07.07.2011, Perşembe

Milano Tren istasyonu bugüne kadar gördüğüm en şık gar. Trenden dış salona gelene kadar çok modern görünüyor, şehre bakan dış salonda da sanki müzeye gelmiş gibi hissedebiliyorsun. Metroya giden yürüyen merdivenler dışarıda.

Tek biniş bilet 1€, 75 dakika geçerli ve aktarmaya izin veriyor. 24 saat geçerli günlük bilet ise 4€ (Roma’daki günlük bilet sadece o gün için geçerli idi yani geceki son sefere kadar).

Altıncı hissimin beni günlük bilet almam için uyarmasına karşın, otele gidebilmek için tek binişlik bir bilet aldım.

Metrodan çıktığımda geldiğim caddede biraz başım döndü açıkçası. Meydandaki göbekten ne tarafa gitmem gerektiğini kestiremedim. Telefondan haritaya baktım, biraz sağa biraz sola doğru derken Dante Caddesini buldum. Burası Halaskargazi gibi çok şık bir cadde. Daha caddenin girişinden, hiç bilmediğim bir şehirde ne kadar da doğru bir yerden otel seçtiğimi düşünüyordum.

Bir gece kalacağım bu otelin fiyatı 65€.

Şehirde diğer şehirlerden farklı, daha şık bir hava var. Belki de, diğer şehirlerde hep Sultanahmet’de dolaşırken bu sefer Nişantaşı’ndayımdır, bilemedim.

Via Dante

Via Dante

Otele gittiğimde, metro aktarması filan derken tam öğleden sonra güneşine denk geldiğimden, caddenin etrafında dolanıp fazladan yürüdüğümden epey bunalmış ve yorulmuştum.

Resepsiyondaki kadın, otelde tadilat olduğunu ve bu sabah benim rezervasyonumu başka bir otele verdiklerini söyledi. “Bana haber vermeliydiniz” diye başlayan çıkışmama rağmen oralı bile olmadan elime haritayı tutuşturdu ve “buradan sadece 3 durak ileride, kahvaltı dahil ve ücret de aynı” diye ısrar etti.

Konuşarak bir yere varamayacağımı anlayınca elimdeki haritayı okumaya çalışarak tekrar istasyona geri döndüm ve bahsettiği otele gittim. 

Milano, toplu taşıması gelişmiş modern bir şehir hatta İstanbul’a göre kolay bile olabilir ama bir haftadan fazla zaman geçirdikten, yolculuk yaptıktan ve iklim değiştirdikten sonra insanın sinirleri epey geriliyor.

Kadının bahsettiği oteli buldum ve tüm sinirimi eski filmlerdeki virane otellere benzer resepsiyonda telefonla konuşan, ağzındaki sakız gibi kendi de sıcaktan bayılmak üzere olan iri göğüslü abladan çıkardım.

Ne dediysem alttan aldı ve kendilerine de bu sabah bilgi verildiğini, yapabilecekleri bir şey olmadığını, odamın ikinci katta olduğunu ve asansörün arızalı olduğunu, metro ile ulaşımın çok rahat olduğunu, 3 durak giderek gezilecek turistik yerlere ulaşabileceğimi (ki zaten oradan gelmişim!) anlattı.

Ne kadar ödeyeceğim sordum, “rezervasyonda 65€ görünüyor” dedi ve ben tekrar kaybettiğim zamandan başlayarak dertlenince kendisinin de sadece resepsiyonda görevli bir kişi olduğunu ve ancak 50€’ya indirebileceğini söyledi, “45€ olsun o zaman” dedim. Aslında 30€ desem de razı olacaktı sanki ama bende pek düşünecek moral kalmamıştı açıkçası, yolda kendi kendime biçtiğim ortalama konaklama bedeli olan 45€ rakamını söyleyiverdim.

Çantamı odama taşıdım ve klimayı açtım. Biraz serinleyip kendime geldikten sonra hemen yola çıktım. Saat 16 civarı idi. Kızın verdiği yeni haritada belli yerlerin çalışma saatleri de yazıyordu ve buna göre iki saat içinde kale, üç saat içinde de La Scala kapanacaktı.

Günlük metro bileti alarak Milano turuma başladım. Bu durak aynı zamanda da yerel bir tren istasyonu ve tramvayların da çok olduğu bir nokta. Karşıdan karşıya geçerken önümden geçen bir tramvayın üzerinde 1878 yılı yazılı idi.

Milano

Milano

Kale bahçesinde gezdim ama müzesi kapanmıştı.

Duoma’da gezerken de katedralin kapanış saati gelmişti ve içerideki son ziyaretçilerin de çıkması ile görevliler kapıları kapattılar.

Ünlü alışveriş merkezinin içinden geçerek La Scala’yı görmek için yeni bir meydana geldiğimde geç kalmıştım ve akşamki gösteri için gelen şık seyirciler etraftaki turistlerin arasından seçilmeye başlamıştı.

Yüksek bir Leonardo heykeli olan küçük parkta biraz oturdum, etrafı seyrettim. Mesai saati sonu da olduğu için cadde epey kalabalıklaşmıştı.

Galleria Vittorio Emanuele II etrafından dolanarak kaleyi katedrale bağlayan Dante caddesinin diğer tarafına geçtim.

İtalya‘ya gördüğüm en gerçek süpermarketten bir kutu doğranmış meyve (ananas, mango, kivi ve kara üzüm) ve iki şişe su aldım.

Az ilerideki kilisenin merdivenlerinde meyvemi yedim. Böyle doğranıp paketlenmiş meyvelerin adı “macedonia”. Biraz da dinlendikten sonra havanın kararmasına kadar dolanmaya devam ettim.

Hava karardığında saat 22’yi geçiyordu.

Katedrali ve AVM fotoğraflarımı çekmek için tripodumu kurdum. Ne çok sivrisinek var. İlk kez bu kadar iri gözleri olan bir cins sivrisinek gördüm ve ısırdıklarını bu kadar net hissettim. O kadar ki ısırmalarından canım acıyordu ve sürekli zıplıyordum. Birkaç fotoğraf çekecek kadar dayanabileceğimi düşünüp önce meydan, sonra AVM ve kale derken bir saate yakın oyalandım.

Galleria Vittorio Emanuele II

Galleria Vittorio Emanuele II

Otele dönünce iki tane alerji hapı içerim diye kendimi teselli etsem de otele döndüğümde tüm kollarım ve bacaklarım kıpkırmızı idi. O kadar yorgundum ki ertesi sabah tekrar Dante’ye gidip dönüp eşyalarımı alıp havaalanı yolunu tutacak halim yoktu. Ne kadar planlasam da vaktim de olmayacağını bildiğimden çantamı dönüş için son kez topladım ve banyodan sonra normalde günde bir tane içilmesi gereken alerji hapından iki tane içerek uyudum.

Sabah uyandığımda bacaklarım şort giyilemeyecek kadar şişmişti.

İlacın da etkisi ile deliksiz bir uyku sonrası dinlenmiştim.

Son sabahımdaki kahvaltı, en güzel kahvaltılarımdan birisi idi.

Milano’da gezilecek fazla turistik bir yer göremedim ama güzel bir şehir ve kaldığım otel de vakit sınırım olmasa idi gayet uygundu denebilir.

Bahsettiğim şehir merkezindeki istasyona ve ters yöndeki ana istasyona üçer durak ve 15 dakika. Metro durakları, Roma’nın aksine aydınlık ve temiz.

Metro vagonlarında askılık yok, herkesin boyu yeterince uzun.

Metrodan inince, yukarı çıkmadan gişeden shuttle biletimi aldım (9,90 €)

Stazione Centrale di Milano

Stazione Centrale di Milano

Shuttle biletleri metro içindeki gişelerde de otobüs beklerken durakta da satılıyor.

Havaalanı için shuttle durakları, metrodan çıkınca gar bahçesinin sağ tarafında kalıyor. Taksi de tercih edilen bir alternatif ve taksi sırası hemen garın önündeki otobüs durağı gibi direklerin arasındaki kalabalık.

Milano için üç farklı havaalanı var ve bilet alırken dikkat etmek gerek. Bergamo, şehrin dışında ve tur şirketleri veya daha ekonomik tarifeler sunan hava yollarının tercih ettiği bir havaalanı.

Shuttle için de farklı alternatifler varmış. İlk gördüğüm otobüs dolunca arkadakine yöneldim ama elimdeki bileti gören görevli,  “bu otobüs farklı, elindeki bilet için öndekini beklemelisin” dedi. O şirketin bileti de 10€ idi ve her iki firma da üç tane alınca indirim yapıyor.

Birkaç dakika sonra yeni bir otobüs geldi ve çift katlı otobüsün üst katında en öne oturdum. Ben otobüse binerken yağmur da çiselemeye başlamıştı.

Camdan etrafı seyrediyorum: insanlar bavulları ile geliyorlar, yol soruyorlar, haritaya bakıyorlar. Ne kadar farklı insanlar aynı yoldan geçiyor, ne kadar farklı çantaları var. Çek çek çantalar her zaman en kullanışlı modelmiş. İlk kez taşınan bir çanta tercih ettim ve pişmanım 🙂

Tripodumu içine saklayıp uçağın bagajında kırılmasın diye bu çantamı seçmiştim ama çekçek çantamı da deneseydim keşke diye düşünüyorum.

Kahvaltıdan sonra bir hap daha içmiştim ve bulutlu havanın da etkisi ile gözlerim kapanmak üzere.

Yolculuk yaklaşık bir saat sürecek.

Saat 14:20 uçağı için 11:15’de check-in masasının önündeyim. İlk kez bu kadar erken hava alanındayım.

Bergamo alanında, yurt içi ve yurt dışı farklılığı yok. Girişteki ekranlarda uçağınızı bulup hangi gişeye gitmeniz gerektiğine bakıyorsunuz ve oklardan da gişeyi kolayca buluyorsunuz.

Muhtemelen iki saat sonra açılacak olan gişe önündeki kalabalık ve karmaşa dönüş yolunda olduğumu hatırlattı.

Bir banka yayılıp etrafı seyrederek zaman geçirdim. Roma’dan ayrılalı Türkçe duymamıştım ve Pazar günü, Bologna’daki otelde, internet ile uğraşırken TV’deki Türkiye-Rusya basketbol maçını da İtalyanca izlemiştim.

Döndüğümde booking.com’dan baktığımda, kaldığım otel için önerilen fiyat da 45€ idi.

Seyahat fotoğrafları ve dipnotlar için >>>> 

—– 0 —–

Milano’dan ilgimi pek de çekmemiş olan bir konuyu merak ederseniz buradan buyurun: Leonardo’nun son akşam yemeği

İtalyan sanat tarihi: The Great Masters sergisi