Sonbahar yağmurları ile henüz ıslanmamışken balık sezonunu karşılamak için İstanbul’daki en güzel duraklardan birisi de Poyrazköy imiş.

İstanbul’un iki yaka olduğu, iki yakanın bulaşamadığı Poyrazköy’e ilk kez gidiyorum. 135 numaralı belediye otobüsleri ile ulaşım çok kolay; Pazar günü öğle saatlerinde yaklaşık 40 dakika süren yolculuğum Beykoz sahilinden geçerek orman içinden devam ediyor.

Sahile inmeden önceki duraklarda piknik alanları da var. Piknik sepetleri ile gelmiş bir aile henüz otobüsten inerken, aceleci ufaklıklar orman içindeki piknik masalarında yer kapmaya konuşuyor bile.

Bu güneşli güzel günde, henüz orman yolunda üzerimdeki “İstanbul”dan arınmaya, Karadeniz‘i solumaya başlıyorum sanki…

Otobüs sahile kadar iniyor ve son durak plajın önünde, aman da ne güzel bir yerde.

Fazla geniş olmayan plajda çocuklar kalelerini yapmış kumlarda koşturuyor, gençler şezlonglarda güneşleniyor derken arkadaşlarımın Kale’ye çıktığını öğrenip lokantalar önünden yürümeye başlıyorum. Sahil yolu toplam bir kilometre ya var ya yoktur. Bir kaç balık lokantasından sonra plajı geçiyorum ve balıkçı gemilerinin barınağının karşısındaki merdivenlerden tırmanmaya başlıyorum. Sağ tarafımdaki ilk terasta çay bahçeleri var. Soldan devam ettiğimde  kale surlarının kalıntıları arasından boğazın iki yakasını seyredebiliyorum. Güneş tam tepede olmasına karşın güzel bir meltem var.

Arkadaşlarımla çay bahçelerinde buluşuyoruz ve biraz dinlendikten sonra asıl menü için sahile iniyoruz. Plaj kenarında da masaları olan Poyraz Sahil-2 Balık Restoran‘ın bu mevsim için önerilerini sıra ile keşfediyoruz.

Başlangıç için; midye tava, kalamar ve tavada veya terayağında istiridye. Daha baharatlı olsa da tavayı daha çok beğendim.

Balıklardan; istavrit, hamsi ve palamut var.

Mevsimlerden palamut zamanı olduğu için her türlüsü makbulmüş. Izgara tercih ediyoruz.

Lüfer bugün az gelmiş ve pahalı imiş;  palamuttan sonra lüfer yemek için tekrar gelmeliyiz diye konuşuyoruz.

İncir tatlısı, mevsimin yeni gözdesi bal kabağı tatlısı ve tavada erimiş helva. Hepsini de tattıktan sonra karar veremiyorum; krema ile ikram edilen kuru incir tatlısı en hafifi sanki!

Bütün öğleden sonrayı masada geçirince güneşe yetişemiyoruz ve fotoğraf çekemeden Poyrazköy’den ayrılıyoruz.

Dönüş yoluna araba ile devam ediyoruz. Yoros kalesinde kısa bir manzara molası ile İstanbul’un iki yakasını bir araya getiriyoruz. Anadolu Kavağı’nda dondurma molası iyi geliyor.

Anadolu Kavağı’ndan Sarıyer’e belirli saatlerde vapur seferleri var ve yaklaşık on dakika sürüyor.

Poyrazköy'de akşamüstü: Gün İstanbul'un iki yakasından geçiyor

Poyrazköy Yoros Kalesi’nde akşamüstü: Gün İstanbul’un iki yakasından geçiyor

16.09.2012