Ankaralı bir çocuk olarak üç kıtada hüküm sürmüş, yedi asırlık bir “Osmanlı Devleti”nin dünyada, tarihte, topraklarımızda ne anlama geldiğini, neler yaşandığını ve yaşanabileceğini ancak İstanbul’a taşınınca farketmeye başladım. Okulda, tarih derslerinden iyi notlarla geçmeme karşın, örneğin gemilerin Haliç’e kızaklar üzerinde indirilmesinin anlamını üç tarafı denizlerle kaplı bir yarımadada kurulu şehri görmeden önce hayal bile edemiyordum.

Bana göre, ilkokul çağındaki her öğrenci hevesli bir tarih öğretmeni ile İstanbul’da yani “sur içinde” bir hafta geçirmeli ve Divanyolu’nu yürümeli, Süleymaniye Camii’nin kubbesi altında küçülüp Mimar Sinan’ın kabrinin sadeliğine şaşırmalı, türbenin karşısındaki yokuşun başladığı yerde gömülü mermer taşın (cellat taşı) önünden geçip Eminönü’ne, Mahmutpaşa’ya inmeli, hanlar arasında kaybolmalı, Galata köprüsünden karşıya geçmeli, Galata’da dolaşmalı, İstiklal’deki bina cephelerini seyretmeli, dönem mimarileri arasındaki farkı anlamalı ve sokak isimlerinin, mahalle isimlerinin anlamlarını merak etmeli!

Ahmet Ümit “Sultanı Öldürmek” isimli romanında, heyecanın tam da dorukta olduğu en sürükleyici bölümlerinin arasında sözü tarih meraklısı bir gruba verir.

İstanbul’un 53 gün süren son Osmanlı kuşatmasının ve 2. Mehmet liderliğinde fethedilmesinin anlatıldığı gezi, Rumelihisarı surlarında başlayıp Topkapı surları önünde sonlanıyor. Kitabın ana karakterlerinden olan iki tarih profesörü, hem Osmanlılar hem de Konstantinopolis’li Romalılar açısından iki farklı ağız ile kuşatmanın en heyecanlı günlerinin anlatmak için şehre karşıdan bakan Dolmabahçe mevkiini seçerler. Bu bölümde, Dolmabahçe kıyılarından karaya, yağlı kazıklar üzerinde çıkarılan Osmanlı donanması gemilerinin Kasımpaşa üzerinden Galatalı casusların gözü önünde bir gecede Haliç’e nasıl indirildiğini meraklı dinleyicilerine (ve okuyuculara) detayları ile anlatırlar.

Dolmabahçe Sarayı - Has bahçe ve Selamlık kapısı (Mabeyn kapısı)

Dolmabahçe Sarayı – Has bahçe ve Selamlık kapısı (Mabeyn kapısı)

Bugün, Fatih’in fethinden yüzyıllar sonra Dolmabahçe sahiline inşa edilen son Osmanlı idari sarayını ve harem dairelerini geziyorum. Geçmiş zamanda, İnönü stadına kadar içerilere giren bir körfez olan ve bugün Beşiktaş-Tophane arasında kalan bölge, ismini 17. yüzyılda yüzlerce gemi hafriyat taşınarak doldurulmuş olmasından alıyor.

Gişede günlük ziyaretçi kotası da kontrol edilerek Selamlık ve Harem bir arada veya sadece bir tane bölüm için bilet satılıyor. Bu bilet aynı gün içinde Beşiktaş meydanındaki Saray Koleksiyonlar Müzesi için de geçerli ve bence bir dönemi anlamak için günlük hayatta kullanılmış ev eşyaları, kişisel eşyalar, kitaplar, kalemler, oyuncaklar ve türlü aksesuarlar yaşanmışlığın en güzel özetleri. Gezilmeli, görülmeli!

Dolmabahçe sarayı, TBMM Genel sekreterliği tarafından yönetilen bir milli saray olduğu için Müze Kart geçerli değil ancak öğrenci/öğretmen indiriminden yararlanabilirsiniz.

Güvenlikten geçtikten sonra sarayın ilk avlusuna (Selamlık Bahçesi, Has Bahçe) ulaşıyorsunuz. Sarayın iç avlu kapısı (Hazine kapısı) da en az caddeye açılan (Saltanat veya Merasim kapısı) kapısı kadar estetik. Bu avludaki havuz ve etrafındaki gül ağaçları güneşli bir hava ve denizden gelen hafif bir koku ile sizi bir anda başka zamanlara götürüyor.

Has bahçedeki havuzu geçtikten sonra gül ağaçları ile süslenmiş yoldan geçerek sarayın Selamlık bölümünü gezmek için bekleyen kalabalığa ekleniyorum. Ziyaretçiler gruplar halinde ve ancak rehber eşliğinde müzeyi gezebiliyor. Türkçe ve İngilizce rehberlik olarak iki farklı tur düzenleniyor. Ayakkabılarımızın üzerine geçirdiğimiz galoşlar ile sarayın orijinal parkelerine basmadan yolluklar üzerinde yürümeye, dönemin en etkileyici eserlerinin bir arada toplandığı koridorlarında rehberimiz eşliğinde dolaşmaya başlıyoruz.

Sarayda içinde kamera veya fotoğraf çekimi ancak özel izin ile mümkün.

Dolmabahçe Sarayı - Has bahçe ve Selamlık kapısı (Mabeyn kapısı)

Dolmabahçe Sarayı – Has bahçe ve Selamlık kapısı (Mabeyn kapısı)

2. Mahmut vefat edince oğlu Sultan Abdülmecid, Topkapı Sarayı’nı tamamen terk etme kararı alır ve kalfalıktan yetişerek Saray mimarlığına yükselmiş Balyan ailesine tam da Osmanlının dünyada “hasta adam” olarak anlatılmaya başlandığı bir dönemde inşasını istediği Sarayda hayal ettiği görkemi anlatır. Başlarda işler yavaş ilerlemiş olsa da nihayet 1856’da saray Osmanlı devletinin ve hanedanın merkezi olarak faaliyete başlar.

Has bahçe (saraya ait bahçe), Beşiktaş sahil sarayı, Saray tiyatrosu, Saat kulesi, Dolmabahçe Camii ve bugün İnönü stadının olduğu bölgede yer alan Has ahırlar gibi yapılar da Saray kompleksi içinde inşa edilmiş harici yapılardır.

Son 6 Osmanlı padişahına ev sahipliği yapmış olan Dolmabahçe Sarayı Avrupa sarayları örnek alınarak tasarlanmış. Rokoko ve  Barok mimari kullanılmış. Barok mimarinin en bariz özelliği olarak her aksesuarın çift ve simetrik duruşunu sütunlarda, vazolarda, tablolarda ve merdivenlerde görebilirsiniz.

Devletin idari işlerinin yürütüldüğü Selamlık bölümündeki gezimiz yaklaşık 40 dakika sürüyor. Çok daha gösterişli döşenmiş bu bölümdeki tablolar, hat yazılarındaki altın varak süslemeler ve İngiliz kristalleri göz alıyor.

“Saltanat katı” denen Selamlık bölümünün üst katındaki salonda Rus Çarı 2. Nikolay’ın hediyesi kutup ayısı postları ve 88 metrekarelik yekpara Hereke halısını 80 kollu ve 1,5 ton ağırlığındaki sarayın ikinci büyük avizesi aydınlatıyor.

Selamlık bölümünün diğer bir gösterişli salonu olan Zülveçeyn Salonu’nu sünnet, nişan törenleri, cemaat ile namaz kılınması, aile sohbetleri, dini sohbetlerde aile tarafından kullanılıyor  (Harem bölümünde de Mavi Salon aynı işlevde kullanılıyor). Bu salonun iki önemli özelliği var: saraydaki iki Bakare Kristali avize ve kündekâri tekniği sadece bu salonda kullanılmış. Bu teknik tüm zemini kaplayan ahşapları arasında yapıştırıcı madde olmaksızın geçme-kakma tekniği ile birleştirilmesini sağlıyor.

Saraydaki salonların işlevini ve gösterişini kavrayabilmek için geziden önce veya sonra çeşitli kitap sayfalarını karıştırmanızı da önerebilirim.

Saraydaki mobilyalar ve eşyaların çoğu yurt dışından alınmış veya hediye edilmiş. Ancak döşemeler, perdeler ve halılar Hereke işi.

Dolmabahçe Sarayı - Selamlık'ın İstanbul boğazına açılan kapısı

Dolmabahçe Sarayı – Selamlık – Muayede Salonundan İstanbul boğazına açılan kapı

Saraya elektrik gelene kadar bu avizeler gaz ile yakılıyormuş.  Kalorifer teçhizatının da döşendiği aynı dönem (Sultan 5. Mehmet Reşat dönemi: 1910-12) öncesinde ısınmak için mangal kullanılıyormuş.

Avrupa’da eğitim almış ve Batı sanatına, görgüsüne de hakim padişahların yaşadığı sarayda kendilerinin ve diğer hanedan üyelerinin çaldığı Batılı müzik aletlerini de görmek mümkün.

Daha önce bilmediğim bir detaya Selamlık koridorlarında rastlıyorum. Alman imparator 2. Wilhelm tarafından hediye edilen ahşap bir kilise orgu. Devrin İslam halifesi olan Osmanlı Padişahı’nın sarayında Hıristiyanlık dinine ait bir eserin büyük bir özenle korunmuş ve sergilenmiş olmasına büyük saygı duyuyorum.

Org kabininin hemen yan tarafında asılı 19. yüzyıl Harem kadını portresi ise Halife Abdülmecit Efendi’ye ait. Halife imam nikahlı eşi Şehsuvar Kadın efendiyi resmetmiş.

Selamlık bölümü gezisi Muayede (tören) salonunun tanıtımı ile tamamlanıyor. Tamamlanması üç sene sürmüş ve yılda iki kez bayram sabahlarında, padişahın hanedan üyeleri ile bayramlaşması ve bayram namazı sırasında ve bazı zamanlarda çok önemli devlet törenlerinde kullanılmış bu görkemli salon günümüzde büyük resmi organizasyonlarda da kullanılan bu görkemli salonda yer alıyor.

Yaklaşık 2000 metrekare alan kaplayan ve 36 metre yükseklikteki salonun 25 metre çapındaki kubbesinden Sarayın en büyüğü olan 4,5 ton ağırlığındaki 750 ampüllü İngiliz kristali avizesi sarkıyor.

Çevresinde 56 sütun olan salonun zemininde serili 124 metrekare büyüklüğündeki el dokuması yekpare Hereke halısı, sarayın en büyüğü.

Hereke halısı ve özellikle Türk halısı dönemin Dünya tarihinde de önemli bir yere sahip. Siena’da Palio yarışlarından birkaç gün önce yapılan provalarda Piaza del Campo meydanını süsleyen motifleri gördüğümde şaşırmıştım. Sonrasında televizyonda izlediğim bir programda konuk konuşmacı Sanat tarihi profesörü Nurhan Atasoy’u dinlerken öğrendim.

Özellikle İtalyanlar için eski ve önemli bir gelenek imiş. Özel ve önemli günlerde, düğünlerde, resmi törenlerde pencerelere, balkonlara halı asmak zenginlik göstergesi sayılır ve bu halılar genellikle Türk halısı olurmuş. İtalya’da ve diğer ülkelerdeki hükümdarların ülkelerinde, saraylarında verilen değer profesörün “Osmanlı Kültürünün Avrupa’daki Yansımaları : 1453-1699” kitabında fotoğraflarla anlatılıyor.

Program videosunun özellikle 1:40. dakikadan sonrasını izlemenizi öneririm.

Dolmabahçe Sarayı - Selamlık - Muayede Salonundan İstanbul boğazına açılan kapı

Dolmabahçe Sarayı – Selamlık – Muayede Salonundan İstanbul boğazına açılan kapı

Saray rehberin de detaylı olarak anlattığı Muayede Salonunda her zaman için sembolik bir taht da bulunuyor. Ancak merasim sırasında Padişahın kullanacağı altın taht Topkapı Sarayı’ndan getirtilip kullanılır sonra geri gönderilirmiş.

Balkonlarda, yabancı elçiler, misafirler, gazeteciler, saray orkestrası (mızıka-i hümayun) töreni izlermiş. Ancak tahtın üzerindeki balkon hem sultanın güvenliği hem de saygınlığı korumak (yani üstünde kimse olmaması) için teras dar tutulmuş ve her zaman boş bırakılmış.

Teraslardaki üç boyutlu izlemi veren tablolar ayrıca dikkat çekici!

Soğuk bu salon yerden ısıtmalı. Sütunların altındaki ızgaralar sayesinde ısıtması yerden sağlanan salonun altında geniş bir külhan varmış ve burada kok kömürü yakılarak çıkan sıcak hava borularla salona verilirmiş. Isıtma işlemi törenden haftalar öncesinden başlanmış olsa dahi hiçbir zaman yeteri kadar ısıtılamamış.

Deniz tarafına açılan gösterişli merdivenlerden bahçeye iniyor ve sarayın etrafını dolanarak diğer cephedeki Harem girişindeki sıraya giriyorum.

Topkapı Sarayı‘ndan farklı olarak Selamlık ve Harem bölümlerinin tek çatı altında olduğu (monoblok) 115 bin metrekarelik Sarayda, bu iki ana bölümü 160 metrelik bir koridor birbirine bağlıyor. Ancak devam eden restorasyon ve güvenlik nedenleri ile turistler diğer binalara geçişler için sarayın bahçesine yönlendiriliyor. Diğer yandan, bir kısmı ziyarete kapalı olan toplam 285 odası (Harem bölümünde 150 oda) ve 43 salonu bulunan sarayı gezerken dinlenmek, tarih ve boğaz havasını soluyarak biraz mola vermek de iyi bir fikir olabilir.

Harem bahçesi

Harem bahçesi

Harem bölümü, sarayda padişahın evi olan ve ailesi ile yaşadığı bölüm olduğu için çok daha sade ve gündelik hayata göre dekore edilmiş. Avizeler ve şamdanlar çok sade. Selamlık bölümündeki gibi gösterişli altın varaklar, kabartma tavanlar kullanılmamış.

Kadın efendiler bölümü, Valide Sultan bölümü ve Hünkâr Dairesi bölümlerinden oluşan Harem’de 8 adet daire bulunur. Bu daireler arasında da mevlit, kandil, sünnet törenleri gibi etkinliklerde ortak kullanılan büyük salonlar yer alır.

Kadın efendiler bölümündeki her daire bir birine komşu ikişer katlı apartmanlar gibi düşünülebilir. Cariye dairesinden üst kattaki Kadın efendi dairesine merdiven ile geçiş vardır.Cumhuriyet döneminde, Atatürk ve İnönü İstanbul ziyaretlerinde Dolmabahçe Sarayı’nı kullanır. Atatürk’ün kullandığı çalışma ve yatak odası Harem’de Padişahın kullanmış olduğu Hünkar Dairesi bölümünde kalıyor. Pembe Salon’dan geçerken, Atatürk’ün odası, banyosu, hastalığı döneminde kullandığı özel eşyaları görülebilir. Bu dönemde kurulan asansör sistemi tekerlekli sandalye kullanan ziyaretçiler için halen aktif durumda.

400’den fazla orijinal tablonun sergilendiği Dolmabahçe Sarayı’nda dolaşırken fetihten dört asır sonra yaşamış İtalyan asıllı saray ressamı Zonara‘nın İstanbul’u kuşatmasını ve fethini tasvir ettiği çeşitli tablolarını da keyifle izleyebilirsiniz.

Dolmabahçe Sarayı - caddeye açılan Hazine kapısı

Dolmabahçe Sarayı – caddeye açılan Saltanat (merasim) kapısı

Harem’den çıktıktan sonra Harem bahçesine doğru değil de ters yönde Camlı Köşk’e doğru dönerseniz Kuşluk bahçesini görürsünüz. Buradaki kafeslerde farklı cinslerden güzel kuşlar görebilirsiniz. Biz ziyaret ettiğimizde köşk kapalı idi. Gördüğüm farklı kuş cinsleri: siyah İsveç tavuğu, tavus kuşu, beyaz benekli tavuk, kolyeli sülün, Fizan tavuğu ve yörük tavuğu.

Camlı Köşk restore edildiği için gezemedim. Sarayın alay köşkü olan bu bölümüne de diğer bölümlere olduğu koridordan geçmek de mümkün. Hanedan üyeleri Camlı Köşk’ün pencerelerinden caddeden geçen tören alayını, askerleri, hac bölgesi Mekke ve Medine’ye erzak, hediye götüren alayları izlerlermiş.

Ağustos 2012