Londra büyük bir şehir; her renge, her dile, her fikre açık ufacık bir dünya sanki.

Avrupalı diğer şehirler gibi burada da çok sayıda ve farklı alanda müze var; saatlerce günlerce bu müzelerde keşif yapabilirsiniz, hem de bedava.

Londra’daki çoğu müze ücretsiz ve içeride gezerken, müze haritasını aldığınız kutuların kapaklarında göreceğiniz kumbaralardaki bağış hatırlatmaları dışında bu kadar bilgiye karşılık “para” ödenebileceği fikri aklınıza bile gelmiyor.

Bu sabah kahvaltıdan sonra ilk durağım, çiseleyen yağmurun çıkışta dinmiş olacağını umarak içeri girdiğim British Museum oluyor.

Müzede bir-iki saatlik kısa bir gezi öngörüyorsanız “muhakkak görmeniz” önerilen bazı salonlar ve eserler harita üzerinde özellikle işaretlenmiş. Gözüm  “Bodrum mavisi” salonu arıyor.

Hani, “Halikarnas balıkçısı”  Cevat Şakir, Kraliçe’ye bir mektup yazar da “Mozole’nin güzelliği ve yeri, Bodrum’un mavi göğü ve parlayan ışıkları altındadır. British Museum’un karanlık salonlarına yakışmamakta, bu nedenle geri getirilmeli, yerine konmalıdır.” der. Müze müdürü de beklenmeyen mektubunda “hakikaten böyle bir sanat şaheserinin masmavi bir gök ve ışık altında daha da kıymet kazanacağı kararını verdik. Bu nedenle Halikarnas Mozolesi’nin bulunduğu salonun duvarlarını maviye boyatıyor ve ilave projektörlerle aydınlatıyoruz” diye cevaplar (Kaynak:  Hatice Orman’ın “Merhaba Halikarnas Balıkçısı” adlı kitabı).

Gerçekten de Antik Yunan eserlerinin sergilendiği geniş salonun bir köşesi farklı olarak mavi boyalı ancak bugün ziyarete kapalı olduğundan bir fotoğraf çekerek yoluma devam ediyorum.

British Museum

British Museum
“Halikarnas Mavisi” ile boyalı salon

Salondan salona, tarih sayfalarını hızla çevirirken eserlerin, antikaların dünyanın dört bir yanından koleksiyoncular tarafından türlü yollarla bu uzak adada, bir çatı altında toplanmasına mı üzüleceğimi yoksa böyle uluslararası bir şehirde, gerekli teknik ve medeni imkanlar ile korunarak sergilenebildiğine mi sevineceğimi şaşırıyorum.

Girişte müzede gezerken dinleyerek öğrenmek isterseniz kulaklık kiralayabilirsiniz. Ayrıca, dipnot tabelalarında da oldukça detaylı anlatımlar mevcut. Uzun uzun zaman ayırmak ve tüm detayları yakalamak isterseniz her salonun kapısında danışabileceğiniz görevliler ve belirli saatlerde rehberli geziler de var.

Müzede fotoğraf makinası ile ve hatta flaşlı modda çekim yapmak serbest. Gizli saklı değil alenen fotoğraf makinanız veya telefonunuz ile çekim yapabilirsiniz. Bu devasa salona girişte x-ray cihazı yok, çanta arama veya bilet sırası da yok. Sadece yağmurdan kaçmak veya bir kahve içmek için bile uğrayabileceğiniz bir dünya mirası.

Öğle saatleri yaklaştıkça öğrenci ve turist grupları da kalabalıklaşıyor. Özellikle öğrenciler bazen heykellerin arasında dolaşıyor, aradıkları cevapları bulduklarında toplaşıp ellerindeki soru kağıtlarına buldukları cevapları yazıyorlar.

Veya heykellerin karşılarında boya kalemleri, kara kalemleri ile yayılmış rengarenk gençler resimler çiziyorlar. Herkes kendi dünyasında !

British Museum

müzeyi gezen öğrenciler

Bir – iki saat diye başladığım müze gezimde her yeni salona girdiğimde yeni şeyler keşfediyorum sanki. Mesela, her ne kadar Hitit tanrıçalarını bereketi ve doğurganlığı temsil eden tombiş kadınlar olarak tanıdıysam da Mezopotamya’nın mitolojik tanrıçaları bir o kadar ince belli tasvir edilmiş.

Ne var ki kadın her tarihte ve her toprakta kadın. Antik çağlarda boncuklarla başlayan mücevherat merakı devrin zenginliğine göre gümüşler, altınlar ve en sonunda sömürgecilik ile elde edilen elmaslarla beslenmiş.

British Museum

British Museum
Soldaki tabla üzerinde sergilenen mezar kalıntısından geriye sadece başına taktığı altın süsler kalmış

54. Salon “Antik Türkiye” için ayrılmış. Diğer salonlar yanında küçük kalan bu odada Van gölü ve Ağrı dağı (Mount Ararat) çevresinde bir medeniyet kurmuş  Urartulardan ve Güneydoğu Anadolu’daki bazı kazılardan sınırlı bilgiler verilmiş.

Meydandaki kütüphane salonunun etrafında müze satış ofisleri bulunuyor. Ofislerin önündeki tezgahlarda İznik çinilerini ve mozaiklerini anlatan kitaplar, hediyelikler görmek çok keyifli. Ayrıca antik çağlardan tanıdık motifler, Mısır firavunlarının desenleri ile işlenmiş hediyelikler, sergiler de turistlerce büyük ilgi görüyor.

Dönemsel açılan özel sergiler de var ve onları düzenli takip etmek, müzede düzenlenen çeşitli etkinliklere katılmak isterseniz müzeye daimi üye olabilir veya sadece o sergi/etkinlik için bilet alabilirsiniz.

Elimdeki harita ile bir süre müze içinde kaybolduktan sonra, evde iken yaptığım kısa araştırmada dikkatimi çeken The horse: from Arabia to Royal Ascot sergisine yöneliyorum. Kraliçe’nin 60. Elmas yılı etkinlikleri arasında düzenlenen bu ücretsiz sergide fotoğraf çekmek yasak. Tahminim, bazı parçaları İstanbul’da sergilenen Padişah yadigarlarından eklendiği bu serginin kısa süre sonra İstanbul’a da gelebileceği yönünde, tekrar gidilebilir.

Pers, Arap, Türk-Osmanlı ve İngiliz tarihlerinde verilmiş önem, kutsal kitaplarda verilen değer çeşitli müzelerden getirilmiş eserler ile bir arada sergileniyor.

MÖ 5. yy’da Yunan tarihçi Heredot’dan alıntılanmış bir sözü not ediyorum: “Persler, oğulları beş ila yirmi yaşlarında iken onlara sadece  üç şey öğretirlermiş: ata binmek, ok atmak ve doğruyu konuşmak.”

Yaklaşık üç saat boyunca ancak “kısaca” gezebildiğim müzeden ayrılıyorum. Büyük bir bilgi yumağından bir anda boşalıveren, sanki bir boşluğa düşen yorgun ayaklarım gittikçe kararan gökyüzünün altında otelime kadar bana eşlik ediyor.

26 Eylül 2012