Bulutların üstündeki Doğu Karadeniz yolculuğumuzda 5. gündeyiz. Rize yaylalarından indik ve Artvin-Yusufeli yolunda ilerliyoruz.

Çoruh nehri vadisi boyunca değişen coğrafyayı büyük bir hayranlıkla seyrederek baraj inşaatları, göletler, boşaltılmış köy evleri ve ormandan geriye kalmış kayalık dağlar arasında ilerliyoruz (harita).

Meyve ağaçları arasındaki İşhan (Dağyolu) köyüne sabah erkenden Ayder yaylasından ayrıldıktan saatler sonra ulaşıyoruz. Yusufeli ilçe merkeze 34 km mesafedeki İşhan köyünün yaklaşık 1100 yıllık bir geçmişi var.

Köylerin, yaylaların iki adı olması bana enteresan geliyor. Yeni doğan bebeklere “adı ile yaşasın” dilemeyi severim; yaşayan her şey (insanlar, hayvanlar, şehirler, sokaklar) isimleri ile hayat bulup kişilik kazanıyor, farklılaşıyor bence ve farklı olmak güzel bir şey!

Köyde ilk durağımız bir Gürcü ibadethanesi olan İşhan manastırı. Çoruh Havzası’ndaki beş piskoposluk merkezinden biri olan manastırdan günümüze bir kilise ve bir şapel ulaşmış.

İshan Manastırı

İshan Manastırı

Kiliseye Oltu güzergahı üzerinden Artvin-Erzurum karayolunun 92. km’sinde kuzeye saparak (7 km) gidilebilir. Ayrıca, Yusufeli merkezinden kalkan köy servisleri ile de ulaşım mümkündür.

İlk izlenim olarak, dış cephelerindeki kabartmaları, kapıları üzerindeki kitabeleri ve ana yapı içindeki sütunları ile daha önce ziyaret ettiğim Mardin’deki taş manastırlardan veya Avrupa şehirlerindeki Gotik veya Barok tarzdaki kiliselerden oldukça farklı buluyorum. Kubbeli bazilikal bir planı var. Güneybatısında Meryem Ana Şapeli var.

7. yüzyıl ortasında inşa edilen ilk yapı zamanla tahrip olmuş ve kitabesine göre 9. yüzyıl ilk yarısında kilise olarak tekrar inşa edilmiş. Yıllar içinde çeşitli ilaveler ile 11. yüzyılın başından itibaren Piskoposluk makamına yükseltilmiş (kaynak: Manastırın önündeki tabela).

16. yüzyıla kadar* Manastır olarak, 19. yüzyılda Osmanlı-Rus savaşları sırasında Osmanlı ordusunun kışlası olarak kullanılmış ve 19. yüzyılın sonundan 1983 yılındaki depremde zarar görene kadar bir bölümü cami olarak hizmet vermiş. 1987 yılında Kültür Bakanlığı tarafından tescil edilerek korunması gereken taşınmaz kültür varlıkları arasına alınmış yapı bugün terkedilmiş bir görünüme sahip.

* Artvin ve çevresi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1549’da Vezir Kara Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Osmanlılar manastırın batıya bakan tarafını camiye dönüştürür ve bir bakıma bu sayede yapının harap olmasını engeller.

İshan Manastırı pencereleri

İshan Manastırı pencereleri

Belgratlı Gürcüler tarafından yapılmış Manastır** kalıntılarına gelen ziyaretçiler 2011 senesine kadar resmi kayıtlarla takip edilirken 2012 Ağustos’unda hiçbir görevliye rastlamadan ve kayıt olmadan gezebiliyoruz.

Köylülerle sohbet ederken öğrendiğimiz kadarı ile önceki sene Manastırı ve köyü ziyaret etmek üzere, çoğu Gürcistan’dan gelen yaklaşık 5000 misafir ağırlamışlar.

İshan Manastırı

İshan Manastırı kubbesi

Günümüze kalmış kubbenin ortasındaki resimde “haçın göğe yükselişi” sahnesi yer alıyor. Bu sahnede mücevherlerle bezenmiş olan haç dört melek tarafından taşınıyor.

Ana yapının ön kapısının sağ ve sol tarafında yer alan ve din adamlarının inzivaya çekildiği odalardan (narteks) günümüze sadece bir tanesi kalmış.

Kilise, yıllarca toprak altında kaldıktan sonra Selçuklu döneminde bulunarak onarılmıştır.

Hikayeye göre, Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubat’ın elçisi Veliddin Ağa bölgedeki kalelerden (Livana ve Tavusker) vergi almak için gönderilir. Veliddin Ağa, İşhan köyüne geldiğinde tarihi kiliseyi görür ve Sultan’a burası üniversiteye dönüştürülürse halkın kendilerine bağlanacağını salık verir.. Keykubat, kilisenin onarılması için bir grubu köye gönderir. Kilisenin onarımı 8 sene sürer. Bu arada büyük bir isyan çıkar ve onarım sorumluluğu el değiştirerek bölgedeki kale beylerinden birisinin kızı olan Elen Hatun’a verilir. Güzelliği dillere destan hatun kendisi ile evlenmek isteyenler arasında seçim yapabilmek için bir müsabaka düzenler. Adaylar kiliseye 2 km mesafedeki kiliseden oklarını atacak ve okunu kilisenin üzerinden aşıran aday muradına erecekken başarısız olan adaylar oklarının düştüğü yerde öldürülerek gömülecektir.

Gençlerden birisinin oku kilisenin üzerine düşer ve genç öldürülerek kiliseye gömülür. Tam da kilisenin önündeki ardıç ağacının bu mezarlıkta büyüyen bir ağaç olduğu anlatılır. Başarılı olan tek kişi ise bir Türk beyidir. Ancak Şerif Bey, atını koşturup kilisenin yanına gelmek isterken kaza ile bir ağaca çarpar ve oracıkta ölür. Şerif Bey’in gömüldüğü yere (Hicri takvime göre) Kadir gecesinde ışık düştüğü söylentisi yayılır.

Olaylardan sonra Elen Hatun gönlünü tadilatta görevli Yahudi bir ustaya kaptırır ancak usta kilisedeki bir kazada üstüne düşen bir taşın altında kalarak can verir.

Güzeller güzeli Elen Hatun uğruna akan kandan sebep kilise halk arasında “kanlı kilise” olarak anılmaya başlar.

Kiliseyi fotoğrafladıktan sonra hemen arkasındaki büfede biraz soluklandıktan sonra İşhan köyü içinde dolaşmaya çıkıyor ve rengarenk meyve ağaçları arasında kayboluyoruz.

** Manastırlar, kiliselerden farklı olarak, kimi dini ayinlerin yapıldığı ve öğrenci de yetiştirilen ve kendini adamış insanların inzivaya çekildiği ibadethanelerdir.

İshan Manastırı kitabelerinden

İshan Manastırı kitabelerinden

22.08.2012