Gelemiç köyü  Uludağ yamaçlarında 745 metre rakımda kurulu, geçimini ormancılık ile sağlayan 150 haneli küçük ve şirin bir köy.

Bursa-Keles istikametinde geçen köy yolu her ne kadar asfalt olsa da gerek darlığı gerekse kayalıklar ve keskin dönemeçleri ile zorlu bir yol.

Gelemiç köyünde evler

Gelemiç köyünde evler

Köyün girişindeki köy meydanını geçtikten sonra araç ile fazla ilerleyemiyorsunuz. Taş ve kerpiçten yapılmış evler, sanki basamaklar ile birbirinden ayrılmış toprak patikalarda (sokaklarda) kurulu. Biraz genişleyen sokaklar ise ancak motor ile geçmeye müsait. Meydanı birkaç yüz metre geçtikten sonra ise bayıra ve köyün sonuna ulaşabiliyorsunuz. Çocuklar koşarak yuvarlanarak kolayca bu bayırdan aşağıya tepenin alt tarafındaki mağaralara kadar ulaşabiliyor. Bu mağaralara eskiden bu yana “gavur ini” denirmiş.

Gelemiç köy evleri

Gelemiç köy evleri

Etrafta dolaştıktan sonra bizi bırakan minibüsümüzü takip edip köy meydanına doğru yürüyoruz. Yol üstünde, üzüm pekmezi kaynatan teyzeler sohbet ediyor pekmezin toprak ile nasıl mayalandığını öğreniyoruz. Evinin köşesine oturmuş hem akşam yemeği için fasulye ayıklayan hem de kış güneşinde kemiklerini ısıtan teyzelerle, torunu ile kışın soba üzerinde kavurmak için çitlembik (melengiç) ayıklayan teyze ile sohbet ediyoruz.

Köy sokaklarında gezinirken sesimizi duyan Canan teyze bize sesleniyor ve evine davet ediyor. Canan teyze ile eşi Halil amca hoş sohbetlerinin yanında nefis lezzetler de ikram ediyorlar. Kocabıyıklar lakaplı ev sahibimiz aile 70’li yıllarda köyde tütüncülük yapıldığından günümüzde ise sadece ormancılık ile geçinildiğinden hayvancılığın olmadığından bahsediyor.

Canan teyze ile Halil amca'nın sofralarına misafir oluyoruz

Canan teyze ile Halil amca’nın sofralarına misafir oluyoruz

Çam merkizi de denen melki mantarının soba üzerinde kavrulurken yaydığı koku daha tadına bakmadan ağzımızın sularını akıtmaya yetiyor.

Çam diplerinde yetişen bu mantar için Halil amca “et mi mantar mı deseler mantarı seçerim” diyor ki tadına baktıktan sonra pek de haksız diyemeyeceğim 🙂

Mantar toplamayı büyüklerinden öğrenmişler ve pek çok hane epey de yaygın olan bu mantar türünü toplayıp Bursa’da satarak gelir sağlayabiliyormuş.

Gelemiç, yüksek rakımı ile birlikte kışın çok da soğuk bir köy. Halil amca, “torunlar, Bursa’da tek kat giyiyor, sıkılınca bize yolluyorlar” diyor, “bizim için fark etmez, burada kaç kat giyiyoruz, başka türlü ısınmayız” diye anlatırken biz şehirli misafirler de hak vermeden edemiyoruz. Bu büyük! şehirler insanları ne kadar da tüketiyor.

30 yıl önce şehirde de kat kat giyinirken hangi ara tek kat çoraptan sıkılır olduk?

Bursa’daki torunlar geldiklerinde fırın ekmeği istiyorlarmış. Biraz büyüyünce kıymetini anlayacakları, sobada ısınmış taze ev ekmeklerini bizler, büyük bir keyifle yeme devam ediyoruz. “Salçanın rengi biraz pembe” diyor Canan teyze, “bizim buradaki domatesler pembe olur, siz yememezlik etmeyin” 🙂

Yazın, Kocayayla diye bilinen dağ evlerine taşınırlarmış. “Pelitören mahallesine gelin” diyorlar.

Mayıs ayında kiraz çiçeklerinden bembeyaz olurmuş bütün köy. Haziran sonunda da  bu çiçekler papaz eriği büyüklüğünde kirazlara dönermiş, “aman kaçırmayın, önce çiçek zamanı gelin, sonra da yemeye gelin” diye davetimizi de alıp kısa misafirliğimizin sonuna geliyoruz.

Bir sonraki durağımız Uludağ eteklerindeki diğer bir köy olan Bursa-Kütahya sınırındaki Kemaliye köyü.

30 Ekim 2011