Bir haftalık bir buluşma/kavuşma için Doğu Karadeniz yaylalarındayız.

Karadeniz’de olmak, yaylaya çıkmak; bence biraz da huzurun, neşenin, ümidin, doğanın, insan olmanın anlam kazandığı yerde nefes almak ve teşekkür etmek demek!

Yağmurda, siste ıslanmak, güneşten yanmak, kirlenmek, çamura bulaşmak, elini kolunu çizmek, üşümek, ısınmak,  tırmanmak, yorulmak, dağlara karşı haykırmak, kahkahalarla gülebilmek demek!

Deliksiz uyumak ve güneş ile uyanmak demek!

Televizyon, internet ve cep telefonunu unutmak demek (son bir senede kurulan istasyonlar sayesinde çoğu yerde çekmeye başlamış!)

Ormanda iseniz, böğürtleni, frambuazı, yaban mersinini dalından; köyde iseniz şekli biçimsiz ama tadı doyumsuz meyveları dalından yemek demek!

Çimlerde çıplak ayakla yürümek demek!

Pokut'da uyanmak!

Pokut’da uyanmak!
saat:05:47; f:5; 1/13

Daha önce gitmemişseniz, dönünce  içine düşeceğiniz boşluğu hiç yaşamamışsınız demek. “İstanbul” sizi geri yutana kadar suyun, sütün, yağın, balın, etin tadını garipsemeniz normaldir. Acele etmeyin!

Gitmişseniz, tekrar gideceğiniz zamanı belirlerken umarım yazılarım ilham verecektir.

Güzel bir Ağustos sabahı Trabzon havaalanında buluştuktan sonra Rize Pazar’lı kaptanımız ile birlikte 14 kişilik bir ekip olarak yola çıktık.

Trabzon havaalanına indiğinizde çoğu insanın da benzer şekilde ya kendilerini bekleyen araçlara ya da alandaki farklı araç kiralama ofislerine yöneldiğini göreceksiniz.

Öğleden sonra Rize Pokut yaylasına vardığımızda sisler içinde kaybolmuştuk; Plato’da Mola‘da Yasemin ve ailesi ile yemek yediğimiz güzel bir akşamdan sonra sabah uyandığımızda işte bulutların üzerindeyiz!

Çat'da alabalık, muhlama, çay ve horon molası

Çat’da alabalık, muhlama, çay ve horon molası

İkinci günümüzün sabahında sisler için Sal yaylasına yaptığımız kısa orman yürüyüşünün ardından yayla yollarındayız.

Gito yaylasına çıkıyoruz ve Koçira‘da çıtırdayan kuzine başında şarkılar söyleyerek, sohbet ederken yaylada çok keyifli bir akşam geçiriyoruz.

Üçüncü günümüzde bulutlara bu kadar yakınken yağmur ile ilk arınanlar da bizler oluyoruz. Kahvaltıdan sonra rotamız Ambarlı yaylası. Sislerin ardındaki manzaranın hayali ile misafir olduğumuz evde bir yandan kuzinenin etrafını sarmış ısınırken bir yandan da kaynayan sütten terayağı yapımını seyrediyor ve kuzine üstündeki bakır kapta eriyen tereyağının, peynirin muhlamaya dönüşmesini ağzımızın suları akarak zor bekliyoruz.

Sis açılmıyor ve fotoğraflarını gördüğümüz muhteşem Ambarlı manzarasını seyredemeden aslında bir ara yayla olan Gito’ya geri dönüyoruz. Öğleden sonra kısa bir orman yürüyüşü dışında Koçira’da sohbete devam ederken tüm “İstanbul” yüklerimizi geride bıraktığımızı farkediyoruz!

Yaylalarda dördüncü sabahımızda, Gito’dan ayrılık vakti geldiğinde, güneş bize gülümsedi ve terasta güzel bir kahvaltı sonrası şarkılar söyleyerek tekrar yola çıkıyoruz.

Badara yaylasında verdiğimiz fotoğraf molasından sonra Huser yaylasına çıkmayı deniyoruz.

Avusor yaylasında “Şaşgun Bakkal” da çaylarımızı içip ısınırken sohbet edip “Karadeniz”i, insanını, tarihini, geleceğini daha yakından tanıyoruz.

Günün sonuna yaklaşmışken konaklamak için Rize’deki son molamız olan Ayder yaylasına iniyoruz.

Ayder için denecek pek söz yok, iki sene önce ilk durağımız Ayder olmuştu ve “asfalt gelir, yayla gider” dediklerinde henüz göreceklerimden habersiz kabullenmiştim, iki sene sonra içime sinmedi.

Beşinci günümüzün sabahında erkenden Artvin’e doğru yola çıkıyoruz. Çoruh nehri boyunca HES inşaatları arasında açılan yollardan dağları aşıyor ve İşhan köyü’ne varıyoruz. Buradaki Gürcü kilisesini fotoğraflayıp değişen coğrafyayı seyrettikten sonra gün batımında Şavşat yollarındayız.

Son iki gece Şavşat Kocabey köyünde Laşetde konaklıyor ve civar köyleri ve gölleri geziyoruz.

Karadeniz’de son sabahımızda önce Sahara milli parkında yol alarak Kocabey köyüne bir de tepeden bakıyoruz.

Yolumuza, Ardahan’a doğru yola devam ediyor ve doğanın değişimine hayran kalıyoruz. Yolda sık sık fotoğraf molası vererek çobanlarla, tarlasında saman kaldıran köylülerle sohbet ediyoruz.

Dönüşte kaptanımızın nazik daveti ile Pazar (Rize), Hacapit köyündeki evine misafir oluyor, Karadeniz yemeklerine doyuyoruz. Diğer köyler yamaçlara kurulmuş iken bu köy düzlükte ve Karadeniz manzarası da çok güzel.

Pazar sahilinde gün batımını yakaladıktan sonra yaklaşık 1300 km süren yolculuğumuz içimizdeki ayrılık burukluğu ile Trabzon havaaalanında son buluyor.

18-24.Ağustos.2012

Karadeniz.2012 rotası

Karadeniz.2012 rotası