Batıya doğru yaklaşık 3,5 saat uçtuktan sonra saatleri iki saat geriye alıyoruz ve henüz öğlen saatlerinde Kıta Avrupası’nı geride bırakmış bir monarşinin başkentindeyiz.

Yukarısı ne kadar da ışıl ışılken Londra bir o kadar gri.

Renkler ile ilgili ilk izlenimim yola çıkmadan önce anlatılanların lehine ama ben acemi şansıma güvenerek uçaktan iniyorum.

Vize başvurum iş nedeni ve uluslararası bir etkinlik davetiyesi ile yapıldığı için fazla uzun sürmedi. Vize randevumda parmak izi verme, kilitli kapılardan geçip kameralara gülümseme aşamalarını geçtikten sonra bir hafta içinde altı aylık çok girişli olarak onaylandı.

Uçakta da genel bir bilgi formu istediler ve uçak inişe geçtiğinde ülkeye et, süt ve kümes hayvanı ürünleri ile giriş yapmanın yasak olduğu anons ediliyor.

Pasaport kontrolü sırasında öğrenci vizesi ile gelenler için ilave bir form daha doldurulması isteniyor.

Gişedeki memurun üç beş sorusundan sonra ülkeye girişim onaylanıyor.

Tower Bridge

Tower Bridge
f: 5.6 –  1/125

Piccadily line ile havaalanından otelimin önüne kadar yaklaşık 50 dakikada ulaşıyorum.

Odaya yerleştikten sonra havaalanından aldığım metro, otobüs güzergah şemaları ile şehir haritamı evirip çevirmeye başlıyorum.

Hava gittikçe kararıyor ama gözümü ilk önce modern Londra’ya “City” doğru çeviriyorum.

Önceki gün, Time Out London sayfasından gördüğüm ilana göre City olarak tabir edilen bölgedeki modern binalardan biri olan Gherkin’in (30 St Mary Axe) terası bugün ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Ne kadar şanslıyım, ilk günden Londra’yı yukarıdan görebileceğim. Liverpool St durağından çıkıp binanın önüne geldiğimde sıranın tüm bloğun etrafında dolandığını görüyorum. Sıranın sonunda bekleyen görevli iki saat içinde bu kuyruğun bitmeyeceğini söylüyor. Önümdeki insanlar birer ikişer ayrılmaya başlasalar da sıra çok yavaş ilerliyor ve daha fazla ıslanmayı göze alamayarak ben de sıradan ayrılıyorum. Gökdelenler arasında kalmış Pizza Express’de kendime incecik bir pizza molası verip biraz kuruduktan sonra Thames kenarına doğru yöneliyorum (zamanla farkettiğim üzere Londra’da farklı kültürlerden zincir restoranlar var; en yaygın olanları Pizza Express, Eat., Pret A Manger ve Starbucks).

Tower of London

Tower of London
f: 7.1  –  1/60

Tower of London etrafında dolaşıyorum; yağmur biraz hafiflemişken Tower Bridge köprüsünü de geçmek niyetindeyim.

Henüz köprüyü yeni geçmişken yağmur tekrar sağanağa dönüyor ve fazla oyalanmadan geri dönüyorum. Tower Hill durağı Pazar günleri kapalı olduğu için (broşürde yazıyor ama sonradan farkediyorum) Aldgate durağına kadar ıslanmaya devam ediyorum!

Tower of London

Tower of London ve Trinity Square Garden bahçesi
f 5.0  –  1/125

Otelden çıkmadan harita üzerinde yaptığım plana göre istikametim Camden Park durağı. Pazar günleri bu bölgede bir bit pazarı kurulurmuş ve özellikle hediyelik eşya almak için çok uygun olurmuş.

Bölgesel pazarlar gezmeyi ve rengarenk tezgahları fotoğraflamayı her ne kadar sevsem de gittikçe kararan gökyüzü ve artan sağanak beni endişelendiriyor.

Kıyafetlerim yaklaşık on derecelik hava değişimine ve yağmura uyumlu olsa da ilk günden kendimi daha fazla yormak istemiyorum. İstanbul saati ile erkenden başladığım günü Londra saati ile erkenden sonlandırıyor ve otele dönüyorum.

İngiltere gezi yazıları için >>>>

Londra rotası i.gün

Londra rotası i.gün (yaklaşık 4 km)

23 Eylül 2012