Güneş ile uyandığımız güzel bir sabahta manzaraya karşı yaptığımız kahvaltının ardından iki gece konakladığımız Gito yaylasından ayrıldık ve Badara yaylasında verdiğimiz kısa fotoğraf molasından sonra Fırtına’ya kadar iniyoruz.

Ayder yaylasında konaklayacağımız otele eşyalarımızı bırakıp ikram edilen el yapımı üçgen bayram baklavalarımızı yedikten sonra vakit kaybetmeden gözümüzü yükseklere dikiyoruz.

Huser, Avusor ve Kavron yaylaları Ayder’den çıkılabilen yaylalar. Huser yaylası bölgedeki en yüksek yayla ve iki gündür yağan yoğun yağmura rağmen denemek istiyoruz. Aracımız 1950 metrede ikinci kez çamura saplanıp yolda kaldığında ekip olarak karar vakti geliyor. Ardımızda bıraktığımız manzaradan bir dakika içinde çekilmiş aşağıdaki iki fotoğraf belki size de fikir verebilir.

Huser yaylası yolunda ardımızda kalan manzara

Huser yaylası yolunda ardımızda kalan manzara

Huser yaylası yolunda ardımızda kalan manzara (1 dakika geçmeden!)

Huser yaylası yolunda ardımızda kalan manzara (1 dakika geçmeden!)

Bir arkadaşımız daha önce de araç ile Huser yolundan döndüğü için bu sefer yürüyerek de olsa çıkmak istiyor. Önce ben de peşine takılmak istiyorum ama güneşin batmasına dört saat kalmışken yoğun sis altında bir bilinmeze 500 metre tırmandıktan sonra karanlıkta üşümüş ve ıslanmış olarak Ayder’e geri dönmeye cesaret edemiyorum. Ekipten iki arkadaş sırtlarında hayli yüklü fotoğraf ekipmanları ile bizden ayrılarak yürümeye başlıyor ve bir kaç dakika içinde sisler içinde gözden kayboluyorlar.

Nadir de olsa yukarı çıkan veya aşağı inen arazi araçları var. Onlara rastlamalarını ümit ediyoruz.

Çıktığımız yolun bir kısmını indikten sonra “Macig Kafe” (Huser 2700 metre) tabelasından ters yönde doğru Avusor yaylasına devam ediyoruz.

2400 metre rakımlı bu yayla bir Laz köyüne ait. Buradaki tüm yaylacılar Laz, kendi aralarında Lazca konuşuyorlar. Fotoğraf çekilmeyi pek sevmeseler de hoş sohbet insanlar ve bize yaşamlarından, sıkıntılarından, planlarından bahsediyorlar. Yaylaya elektrik köylülerin kurduğu iki adet mikro HES ile üretiliyor. Çığ tehlikesi olduğu için taş evler oldukça alçak; tavanlar kapının üzerinden başlıyor. İleride dağınık şekilde ahşap evler de var ama sis bulutu içinde ekipten fazla uzaklaşmıyorum.

Önce Rabia teyzeye misafir oluyor ve Ayder yaylasının adının nerden geldiğini öğreniyoruz *. Rabia teyze, “Bizimkiler” diye girizgah yaparak, eskiden büyüklerinin anlattıklarından hatırladıklarını bize anlatmaya başlıyor. “Bizimkiler, karşı Kavron’daki Rumların ışıklarını gördüler; gece yola çıktılar ve ay ışığında yolu bulup dere kenarına indiler. İndikleri düzlüğü ay ışında indikleri dere anlamında Ay-Der dediler. Kavron’a çıktılar ve Rumları kovdular.”

Diğer çocuklar oyuna başlamak için Elif'in gelmesi bekliyor! Elif'in henüz bebek olan bir erkek kardeşi var.

Diğer çocuklar oyuna başlamak için Zeynep’in gelmesi bekliyor! Zeynep’in henüz bebek olan bir erkek kardeşi var.

Meydandaki “Şaşgun Bakkal”da çay ve çorbalarımızı içip ısınırken Huser’den dönen bir araçtan haber alıyoruz. Arkadaşlarımız tırmanmaya devam ediyorlarmış.

Kahvede yanan sobada ısınırken karşımızda en güzel köşeye yerleşmiş Ahmet amca ile derin bir sohbete başlıyoruz * . Bize Lazların ve Megrellerin tarihinden, Gürcistan’da yaşanan zorluklardan bahsediyor **.

Saat geç olmaya başladı ve sis tekrar ağırlaştı. Kavron yönüne dönmeden bu gece konaklayacağımız Ayder’e iniyoruz.

Planımıza göre yarın Yusufeli – İşhan köyüne ve Artvin yaylalarına doğru devam edeceğiz.

* Sohbetlerden aldığım notları, bölgenin tarihi ve uygulanan politikaları biraz araştırdıktan sonra ekleyeceğim.

**  Ahmet amca, Batum’daki güvenlik sıkıntısından ve resmi görevlilerin tutumlarından dert yanarken dönüşte Eylül.12 ayında okuduğum ekonomi dergisindeki bir makalede, yüksek ceza bedelleri nedeni ile özellikle turistlere yönelik bir güvenlik sıkıntısı yaşanmadığından ve Batum bölgesinin turizmde hızla büyüdüğünden bahsediyor.

21.08.2012