyredilebilir ama içi beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim.

Merdivenlerinde oturup dondurma yerken meydanı seyretmek gerek. Meydanın sağ tarafında da sıra sıra büfeler var ve orada yediğim mantarlı calzone (kapalı pide gibi düşünülebilir, ben de orada öğrendim) epey doyurucu idi.

İlk gün şehre de geç geldiğim için erken bitti.
İkinci gün sabahtan Piazza della Signoria’ya hareket ve Uffizi sırası!

45 dakika kadar sırada bekledikten sonra saat 10:00 içerideyim (11 €). Saat 16’dan sonra biletlerde indirim var, insanların sokaklara çıkmaya başladığı ve güneşin fotoğraf çekimine uygun hale gelmeye başladığı saatlerde yani…

Resim sanatına özel bir ilgisi olmayan insanlar sıkılabilir. Ben de ilk bir saat sıkıldım aslında, elimdeki salon haritasından salon salon hepsinden geçip bitirmeye, gittim gördüm demenin yeterli olacağına karar verdim. Sonra sonra ilgim arttı.

Bellini isminde bir ressam varmış örneğin: 21. odada, “Lamentation over the body of Christ”,  Giovanni Bellini (Drawing on panel, inventory no: 943)

Il Perugino (Pietro Vannucci): Resimleri çok net (9 – 10 -14. Salonlarda)
Resimlerdeki insanların tırnaklarındaki (özellikle ayak tırnakları) yansımalar, kıyafetlerindeki işleme detayları çok ince boyanmış.

Tüm resimlerde gökyüzünde kuş var, Dan Brown kitaplarının da etkisi ile bunların bir kısmının sembolik olabileceğini düşünüyorum. Araştırmadan gidince yorumlayamıyor, anca seyredebiliyorum işte! Bugüne kadar pek tercih etmedim ama ilginiz varsa bilet gişesindeki turist rehberi kumandalardan almak faydalı olabilir.

Şehrin tarihine paralel şekilde Uffizi’nin dört yüz yılı aşan tarihi de enteresan. 1546’da açılan müzenin başından pek çok olay geçiyor ve 2006’da başlayan restorasyon çalışmaları devam ediyor (bazı odalar kapalı idi).

Ünlü “Ponte Vecchio” köprüsünün tepeden fotoğrafı galerinin nehre bakan köşesinden çekiliyor!

Ponte Vecchio

Ponte Vecchio

Floransa bir sanat şehri olmasına karşın ben daha çok tembel bir turist gibi vakit geçirdim.

Sürprizi bozmak istemem ama Ponte Vecchio (Eski köprü) içinde kuyumcular var. Hafızam beni yanıltmıyorsa altın ihracatında İtalya ve Türkiye ilk iki sırayı paylaşıyorlar. Bu köprü 2. Dünya savaşında darbe almamış tek köprü ve bu nedenle adı “eski köprü” olarak anılıyor. Köprüde daha önce  balıkçılar varmış ama tüm atıkların nehre atılması ile nehrin kirliliği ile başedilemez olmuş ve dükkanlar kuyumculara tahsis edilmir.

Köprünün diğer bir özelliği de dünyadaki dört çarşılı köprüden biri oluşu. Bunu Bursa Kent Müzesi‘ni gezerken öğreniyorum. İtalya’daki diğeri ünlü Venedik köprüsü “Rialto” iken içlerinde en eski tarihleneni Bursa’daki “Irganda köprüsü”.

Arno’nun öte yakasında Piazza dei Pitti sarayına gittim ve avlusunda biraz oturdum. Müze önündeki heykeller arasında oynayan çocukları seyrettim.

Notlarıma göre Fiore gidilmesi gereken güzel bir kasaba ve San Marco meydanından kalkan 7 numaralı otobüs ile gidiliyor. Alacaklıyım!

Güneş de genelde bulutların arkasında dolanınca meydana kadar gitmeye üşeniyorum. Arno boyunca biraz daha doğuya doğru yürüyüp Piazza Della Signoria’ya dönüyorum.

Yol üstünde, İngilizce bilen genç insanlara Michelangelo tepesinin nerede olduğunu sordum ama müzesini aradığımı sandılar ve tarif edemediler. Notlarıma göre bu tepeden şehir manzarası da çok güzel olmalı idi…

Ünlü Davut heykelinin bir kopyası “Piazza Della Signoria” meydanında. Meydan, akşamki konser için inşaat halinde ve çok kalabalık.

Meydanda pek çok heykel var.
“Piazza Del Duomo”ya doğru gidiyorum. Katedralin üst katına çıkmak için sıra epey uzun. Hava serin ve karanlık. Yarım saat kadar sonra güneş tekrar geliyor ve hava ısınıyor ama kubbede çok fazla insan olduğu için kuyruğu ben varmadan bir dakika önce sonlandırmışlar.

Sıranın sonunda bekleyen polislere derdimi anlattım ama hiç sıcak davranmadılar; sadece Pazartesi günü gelmemi söylediler. Katedralin hemen arka tarafından kule için kapı varmış ve orası açıkmış (aslına bakarsanız ben bunu bilmiyordum, yani kapıyı bulamamıştım). Söylene söylene oraya gittim ve merdivenlere tırmandım (6 €). Parmaklıklar boyumu aşıyor ama manzara çok güzel!

Duomo Kulesinden Floransa manzarası

Duomo Kulesinden Floransa manzarası

Gece gezmesinde bu meydana tekrar geldim. Bulabildiğim kadarı ile pek ışıltılı bir şehir değil. Ponte Vecchio’da da aydınlatma yok maalesef!

Gece, kayıt masasındaki tur reklamlarını, broşürleri karıştırdım. “Piazza Michelangelo” şehrin güney doğusunda kalıyor.

Elimdeki haritadan daha güneyde ve doğuda ama yarım saatlik yürüme mesafesinde. Tepeye göre şehir batıda kalıyor yani sabah saatleri, tepeden şehri seyretmek için uygun saatler!

Michelangelo tepesinden Floransa sabahı

Michelangelo tepesinden Floransa sabahı

Üçüncü günümün sabahında turist kafileleri ile kalabalık sokakları arkamda bırakıp Ponte Alle Grazie köprüsünden karşıya geçiyorum. Oklara aldanmayın, benim gibi yeşillikli ama yokuş bir yoldan çıkmanız gerekir. Arno nehri kenarından devam edin, beş-on dakika sonra doğruca tepedeki terasa çıkan merdivenlere gelirsiniz. Gelin arabaları ve fotoğrafçılarla dolu geniş bir meydan, bizim emirgan’daki belediye tesisleri benzeri bir de manzaralı tesis var.

Tepeden uzun uzun seyrettikten sonra geldiğim yoldan çantamı almak için otele geri dönüyorum ve koştura koştura Bologna yönündeki trene yetişiyorum.

San Lorenzo meydanında bir kilise ve Pazar yeri var. Tezgahlarda satılan deri bilekliklerin, çantaların, ceketlerin kokusu iki sokak öteden duyulabiliyor. Bir de kenarları uzun uzun işli fularla çok yaygın.

Kenar işleri her satıcıda standart olması ile birlikte fiyatları değişken.
Pazarda iki tanesi için 15€ dediler ve almadım.Şehirde olduğum dönemde yerliden çok turist olduğu için etrafta gördüğüm kadarı ile satıcılar da pazarlığa da pek yanaşmıyorlardı. Oyalanmadım.

Tam otele doğru koştururken ara sokaktaki bir dükkanın önündeki satıcı beni yakalıyor ve “benim için” 5€’ya veriveriyor. Benzerleri İstiklal’de 5 tl, para birimi algım iyice karıştı!

saat 13:00, trendeyim:

Santa Maria Novella (Firenze SMN), Roma Termini’den daha büyük bir istasyon sanki.
 
Bologna’ya gidiyorum. İstasyondaki panolardan anladığım, bineceğim tren Roma’dan 13:30’da hareket edecek Venezia yönünde gidecek.
 
Bologna’ya gitmek için bineceğim tren ise şehirlerarsı bir tren. İtalya’da eyalet sistemi olduğunu dönünce araştırmaya başladım ve bineceğim treni eyaletler arası demek daha doğru tanımlar belki de.
 
Tabelada henüz peron açıklanmamışken istasyonun girişinde sıralanmış fast food marketlerden birisine girerek ton balıklı sandwich aldım (3,5 €)
 
Döndüğümde panoda yazan perona gittim ve bilette yazdığı gibi, 4. Vagonda pencere kenarındaki 31 nolu koltuğa oturdum, koltuk ters yönde imiş. İlk durak Bologna, 14:07 varış saati.
 
Hızlı tren sanırım bu, oturma sıraları otobüs gibi, arka arkaya koltuklar.
 
Sandwichimi yerken dişim ağrımaya başladı gene İki gündür hafiften ağrı var, ağrıyan diş altta mı üstemi kestiremiyorum, dün Firenze’de üşüdüm ve vücut direncim düştü sanırım. Burada güneş yokken soğuk ve esintili oluyor. Güneş varken de yakıyor.
 
Firenze’den aklımda kalan bir kaç not daha:

– Telecom Italia, gas, belediye ve diğer menhol kapakları genelde kare şeklinde, yuvarlak az var

– Siren sesi çok var

– Yollar taş, arnavut kaldırımı. Roma’da taşlar 10*10 cm veya 8*8 cm gibi bir boyutta iken burada geniş 40*40 cm gibi ve kaldırımlar asfalt.

– Haritada ana cadde olarak gösterilen yolda bile bir sıra park yeri ve yolda yan yana iki araç zor geçer, dar ve izbe, ıssız sokaklar

– Lokantaların bu otopark hizalarında standart alanları var. 2*3 masa yan yana bu bölmelerde yer alıyor. İki araçlık park yeri gibi kiralanıyor sanki. Standart duraklar gibi

01-03.07.2011