Bir değirmen, daha doğrusu bir blogda gördüğüm yel değirmeni fotoğrafının  peşine düşerek ulaştığım bir rota oldu, Haarlem.

Daha önce adını bile duymadığım ama akla ilk gelen rap müziğin ana vatanı zenci Harlem’i kuran insanlara ilham olan bu şirin Hollanda şehri aynı zamanda Kuzey Hollanda eyaletinin de idari başkenti.

Amsterdam’ın 20 km doğusunda kalan şehre ulaşım tren ile yaklaşık 15 dakika sürüyor. Sabah erkenden Central Station’dan gidiş dönüş-bileti alıyorum. Central Station içindeki okları takip etmek gerek, burası büyük bir istasyon ve otobüsler için üst kata, ülke içi, ülke dışı ulaşımlar için farklı binalara geçmek gerekebiliyor.

Hafta sonunun ilk saatleri bulutlu bir Amsterdam sabahına uyandıktan sonra Haarlem İstasyonda fazla oyalanmadan gözlerimi yakan bir bahar güneşine çıkıyorum. Gözlerimi ovuşturarak ilk kavşakta karşıma çıkan tüm oklara ve yönlere tek tek bakıyor ve şehir meydanına (Centrum) doğru giden kalabalığı takibe devam ediyorum.

Haarlem

Haarlem tren istasyonu çıkışında şehirdeki yönleri gösterir oklar

Çarşı içinden geçen geniş caddede ve sokaklar arasında dolaşıyorum. Patates kızartması ve dondurma yiyerek Cumartesi alışverişine çıkmış kalabalığa karışıyorum.

Meydana yakın şık bir mağazanın vitrininde İstanbul kitaplarını görünce içeri de bakıyorum. Merkezi konumdaki bu dükkanda geleneksel Türk ev eşyaları satılıyor, kırlentler, nevresimler, sandıklar…

Haarlem'de bir mağazanın vitrini

Haarlem’de bir mağazanın vitrini

Haarlem, Amsterdam’ın gürültüsünden sonra oldukça sokak müzisyenlerinin melodileri ile sevimli bir şehir ve pazar yeri de oldukça hareketli. Pazar alışverişi öncesinde meydanın ortasında kalan kiliseyi geziyorum.

St. Bavo’s kilisesinde (Grote of St. Bavo Kerk) farklı bir atmosfer var sanki! İçeride dolaşırken üzerinde bastığınız taşlar aslında tarihi 15. yüzyıla dayanan mezar taşları. Üzerinde isimlerin ve tarihlerin de yazılı olduğu yaklaşık 1500 mezar taşı var.

St. Bavokerk

St. Bavokerk

16. yüzyılda başlayan bir geleneğe göre, şehir halkına şehrin kapıların kapanış saatinin geldiğini bildirmek için her akşam saat 21’den sonra kilisenin iki küçük çanı çalıyor.

Kilisenin 30 metre yükseklikteki 5068 borusu olan Christian Müller orgu, Mozart’ın henüz on yaşında iken çalıyor olması ile ayrı bir önem taşıyor.

St. Bavokerk

St. Bavokerk

Pazar meydanında çeşit çeşit yiyecekler, kıyafetler ve ev eşyaları satılıyor. Hem yerel halk hem de turistler ile adım atmak bile zor. Çarşı pazar gezmeyi seviyorum!

Grote Markt

Grote Markt

Aylardan Mart ve hem günler kısa hem de aldatıcı güneşe rağmen hava gittikçe serinliyor. Bu güzel şehirde saatlerce dolaşabilirim.

Meydana gelirken üzerinden geçtiğim ince kanalı saymazsak henüz bir nehir veya değirmen görebilmiş değilim. Bir kırtasiyenin önünden geçerken kartpostallar görüyorum ve oradaki çocuklara soruyorum. “Değirmenler şehir dışında, çok uzakta” diyorlar, şaşırıyorum.

Bir fotoğraf sayesinde adını öğrendiğim bu küçük şehirde dolaşmaya devam ediyorum. Alışverişten evlerine dönen insanların peşlerine takılıp nehir kıyısındaki daha sakin sokaklarda dolaşmaya başlıyorum. Biraz ilerleyince müzenin karşısında bir tekne turu durağı görüyor ve sevinç içinde koşup hareket etmek üzere olan tekneye yetişiyorum!

Hava serin ve turistlerin çoğu camekan içinde üç farklı dilde konuşan rehberi dinlemeyi tercih ederken ben genelde ön tarafta etrafı seyrediyorum.

Spaarne nehri'nde tekne gezintisi

Spaarne nehri’nde tekne gezintisi

Uzaklardan aradığım “Molen De Adriaan” değirmenini görebiliyorum. Değirmenden çıkan turistler de var. Bahçesinde koşuşturan çocuklar da! Bildiğim kadarıyla değirmen ve içindeki küçük müze belirli saatlere kadar gezilebiliyor ancak ben tekne ile önünden geçerken görevliler kapılarını kapatıyorlardı.

Molen De Adriaan değirmeni'nde haftasonu

Molen De Adriaan değirmeni’nde haftasonu

Orijinal tarihi 1779 yılına uzan bu yel değirmeni 1932 de bir yangın ile kül oluyor. Haarlem halkı nedeni hiçbir zaman öğrenilemeyen bu yangına karşı yeniden inşaa için para topluyor ancak ekonomik kriz ve sonrası olaylar nedeni ile ancak 2002’de orijinaline sadık ve fonksiyonel olarak yeniden inşaat tamamlanabiliyor. Değirmen, günümüzde turistik olarak kullanılıyor.

Amsterdam tarihini araştırırken de, halkın bugün cazibe merkezi olmuş klasik kanal mimarisine, eski binalarına nasıl sahip çıktığını, belediyenin modern şehir kurmak için yıkım kararlarına hep birlikte karşı durduğunu öğrenmek beni etkilemişti.

Yaklaşık bir saatlik bir turun sonunda başladığımız yere geri dönüyoruz. Tekneden iniyor ve değirmeni karşıdan görebilecek şekilde yürümeye başlıyorum.

İşte Haarlem’in bu güzel Mart güneşinden bana kalan hediyesi:

Molen De Adriaan

Molen De Adriaan

Dönüş saatim yaklaşıyor ve şehir merkezinin etrafındaki turumu tamamlayarak ters yönden hızlı adımlar ile tren istasyonuna ulaşıyorum.

Amsterdam’a ve civarına gittiğinizde saat kulelerine veya değirmenlere çıkarak şehri yüksekten de görmek isterseniz Nisan sonrasını beklemelisiniz. Amsterdam’da da kilise kuleleri kışın ziyarete kapalı. Umarım bu güzel şehirlere sıcak ve uzun günlerde tekrar yolum düşer 🙂

Bu küçük şehrin Amsterdam’a yakınlığı ve ulaşım kolaylığı düşünüldüğünde konaklama için bir alternatif olarak da düşünülebilir, araştırmaya değer!

19.03.2011