Amsterdam ve Hollanda ile ilgili daha önce dört yazı yazmışım: birisi Hollanda gezi planı, ikisi günlük ve bir de şehir ve ülke tarihinden notlar.

Yakınlarda iki arkadaşımın ilk kez göreceği bu başkent (eyalet yapısı olan ülkede Kuzey Hollanda’nın başkenti Haarlem, Güney Hollanda’nın başkenti ve ülke adına hükümeti barındıran idari başkent ise Lahey) ile ilgili eksik kalmış bir şeyler olduğunu düşünerek notlarımı derleyip toparlamak istiyorum.

Amsterdam, benim ilk geçtiğim gümrük. Belki de bu yüzden hep bir ilk göz ağrısı ve ne zaman ki yurt dışında yeni bir şehir ile karşılaşsam mihenk taşım.

Belki 1988 Avrupa kupasının renkli ekranda izlediğim ilk büyük turnuvadadır da turuncuya boyanmış tribünlerin etkisi ile küçükken en çok turuncu t-shirtümü sevmişimdir ve hala rastalı insanlar gördüğümde beğeni ile bakmaktayımdır. Belki bir gün!

Amsterdam Oosterdok

Amsterdam Oosterdok
Doğu limanı

Amsterdam’a iki kez gittim. 2008 Ocak ayının en soğuk günlerine gelen ilk keşfim tamamen iş amaçlı bir yolculuk idi ve en erken uçuş ile en geç uçuş arasında kalan iki buçuk serbest günümü, acemi şansımın da etkisi ile oldukça keyifli geçirmiştim.

İkinci gidişim 2011 Mart olduğuna göre, algoritmaya sadık kalarak, kanalların etrafındaki ağaçları bir kez de yeşermiş görebilmek ve sadece Nisan-Kasım ayları arasında çıkılmasına izin verilen kilise kulelerine tırmanabilmek için üçüncü gezimi 2014 Haziran ayına denk getirebilirim (devamdaki ilk izlenimlerim 2008’den, fotoğraflarım ise 2011’den)!

Pazar sabahı geldiğim hafif yağmurlu şehirde Müzeler bölgesindeki otelime yerleşir yerleşmez ilk işim kanal gezisi yapmak olmuştu.

Otelden aldığım indirim kuponu ile gene otelin önündeki duraktan ilk tekneye atlamıştım. Yaklaşık bir saat süren kanal gezisinin başlangıcında elimdeki haritayı evirip çevirip lokasyonu belirlemeye çalışsam da birbirinin aynısı kanallara, binalara, bisikletlere şaşıp kalmamak bence mümkün değil. Gezerken rehberin anlattıklarını dinlemeyi de ihmal etmeyin. Örneğin, Herengracht ile Reguliersgracht kanallarının kesiştiği noktada biraz eğilerek 14 kanal köprüsünü peşi sıra görebilirsiniz!

Amsterdam ve Amstel nehri

Amsterdam ve Amstel nehri

Birbirine benzeyen Amsterdam kanal apartmanlarında olduğu gibi modern mimaride de fark edeceğiniz üzere, geniş pencereler ve pencere kenarlarında şık vazolar, rengarenk çiçekler yaşatılan kültürün bir parçası. Eskiden, Hollanda’nın soylu ailelerinde evin hanımının evini çiçeklerle süslemesi ve evin küçük prensesinin de yaşanılan evin birebir kopyası bir oyuncak ev ile oynaması gelenekmiş. Rijksmuseum‘da gördüğüm bir oyuncak evin bilgi kartında da anlatıldığı üzere, bu minyatür evlerdeki tüm mobilyalar, detaylar özel olarak sipariş verilir ve tasarlatılırmış.  Sunay Akın’ın oyuncak hikâyelerini her dinlediğimde veya Dolmabahçe Sarayı‘nın Haram bölümünde Sarayın çocuklarının boylarınca oyuncaklarını gördüğümde bu oyuncak evi hatırlarım.

Rijksmuseum (Ulusal müze) güzel bir binada güzel bir müze. Özellikle soğuk ve yağışlı bir günde sıkılmadan saatlerce gezilebilecek kadar zengin hazırlanmış. Ben gezerken çoğu bölümünün restorasyonda olmasına karşın geçici resim sergisini gezmek bile birkaç saatimi almıştı.

İkinci Amsterdam yolculuğumda bu müzeyi tekrar gezmek fırsat bulamamıştım ama ilkinde iyi ki gitmişim diyorum. Hollanda tarihi, Hollandalıların kültürel ve sosyal gelişimlerini bu müzede görebilirsiniz. Avrupa standartlarında gezdiğim ilk müze olduğu için de ben de yeri ayrıdır.

Amsterdam Rijksmuseum
Victoria dönemi Gotik tarzın bir örneğidir. 1885’de açılan müze birbirine bağlı labirent gibi salonlardan oluşur.
Central station ile aynı dönemde ve aynı mimar tarafından tasarlanmış çok güzel bir müze

“Risksmuseum” ve ünlü ressamın eserlerinin sergilendiği “Van Gogh Müzesi” arasında kalan parkta kurulu “I Amsterdam” heykeli turistlerin en çok eğlendiği noktalardan. Harflerin üstünde, içinde, etrafında çeşit çeşit anı fotoğrafı çekilebilirsiniz. Bu heykel portatif tasarlanmış olmalı. Şehrin farklı noktalarında da görebilirsiniz.

Spui meydanına ve Beijing bölgesine çok yakın olan Amsterdam Tarih Müzesi de merak ettiğim bir müze. Özellikle ikinci gidişimde defalarca önünden geçmeme karşın henüz müzeyi gezemedim. Meydana kadar gelmişken en azından müzeye giden koridorun taş kemerine göz atmalısınız. Bu kemerin de Amsterdam kanalları üzerindeki diğer tuğla binalar gibi ileri geri veya sağa sola doğru eğik olduğunu çok net görebilirsiniz! Bunun nedeni binaların çamur zemin üzerine çakılmış kazıklara oturtulmuş olması ve zeminin zaman içindeki hareketliliği.

Şehirdeki son günümün sabahında kaldığım otelden rezerve ettirdiği panoramik şehir turuna katıldım. Önceki günlerde işten kalan akşam saatlerinde sadece soğuk hava ve yağış dolayısı ile şehirde gezme fırsatım olmamıştı.

Amsterdam Geldersekade

Amsterdam Geldersekade
Çin mahallesinden doğu limanına doğru bakarken görülen Schreierstoren kulesi 1480 tarihli kent duvarlarının bir parçasıdır.
Kulenin adının anlamının, Felemenkçeden gelen kelime kökünden geldiği ve denize açılan erkeklerini uğurlamak için kuleye çıkıp ağlaşan kadınları ifade ettiği söylenir.

Çin mahallesinden doğu limanına doğru bakarken görülen Schreierstoren kulesi 1480 tarihli kent duvarlarının bir parçasıdır. Kulenin adının anlamının, Felemenkçeden gelen kelime kökünden geldiği ve denize açılan erkeklerini uğurlamak için kuleye çıkıp ağlaşan kadınları ifade ettiği söylenir.

Altmışlı yaşlarındaki bir kaptanımız ve rehber bir hanım eşliğinde yağmurlu Amsterdam sokaklarında otobüs ile geziyoruz. Rehberimizin anlattıklarından fotoğraf altlarına ekleyebileceğim kısa kısa notlar almaya çalışıyorum.

Örneğin, Amsterdamlılar, toprakta yerleşilecek yeterince yer kalmayınca, kanallarda ve tekne evlerde yaşamaya başlamışlar. Venedikden daha fazla kanalı ve Paris’den daha fazla köprüsü olan şehrin kanallarında yerleşik 2500 den fazla kayıtlı  tekne ev bulunuyormuş. Bunlara su, elektrik gibi belediye hizmetleri de veriliyormuş.

Konutların %80’inde kiracılar, %20’sinde ev sahipleri oturuyormuş ve kiralar da oldukça yüksekmiş (özellikle yeni bölge denilen yapay adada çok daha yüksek)

Rehberimiz sadece Amsterdam ve Hollanda tarihinden değil günlük hayattan da bahsediyor. Geleneksel mimaride geniş pencereler oldukça önemli iken modern mimarların insanları kutu kutu dairelerden ibaret yüksek gökdelenlere tıkılmasını eleştiriyor.

Tarihi şehirde inşaat yapmak için kaygan çamur zeminde kazık dikmek gerekmiş ve bu görevi de zamanında belediye üstlenmiş. Belediye de bu maliyeti cephe genişliğine göre yüksek  emlak vergileri ile karşıladığı için halk evlerini dar ve yüksek yaptırmayı tercih etmiş. Dünyanın en dar binası da Singel sokağındaki 7 numarada imiş: 1 metre!

15., 16. ve 17. yüzyıldan kalma 6000 civarında binanın yer aldığı şehir merkezindeki 16 kanal doldurularak yol haline getirilmiş, ancak gelenekçi halk kanalların doldurulmasına karşı çıkıyormuş.

İç içe 3 tane ana kanal var ve bu kanalları çevreleyen Ortaçağ kentinin dış duvarları da bugün Singel kanalı olarak en dışta yer alır.

  1. Heren grancht (Centilmen kanalı)
  2. Kaizers grancht (İmparator kanalı) bence 3 kemerli köprüleri ile en güzel kanal!
  3. Prinsen grancht (Prenses kanalı)

Sokak adları ve numaralarıyla belirtilen resmi adres sistemi, 1795 yılından beri kullanılıyormuş. Ondan önce, ticari binaların amacını ve evlerin yerini bildirmek için çatı taşları ve duvar plakaları kullanılıyormuş. Adreslerde “Red Fox’dan sonraki üçüncü ev” ya da “yazan el işaretinin bittiği” gibi ibarelere rastlanıyormuş. Bu levhalar, o dönemde olduğu gibi, bugün de eski yerlerinde duruyor.

Panaromik otobüs gezimizin son noktasında “Diamond Museum”u geziyorum. Burada, özellikle Akdeniz’den uzak denizlere açılan keşif gemilerin işgal ettikleri ülkelerden, sömürge ülkelerden, özellikle Güney Afrika ve Hindistan madenlerinden getirilen elmasların nasıl pırlantaya dönüştürüldüğünü uygulama sırasında ustaların ellerinde görebilirsiniz. Avrupa kraliyet ailelerinin çeşitli fotoğraflarını ve taçlarının minyatürleri de sergileniyor.

Örneğin; bugün İngiltere Kraliyet ailesine ait tüm orijinal taçlar ve mücevherler ile birlikte Londra Kulesi’nde sergilenmekte olan Büyük Britanya Kraliyet Tacı da Amsterdam’da imal edilmiş. 1852’de tekrar işlenmek üzere bu fabrikaya gönderilen taçtaki elmas ancak 38 gün sonunda istenen tasarımda işlenebilmiş ve büyük taş, bu işlem ile 77,07 karat kaybettikten sonra bugünkü 108,93 karatlık halini almış.

Yeni bir şehre gittiğimde sokak pazarlarında gezmeyi severim. Şehir merkezindeki popüler noktalar kadar turistik olmayan ve turistlerin de kolayca ayırt edilebildiği bu pazarlarda insanları seyrederim, alışveriş yaparım, karnımı doyururum. Bir mahalle pazarı diyebileceğimiz Albertcuypmarket gezilmeli ve peynirden türlü türlü hediyelik eşyaya alışveriş yapılmalı.  

Waterlooplein bölgesinde Pazar hariç her gün kurulan ikinci el pazarında gezebilir (hediyeliklerin fiyatları da mağazalara göre daha uygun) veya Cuma günleri Spui meydanında kurulan kitap/resim sergileri arasında dolaşabilir, alışveriş yapabilirsiniz.

Amsterdam Waterlooplein Market

Amsterdam Waterlooplein Market
Şehrin güneydoğusunda kalan ve ünlü savaş ile aynı adı taşıyan Waterlooplein meydanında kurulan pazarda, Hindistan’dan ve Endonezya’dan gelen rengarenk pamuklu giysiler ve ikinci el eşyalar satılırmış.
Eskiden daha geniş olan bu pazar alanında; 1980’lerin başlarında yeni bir proje geliştirilmiş ve büyük protestolara karşın bu bölgede eski yahudi mahallesini oluşturan bazı kanal evleri yıkılarak “Muziek Theater ve Stadhuis” (Stopera: Stauis ve opera kelimelerini birleştirilmesi) inşa edilmiş.

Şehrin güneydoğusunda kalan ve ünlü savaş ile aynı adı taşıyan Waterlooplein meydanında kurulan pazarda, Hindistan’dan ve Endonezya’dan gelen rengarenk pamuklu giysiler ve ikinci el eşyalar satılırmış.

Eskiden daha geniş olan bu pazar alanında; 1980’lerin başlarında yeni bir proje geliştirilmiş ve büyük protestolara karşın bu bölgede eski yahudi mahallesini oluşturan bazı kanal evleri yıkılarak “Muziek Theater ve Stadhuis” (Stopera: Stauis ve opera kelimelerini birleştirilmesi) inşa edilmiş.

Munttoren meydanından başlayan Spui meydanına kadar devam eden çiçek pazarında ilk baştaki çiçekçi sizi Türkçe olarak selamlarsa şaşırmayın. Türk arkadaşları varmış!

Bu çiçekçide satılan seramik Hollanda ayakkabıları içine paketlenmiş lale soğanları favori hediyeliklerim. Dönüşte, içlerinden çıkan lale soğanlarını yetiştirmeyi de denedim ama ancak bir kaç soğandan güzel laleler büyütebildim.

Amsterdam’a gitmeden önce tarihlerine bir göz atmanızı önerebilirim. Denize yaklaştıkça yükselen kulelerden gözyaşları içinde denizci eşlerini seferlere yollayan kadınları hayal edebilirsiniz böylece. Kanallar arasında dolaşırken denizden alçakta olan bir şehirde yüzyıllara direnen apartmanların nasıl korunduğunu görebilirsiniz.  

Amsterdam oldukça düzenli ve düzayak bir şehir olduğu için kısa sürede genel bir izlenim için bir iki gün yeterli olacaktır. Vaktiniz kalırsa, yakındaki küçük şehirleri (Haarlem, VolendamMarken) gezmek de eğlenceli olabilir.

Amsterdamlılar şehir karmaşasından nasıl uzaklaşır merak ederseniz bisikletinizle Vondelparkda dolaşmalısınız. Tarihi 19. Yüzyılın ortalarına kadar dayanan parkta keyifli bir gün geçirebilirsiniz.

Amsterdamlılar ne yer ne içer konusunda pek  fikrim yok açıkçası. En yaygın restoranlar Güneydoğu Asya mutfaklarına ait. Sokakta yemek yemeyi pek beceremeyen bir insan olarak genelde yolda rastladığım küçük sandviç dükkânları ve meyve tezgâhları favorilerim.

Ünlü Hollanda ineklerinin sütlerinden imal edilen çeşit çeşit çikolatalar da atıştırmalık olarak oldukça lezzetliler.

Mart 2011

Amsterdam Spui meydanı

Amsterdam Spui meydanı

Daha daha:

* Sint Nicolaas, Amsterdam’ın olduğu kadar gemicilerin de koruyucu azizidir. En önemli özelliklerinden biri, her geldiğinde çocuklara hediyeler getirmesiymiş ve çocukların noel hediyelerini Sinterklaasvond (Aziz Nikolas, Noel baba günü) olarak kabul edilen 5 Aralık’da alması bir gelenekmiş.

Katoliklere zulmedilen dönemde ibadet etmek için küçük, gizli şapeller halinde inşa edilen bu Katolik kilisesinin inşası 1887’de tamamlanmış.

* Ana meydana çıkan geniş Damrak bulvarı, bir zamanlar sömürgelerden gelen gemilerin demirlenip yük indirdiği bir limandır.

* Gotik mimarideki Oude Kerk (eski kilise) Amsterdam’ın en eski cemaat kilisesidir ve yapımına Amstelredamme’nin küçük bir balıkçı kasabası olduğu 13. yüzyılda başlanmıştır. Daha sonra, nüfus ve refah arttıkça orijinal kiliseye şapeller eklenmiş ve fazla süslemeli, ilgi çekici bir hal almıştır. İlginç mezar taşları ve görkemli vitray camları varmış ancak ben gittiğimde restorasyon çalışması nedeni ile kapalı idi. Sade, kırmızı kapıdasında “tez elden evlenenin, bol vakti olur tövbeye” yazıyormuş, göremedim.

* Kilise kulelerine de çıkarak fotoğraf çekebilirsiniz. İklim şartları gereği ancak Nisan-Kasım ayları arasında ve gün içinde izin veriliyor. Detaylı bilgi için, gideceğiniz tarih için ön araştırma yapabilir veya kulelerin girişlerindeki bilgilendirmelerden yararlanabilirsiniz.

* Şehrin batısında, Jordaan bölgesindeki evler daha renkli imiş.

* Şehrin bir çok yerinde, kulelerde, sokak lambalarında, armalarda, hediyelik eşyaların üzerinde işlenmiş XXX işareti garip ama 1. yüzyıldan beri Amsterdam’ın sembolü imiş. Bir balıkçı olan St. Andrew’ın 1. yüzyılda X şeklindeki bir çarmağa gerilerek öldürülmesi üzerine denizci olan ahali bu şekli bayrakları olarak kullanmaya başlamış. Zamanla, balıkçıların kurduğu kenti yine bu sembolün koruduğu yönünde bir inanç gelişmiş ve bir X yangından, bir X selden, diğer X ise vebadan koruyor derken XXX işareti kraliyet hanedan arması olarak da yerleşmiş.

Alacak listem uzuyor:

* Kanala nazır şık bir evi ziyaret etmek isterseniz >>>Van Loon Müzesi

* Başka bir kanal evi ve bahçesi >>> Willet ailesinin evi

* Şehrin bir balıkçı kasabası olduğu dönemden günümüze gelmiş ve Haarlem’de gezdiğim tarihi kiliseye çok benzer  >>> Eski Kilise Müzesi