Yağmurlu bir sabaha uyanıyorum ve güne British Museum‘da kısa bir tur ile başlıyorum.

Şansıma Londra ve Cambridge’de geçen bir haftamın çoğu güneşli günlere denk geldiğinden bol bol yürüyüş yapıp fotoğraf çeksem de yağmurlu havalar için pek çok kapalı mekan alternatifi mevcut: müzeler, sergiler, mağazalar ve müzikaller.

Öğleden sonra bulutların da dağılması ile en güzel şehir manzaraları yakalayabileceğim adresleri harita üzerinde araştırmaya başlıyorum. Gelmeden hazırladığım notlarıma göre Hampstead Heath parkı gün batımı için doğru bir adres.

Hampstead Heath semti Londra’nın kuzey batısında ve 2. bölgede (zone) kalıyor. Sokak detayları turistik haritada verilmemiş .

Metrodan Hampstead durağında iniyorum. Sokak bir yokuşa çıktığına göre şehrin manzarasını görecek kadar yükselmişim. Sokakta ilk gördüğüm kişiden tarif alıyor ve caddeye kadar yokuş aşağı yaklaşık 500 metre, sonra sola ve cadde üzerinde polis karakoluna kadar düz gittikten sonra tekrar sola 500 metre kadar daha ilerliyorum. Buradaki cadde ve sokaklar şehir merkezindeki trafik ve turist kalabalığından sonra beni serinletiyor, oldukça sakin ve “İngiliz” hissediyorum.

Parkın girişindeki gölet kenarında mola veriyor ve ördekleri, kuğuları seyrediyorum. Güneş gittikçe alçalırken ebeveynleri ile parka oynamaya gelen çocukların sayısı da artıyor. Doğum sonrası anneye verilen izin politikalarının da teşviki ile iki kardeş oynayan çocuklar arasındaki yaş farkı genelde az ve bebek arabaları da iki katlı, dikkatimi çekiyor.

Hampstead Heath

Hampstead Heath

Kraliyete bağlı bahçelerden birisi olmayan Hampstead Heath Londra belediyesi tarafından idare ediliyor. Park içinde hayvanat bahçesi, futbol sahası ve atletizm pisti, eğitim merkezi, geniş çocuk parkları ve yüzme havuzları var.

98 metre rakımlı Parliament Hill tepesi Londra’ya tepeden bakıyorum. Göletin sonundaki köprüden geçiyor ve patikadan tırmandığımda karşılaştığım manzara etkileyici.

Parliament Hill

98 metre rakımlı Parliament Hill Londra’ya tepeden bakıyor
(6 fotoğraf ile panoramik düzenleme)

Manzarayı bir süre seyredip metal tabeladaki tasvirlere göre karşımdaki binaları bulmaya çalışıyorum. Üzeri kabartmalı metal tabelalardan Thames üzerindeki köprülerde de var. Faydalı!

Toprak, gün içinde yağan yağmurdan dolayı halen ıslak olsa da çocuk parkına kadar çimlerden koşarak inmek çok eğlenceli 🙂 Parkın içinden geçip tren yolu boyunca sola (doğuya) doğru devam ediyorum ve parkın güney tarafındaki sokağa çıkıyorum. Buradan otobüsle veya trenle merkeze gitmek de mümkün; sorduğum kişi yürüyerek 20 dakika diyor. İngilizlere göre standart 20 dakika eşittir 1,6 km demek! Sırt çantası ve günün yorgunluğu ile süre uzuyor ve uzuyor tabi ki!

Gordon House Road

Gordon House Road

Camden Town metro durağına kadar Londra sokaklarında dolaşıyorum.

Önceden okuduğum bloglarda Pazar günleri kurulan Camden Town pazarları çeşit zenginliği ve ucuzluğu ile anlatılmıştı ama şehirdeki ilk günümde beni karşılayan yağmur buralara kadar gelmeme fırsat vermediği için bugün bir arayışa girmeden sokaklardan geçerek metro durağına kadar yürüyorum.

Elimde bir harita olmadığından sadece yokuş aşağı yürüyorum ve kavşaklardaki oklardan yararlanıyorum. Her renkten insana ve markete rastlıyorum. Türk dönercisi ve kasabı da var. Ayrıca nalbur, elektrikçi gibi günlük ihtiyaçlar için de dükkanlar var. Tam bir mahalle ortamı.

Camden Town metro durağına varmam mesai çıkışına denk geldiğinden oldukça kalabalık. Etrafta biraz daha dolaşsam mı derken durağın az ilerisindeki köşede kırmızı örtülü masalarını dışarıya da atmış kahve kokulu bir İtalyan restoranını farkediyorum. 1959’dan bu yana açık olan restoranda (Goodfare Cafe Italia) garsonlar İtalyanca konuşuyor ve akşam yemeğim için sipariş ettiğim Margerita pizza zeytinyağı ile servis ediliyor. İncecik ve çok başarılı, öneririm (6,75 Pound).

Goodfare Cafe Italia; since 1959

Goodfare Cafe Italia; since 1959

26 Eylül 2012