Siena‘dan San Gimignano’ya giden trendeyim. Kahvaltıdan sakladığım, amasya elmasına benzer hafif ekşili elmayı ve bir paket keki yedim.

San Gimignano için elimde sadece bir Toscana haritası var. Haritada tren istasyonunu bulamadım ama umarım istasyonda emanet odası (“deposit” diyorlar) vardır.
 
Yolda üzüm bağları var. Siena’da da şarapçılar vardı, diğer şehirlerde de olduğu gibi mahalle manavları, kasapları ve bakkalları da. Bir tane Vodafone mağazası bir tane de TIM mağazası gördüm.

Tren istasyonunun hemen önünden kalkan otobüs ile San Gimignano’ya gidebileceğim. Burası local bir istasyon ve otobüs/tren biletleri girişteki büfede satılıyor. İngilizce bilmiyorlar.
 
Poggibonsi İstasyonu’ndan Floransa (Firenze)’ya hem otobüs hem de tren var. Otobüs bileti 2 euro daha ucuz ama sağanak yağmur halinde yolculuğun bir saatten uzun sürmesi büyük olasılık.

Firenze’deki otogarın da nerede olduğunu bilmediğimden treni tercih ediyorum ve yola çıkmadan biletlerimi alıyorum. Sonradan öğrendim: San Gimignano’dan Firenze’ye de otobüs varmış ama hazır biletim varken turist ofisine gidip saatini-fiyatını sorarak vakit kaybetmek istemedim.
 
Büfedeki İtalyan kadına derdimi anlatmaya çalışırken emanet odası arayan bir çift ile karşılaştım. Maalesef bu istasyonda böyle bir imkan yoktu ve çantamın da benimle gezmesi gerekti.

Güney Afrikalı çift coachsurfing ile geziyorlarmış ve henüz hiç otel parası ödememişler. San Gimignano’da da misafir olacaklarmış.
 
Otobüse binerken çiselemeye başlayan yağmur gittikçe hızlandı ve daha on dakika geçmeden sağanak halini aldı. En ön koltuklardaki bizlerin suratlarımızın ekşidiğini gören şoför biraz daha ilerledikten sonra şanslı olduğumuzu, San Gimignano’da havanın açık olduğunu söyledi, hem neşeli idi hem de İngilizce konuşuyordu.

Yağmur o kadar hızlanmıştı ki, kucağımdaki fotoğraf makinamı çantasına koyup otobüsten inmeden geri dönmeyi bile düşündüm.
 
Kaptan  haklı çıktı. Otobüs surların önüne yanaştığında hava halen karanlık olsa da yağmur tekrar tise halini almıştı. Saat henüz 14 sularında idi ama sanki gün çoktan bitmişti ve ben de çok yorgun hissediyordum. Sırtımda çantamla otobüsten indim. Dönüş için durak neresi diye sorsam diye düşünürken otobüs durağımı arayan birkaç turist daha geldi ve ellerindeki broşürden dönüş saatlerine baktım. Broşürü cadde üzerindeki turist ofisinden almışlar.
 
San Gimignano, güneşli bir gün de çok daha keyifli olabilecek küçücük bir kaleiçi şehrine benziyordu ama sağanakta ve bagaj taşıyarak pek keyifli olmuyor.

San Gimignano

San Gimignano

Otobüs, tam da saatinde 15:00’de durağa geldi. “Ne çabuk dönüyorsun” dedi, kaptan. Aynı kaptana rastlamış olmak sanki tanıdık birini görmek gibi hissettirdi. Dönüş yolu, artan yağmurun etkisi ile 20 dakika kadar sürdü.
 
Poggibonsi istasyonuna vardığımızda yağmur suları kaldırıma kadar yükselmişti. Lokal bir istasyon olduğundan bir karmaşa yoktu, kapıdan giren herkes önce panoya bakıyor sonra da bu perona doğru yürüyordu.

Ben, garın içinde yiyecek bir şey var mı diye bakınırken İtalyanca bir anons geldi ve insanların suratları asıldı. Sağda solda bank bulup oturdular. Peronlara doğru yönelip ben de boş bir banka oturdum.

Bankın diğer ucunda oturan yaşlı amca ile “bu trenler için zar atmak gerek” diye söyleniyordu. Derken konuşmaya başladık. İtalya’da üç farklı tren varmış:
– Hızlı
– Province arası
– Local tren ve local trenler böyle rötar yaparmış.

Anonsta 70 dakikalık bir rötar olacağının söylendiğini öğrenince Firenze’deki otele SMS gönderdim (rezervasyon sonrası, otel yetkilisinden gelen mailde check-in saatleri dışında gelinecekse haber verilmesi istenmişti)
 
Sonraki anonsta 2. perona geçin anonsu geldi, alt kata inip karşıya geçtik. 5 dakika geçmeden 1. Perona geçin diye tekrar anons geldi. Geçtik. Birkaç dakika içinde de gelen trene bindik (15:50)
 
Yani ilk anonstaki gibi 70 dakika değil 5 dakika rotar yapmış oldu.
 
Karşıdan karşıya geçerken garın içinde fark ettiğim elektronik ekranda İngilizce anons da vardı ve burada da 20 dakika rötar olacağı yazıyordu.
 
Trenlerde 1. Class vagonlar masası olan, 2. Class vagonlar masası olmayanlar sanırım. Yoksa koltuklar aynı; trene binerken vagonların üzerinde 1 veya 2 diye yazıyor ama Roma’dan ayrılırken olduğu gibi geç kalınca ilk vagona kendini atıyorsun.
 
Yol boyunca trenden bakıyorum ve buralar nereler acaba diyorum, bir an sadece trende olsan burası Türkiye mi İtalya mı veya başka yer mi ayırt edebilir miyim diye düşünüyorum.
 
İtalya’daki evler sanki hep öyle kalmış; pencere önlerinde makaralar var. Bu makaraları çevirerek iplere çamaşır asıyorlar.

San Gimignano

San Gimignano

Evlerde balkon var, pencere önlerinde ve balkonlarda çiçekler var. Yol boyunca tüm binalar ya kırmızı tuğlalı ya da sarımsı tonlarda boyalı. Farklı olarak hepsinin de yeşil – beyaz veya kızıl tonlarda bir sıradan panjurlar var, kimi açık kimi aralı.

Firenze’ye doğru ilerlerken yağmur azaldı ve artık yağmıyor.
 
Saat 16:15 ama akşam 19-20 olmuş gibi karanlık ve hem ıslanmaktan hem de eşyaları taşımaktan epey yorulmuş hissediyorum. Trende uyuyakalmamak için eti form atıştırıyorum. Gün içinde yemek yeme fırsatım olmadı aslında ama su içmekten sanırım fazla açlık hissetmedim.
 
İlk sabah kahvaltıda yediğim sıcak marmelatlı kruvasandan yanan dilimin acısı da henüz tam geçmedi ve yemek yemekte de zorlanıyorum. Sağ üst dişim ise bisküvi çiğnerken bile ağrımaya başladı. Ayakkabı vuruklarım tam geçmedi ve ayakkabı içinde çoraptan yükseklik koyup yürümeye devam ediyorum. Günde ortalama on saat yürünen bir tatilde ne büyük çiledir ya…
 
San Gimignano’da kaybolduğumda yokuşun sonunda Güney Afrikalı çifti gördüm ve hemen seslendim. Durak ne tarafta idi dedim, ikisi de aynı anda elleri ile sağ tarafı gösterdiler. “Fotoğraf çekebildin”mi dediler, “hava yağmurlu ve karanlık, maalesef pek bir şey yok” dedim. Arkadaşlarının evini bulmuşlar ve eşyalarını bırakıp yağmurluk giymişlerdi, ne de güzel!

San Gimignano

San Gimignano sokaklarında gezerken fotoğrafladığım yerel lezzetler satan dükkanlardan birisi

 Ilık bir günde buralara tekrar geleceğim!

Toscana tarihini ayrıca araştırmalıyım. Dünya mirası şehirleri olan, turizm ile geçinen şehirlerde İngilizce konuşmuyorlar ve kendilerini genel İtalya kimliğinden ayrı tutuyor gibiler.
 
Siena-Floransa arasındaki tren rötarından dolayı, son duraktan önce bir bayan vagonlarda gezip gardaki gişeye başvurarak bilet parasını geri alabileceğimizi söyledi, en azından ben buna benzer bir şey anladım ama yorgunluktan koltukta mayışmışken fazla da sorgulamadım, hangi gişeye gitmeliyim bilmiyorum.

01.07.2011, Cuma