Daha önce gördüklerimin aksine (örneğin, Amsterdam-Schiphol havaalanında uçaktan inerken bir sorgu, gümrük geçişinde tekrar sorgu: İngilizce biliyor musun, yalnız mısın, ailen var mı, başka ülkeye gidecek misin, kaç gün kalacaksın vb) İtalyan gümrüğü yüzüme bile bakmadı desem yeridir.

Roma-FCO havaalanı Ankara-Esenboğa’ya benziyor. Özellikle gümrükten sonra çıkışı ve caddedeki sıralama: ilk önce taksiler, sağ tarafa doğru gittikçe tur otobüsleri ve shuttle otobüsü, daha ilerlerde de belirli yerlere giden dolmuş gibi servisler.

11:30 gibi shuttle için tek yön biletimi (8€) alıp sıraya girdim. Yaklaşık 15 dakika sonra gelen otobüs hemen doldu ve hareket etti. Merkezi tren garı olan Termini son durak ve havaalanından yolculuk yaklaşık bir saat sürüyor.

Havaalanından tren ile gitmek de mümkün ve yola çıkmadan önce okuduğum birkaç günlükten aldığım notlarda 14€ olan hızlı tren kullanmam yazıyordu.  Yol beni direk caddeye çıkarınca tekrar içeri girip tren istasyonunu aramayı pek düşünmedim. Birkaç gün öncesine kadar haritada nerede olduğunu bile tek seferde gösteremeyeceğim bir şehirde otobüs ile bir ön turu hem de 6€ daha ucuza yapma fikri daha cazip gelmişti.

Metro durağı, garın (Termini) hemen önünde. Tek yön bilet 1€ ve 75 dakika geçerli. Günlük bilet ise 4€ ve 24 saat değil ancak gün sonuna kadar geçerli. Bu durumda, ilk gün genel şehir turu yapmayı planladığım için ertesi gün Vatikan’a giderken yeni bir bilet almak daha mantıklı.

Kalacağım otel “Via Nazionale” üstünde ve “Repubblica” durağı için Line A kullandım. Line B bir kat, Line A iki kat aşağıda, koridorlar karanlık, korku filmi gibi.

Piazza della Repubblica

Piazza della Repubblica

Otel için gecelik kahvaltı dahil 50€ ödedim. Aslında otel demek pek doğru olmaz. Bir binada 3. Kattaki 8-10 odayı kiralıyorlar. Kahvaltı için de ara sokaktaki bir cafe’nin kartına tarih yazıp kaşeliyorlar. Resepsiyonda Asya asıllı yardımsever bir bey karşılıyor. Odanın ve binanın anahtarını veriyor. Oda temiz ve yeterince geniş, yüksek tavanlı ve pencere caddeye bakıyor. Rezervasyon için yıllar önce İtalya’ya tur ile gitmiş bir arkadaşıma sorduğumda, “klimayı ihmal etme” demişti. Klimanın su gibi bir ihtiyaç olduğunu daha ilk birkaç saatte anladım. Hava, Roma’da çok sıcak ve gece-gündüz farkı da fazla değil. İlerleyen Temmuz günlerinde havanın daha da ısınacağını düşünerek rotamı güneyden kuzeye doğru çizdim, bu fikir bile en azından psikolojik olarak insanı serinletiyor.

Google earth’de gezerken ilk gün, ünlü çeşmeye, merdivenlere ve meydanlara giderim diye düşünmüştüm. Şimdi otelde haritaya bakarken kendime çizdiğim rota ise önce doğruca güneye doğru giderek başlıyor sonra batıya dönüyordu.

İlk gün sonunda, gördüklerim öğrendiklerim:

– Hava çok sıcak. Öyle ki, bu sene başka sıcak görmedim!

– Siesta, kesinlikle olması gereken bir saat dilimi

– Sokaklar temiz

– Çeşmelerden su içilebiliyor. Her gördüğünüz çeşmede, önce başınızı çeşmenin altına sokmanızı, biraz serinledikten sonra şişenizi soğuk su ile doldurup devam etmenizi öneririm.

– İnsanlar ulaşım için vespa veya motor kullanıyor. Hafta içi olmasına karşın bütün sokaklar otomobiller için park yeri olmuş.

– Hiç markete rastlamadım. Büfeler var.

– Yemek seçmek konusunda pek iddialı değilimdir. Bütün yolculuğum boyunca da, karnım acıktığında etrafıma baktım ve ilk gördüğüm büfeden bir dilim pizza aldım genelde.

– Çok fazla çeşit dondurma var. Sadece sade ve çikolatalı almak için bile en az beş çeşit içinden göstermek gerekiyor. Şansıma her sefer başka bir renk seçmeye çalıştım.

– “Colosseo” yu görene kadar hiç de ilgimi çekecek bir yer olacağını düşünmemiştim. Colosseo ve “Spartacus” gerçekmiş. Evde havuz olabilmesi ve insanların pek giyinmemesi de gayet normal!

Colosseo

Colosseo

Colosseo’un içine girmedim. Sıcakta taş gezmek pek cazip gelmedi açıkçası. Aynı hissiyat ile “Forum” kalıntıları arasında da dolaşmadan ana cadde üzerinden yürümeye devam ettim.

– “Via dei Fori Imperiali” Kral yolu üzerinden Piazza Venezia ve burada biraz mola

– Fontana di Trevi’ye ulaştığımda büyük bir kalabalık ve bando geçişi vardı. Sonrasında da Belediye başkanı olduğunu sandığım bir kişi konuşma yaptı. Görevliler ve kalabalık arasından çeşmeye yaklaşmak da mümkün görünmediğinden fazla oyalanmadan İspanyol merdivenlerine doğru devam ettim. Ertesi günün gecesinde çeşmeye tekrar gittiğimde, basamaklardan inip çeşme kenarında tripodumu kurma ve oturma şansım da oldu ama o günler için sakladığım bir euro’larımdan çeşmeye atmam gerektiğini odama dönünce hatırladım. Sanırım bir şansı daha kaçırdım!

– İspanyol merdivenleri kullanışlı, geniş geniş oturulup ayaklar uzatılabilir. Bütün gün yürüyünce ihtiyaç oluyor. Bir kolejden öğretmenleri ile geldiklerini anladığım Türk çocukların koşuşturması ile o gün hiç çocuk görmediğimi fark ettim. Bana enteresan geldi ama üç gün boyunca Roma’da hiç çocuk görmedim desem yeridir.

Trinita dei Monti terası ve İspanyol meydanı (Piazza di Spagna)

Trinita dei Monti terası ve İspanyol meydanı (Piazza di Spagna)

– İlk günün sonu ve Bernini meydanı üzerinden odaya dönüş. Yarın sabah Vatikan‘a gideceğim ve Roma sokaklarında kaybolacağım.

Seyahat fotoğrafları ve dipnotlar için >>>>>

28.06.2011, Salı