Cuma akşamı mesai çıkışı toplaşıp minibüsümüz ile Ege’nin verimli toprakları üzerine kurulmuş sırtını Bozdağlar’a dayamış Ödemiş’e ve civar kasabalara doğru yola çıkıyoruz.

Günün ilk ışıkları ile Ödemiş’e varıyoruz ve bu gece konaklayacağımız merkezdeki küçük bir otelde yerleşiyoruz. Bir iki saatlik uyku sonrası fazla oyalanmadan kahvaltıda buluşuyoruz. Cumartesi sabahları Ödemiş meydanında kurulan pazarın namını duymuş gelmişiz,  bir an önce sokaklara çıkmak için heyecanlıyız!

Pazar esnafı kadınlar, ellerinin emeği göz nuru yemenileri, oyaları, işlemeleri, kanaviçeleri belediye hoparlöründen yapılan bereket duaları ile görücüye çıkarıyorlar. 

Ödemiş Cumartesi pazarı

Ödemiş Cumartesi pazarında satılan el emeği göz nuru rengarenk yemeniler

Ödemiş büyük bir ilçe merkezine sahip ve biz aradığımız fotoğraflar için eski mahallenin renkli sokaklarına doğru pazardan ayrılıyoruz. 

Birer katlı evlerin arasına sıkışmış atölyelerde esnaf ile sohbet ediyor ve fotoğraflarını çekiyoruz.

Ödemiş’de sepetçilik, süpürgecilik geleneksel ancak kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerden. Ustaların çoğu bu sabah ürünlerini şehre götürdüklerini için dükkânları da kapalı. Sohbet ettiğimiz bir ustanın gönlü bizi eli boş göndermeye el vermiyor ve süpürge saplarının arasındaki tezgahına oturup tüm imalat sürecini gösteriyor.

Ödemişli ayakkabı ustası

Ödemişli ayakkabı ustası

 Bugün yolumuz uzun olacak. Akşama geri dönmek üzere Ödemiş’den ayrılıyoruz. 

Ovakent sessiz sakin bir belde. Sokaklarda pek kimseye rastlamıyoruz. Çeşit çeşit meyve ağaçları arasından bizi görüp çıkan ev sahiplerimizin dalından ikram ettikleri mevsim meyveleri incire ve üzüme doyuyoruz. Kırmızı kırmızı narlar arasında bol bol ayva görüyoruz, anlaşılan bu kış zorlu olacak! 

Ovakent evleri

Ovakent evleri

İçimizi ısıtan Ekim güneşi altında, kahvehanede verdiğimiz çay kahve molasını fazla uzatmadan Bademli’ye gitmek için tekrar minibüsümüzdeyiz.

Şanslı günümüzdeyiz. Bu akşam Bademli’de bir de düğün varmış ve köprünün karşısındaki Pazar yerinde kocaman bir sofra kuruluyormuş. Meydandaki kahvenin önünde kimi görsek bizi bir iki saat sonra başlayacak yemeğe ve akşam da düğüne kalmamız için hemen yolu tarif ediyor.

Düğün hazırlıklarının da etkisi ile sokaklarda dolaşan pek kimseye rastlamıyoruz.

Pazar yerine giden tarihi köprünün ayağında bir keçe atölyesi görüyor ve hemen gidip ustalarla sohbet ediyor ve imalatı izliyoruz. Tire`de de göreceğimiz gibi keçecilik bu bölge için önemli bir üretim ve geçim kaynağı. Örneğin, Ödemiş’de kaldığımız otelde de yerlerin taş üzerine duvardan duvara keçe kaplı.

Keçe imalatı

Keçe imalatı

 Sokaklarda dolaşırken geleneksel evlerin mimarisi de ilgimi çekiyor. Özellikle balkonları, balkonlardaki korkulukları, panjurlarında işçilik görülmeye değer.

Kambersiz düğün olmaz deyip düğün yemeğinde bir güzel karnımızı doyurduktan sonra meydanda rastladığımız İzmir’de arkadaşlarını ziyaret etmek için gelmiş fotoğrafçı bir abimizin peşine takılıp kaybolmaya yüz tutmuş başka bir ustalığın üretim sürecine şahit olma fırsatı yakalıyoruz. Şanslı günümüzdeyiz!

Sokaklarda dolaşırken geleneksel evlerin mimarisi de ilgimi çekiyor. Özellikle balkonları, balkonlardaki korkulukları, panjurlarında işçilik görülmeye değer.

Sokaklarda dolaşırken geleneksel Bademli evlerinin mimarisi ilgimi çekiyor. Özellikle balkonları, balkonlardaki korkulukları, panjurlarında işçilik görülmeye değer.

Zamanında, ceviz veya zeytin hasatı için kullanılan sırıklar tüm Türkiye’ye civar köylerdeki atölyelerden üretilip gönderilirken bugün sadece bir kaç hanede halen üretim devam ediyormuş.

Dört yıllık kestane delisi (aşısız kestane ağacı) dalından yapılan uzun sırıklar, dış kabukları bıçak ile soyulduktan sonra kurutulmak için fırınlanıyor. Fırınlama aşamasından sonra malzemesinin de özelliği ile halen esnek olan sırıklar düzleşmeleri için kasnakta geriliyor. Düzeltilen sırığın ucu sivriltilip kalan kabukları da temizlendikten sonra tamamen kurumak üzere açık alana bırakılıyor.

Ilıman iklimi ile fidancılığın yaygın olduğu Bademli, Türkiye üretiminin büyük çoğunluğunu karşılıyormuş. Her sene Mayıs ayının son haftasında düzenlenen Kiraz festivali de tam bir şenlik havasında geçiyormuş. Buralara tekrar gelip görmek gerek.

Nemi alınan sırıklar kasnakta gerilerek düzleştiriliyor. Sırıkların kırılmadan düzeltilebilmesini ustalığın da göstergesi!

Nemi alınan sırıklar kasnakta gerilerek düzleştiriliyor. Sırıkların kırılmadan düzeltilebilmesini ustalığın da göstergesi!

Öğleden sonra, İzmir’e 120 km, Ödemiş’e yaklaşık 9 km uzaklıkta olan ve antik çağlardan günümüze tarihi, dini, sosyal ve siyasi önemini korumuş, zamanın başkenti günümüzün şirin bir kasabası Birgi’deyiz. 

Türkiye’de kültürel miras bilinci ve korumacılığın yaygınlaştırılması amacı ile 1970’li yıllardan bu yana çalışan “Tarihi Kentler Birliği”  projesi ile Çekül Vakfı tarafından da desteklenen Birgi kentsel sit alanı ilan edilmiş ve 2011 sonbaharında sokaklarda dolaşırken restore edilen geleneksel evler ve tarihi eserler görüyoruz.

Bu çabalar karşılığında, şehir, 2012’de Dünya Kültür Mirası adayları arasında yerini almış.

Tarihi MÖ 3000’li yıllara dayanan bölgede Frig, Lidya, Pers, Bergama Krallıkları, Roma ve Bizans imparatorlukları hüküm sürdükten sonra, şehir ilk Türk akınları ile 11. yüzyılda Selçuklular döneminde Türk hâkimiyetine girer.

14. yüzyıl başında, Türk Germiyan beyleri ile yapılan mücadelede kazanan taraf Aydınoğlu Mehmet Bey olur ve yörenin tek hâkimi olarak Birgi’yi kendine başkent yapar. Hikâyeye göre kentin kapılarını Mehmet beye âşık olmuş bir Bizans kızıdır ve mezarının Aydınoğulları türbesi önünde bulunan mezarlardan, Bacıyan-ı Rumlar’dan birisi olabileceğini sanılır.

Türkmen beylerin idaresi döneminde Küçük menderes havzası kentleri Birgi (Bergi), Tire (Turha) ve Efes (Ephesos)’de müslümanlık da yayılmaya başlar. Orta Anadolu’dan yöreye gelen pek çok din adamının da bu süreçte katkısı büyüktür. Diğer yandan, hristiyanlık da halk arasında yaygın bir inançtır ve Mehmet Bey’in oğlu 1. Umur bey döneminde Birgi hristiyan Rumlar’ın başpiskoposluk merkezi olarak önemini sürdürür. Aydınoğulları’ndan Osmanlılara kalan tapu kayıtları ve arşivlerde kökleri Orta Asya’ya dayanan eski Türkler arasından yaygın kültürden izlere de rastlamak mümkündür.

Birgi meydanında yer alan Ümmü Sultan Türbesi

Birgi meydanında yer alan Ümmü Sultan Türbesi taş ve tuğladan yapılmış. Mermer çerçeveli kapısının üzerinde çiçek motifleri ve dairesel motifler var.

Meydandaki kare planlı Ulu cami (Camii Kebir) Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından 1312’de inşa ettirilmiş. Mimarisinde eski medeniyetler gibi kesme taşlar kullanılmış. Dört cephesindeki iç sıra pencereler sayesinde içerisi oldukça aydınlık, ferah bir cami. Çinili mihrabı, vitray pencereleri, tuğla minaresi ve özellikle görkemli minberi ile dikkat çekiyor. Selçuklu süsleme sanatlarının en güzel örneklerinden olan minber, ceviz ağacından, iç içe geçme tekniği (kündekari) ile yapılmış. Tek bir çivinin bile kullanılmadığı bu estetik minberin kapısı 1993’de çalınmış ve biraz da şansın yardımı ile 1996’da İngiltere`den geri getirilmiş.

Ulucami minberi detayı

Ulucami minberi detayı

Sokağın devamında restore edilerek bir kafeye dönüştürülmüş geleneksel mimaride bir Birgi evi var. Andaç evi olarak bilinen kafenin sahibesi ile sohbet ediyoruz. Emekli felsefe öğretmeni olan sahibe ve eşi İstanbul’dan buraya taşınarak bu sevimli kafeyi açmışlar. Henüz sokaklara doyamadığımızdan kahve molası için erken olduğunu düşünerek aklımız içeride kalsa da duraklamadan devam ediyoruz.

Dönüşte minibüste arkadaşlardan duyduğumuz kadarı ile içerisinin dekorasyonu da en az dışarıdan göründüğü kadar güzelmiş.

Sokaklarda dolaşırken ağaçların ardından gelen klasik müzik sesine yönelmemiz ile dönemin zengin tüccarlarından Çakırağa tarafından yaptırılmış konağı farkediyoruz. 18. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmış zemin duvarları taş örgülü, üç katlı ahşap Çakırağa Konağı Osmanlı sivil mimarisinin oldukça güzel bir örneğini sunuyor.

1950 senesine kadar konut olarak kullanıldıktan sonra terkedilmiş konağın restorasyonu 1977 yılında Kültür Bakanlığı tarafından başlatılmış ve yıllar içinde farklı kurum ve kuruluşların ortak çalışması ile 1995’de tamamlanmış.

Halen Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne Bağlı bir müze olarak kullanılan gösterişli konağı sanal âlemde de 360 derece videoları ile gezebilirsiniz.

Yüksek duvarlar ile çevrili konağın içine girmeden etrafında birkaç fotoğrafını çekerek dolaştıktan sonra yokuş aşağı inerken duyduğumuz mis gibi kokuların cazibesine kapılıp sokağın sonundaki fırının yanına kadar iniyoruz ve civar evlerin ortak kullandığı fırında ekmek pişiren Abide teyze ile sohbet ediyoruz. Abide teyze, tepsilerin fırına yeni girdiğini ama saat 12’de evine gelmemizi tembihliyor. Karşıdaki mavi boyalı ev!

Birgi evleri

Birgi evleri

Güneş tepemizde yükselmeye başladığında midemizin sinyalleri bizi geçtiğimiz sokaklardan geriye döndürüyor ve söz dinleyen küçük çocuklar gibi kendimizi Abide teyzenin evinin önünde buluveriyoruz. Evin torunu bizi koşarak karşılıyor ve hemen içeri davet ediyorlar. İki katlı küçücük bir evin avlusunda hemen tabureleri diziyor ve sininin etrafında bize de yer açıyorlar. Tansiyon hastası olan ve düzenli ilaç kullanması gereken Abide teyze bu evde iki oğlu, gelini ve torunu ile yaşıyor. Bol malzemeli ve nohut mayalı hazırlanan lezzetli ekmekler ve pidelerin tadı damağımızda iken ne sofraya ne de sohbete doyamadan Birgi’den ayrılma saatimiz geliveriyor.

Keyifli bir Cumartesi gününü geride bırakıp Ödemiş’e dönüyoruz. Akşam yemeğinde ünlü Ödemiş köftesini deneyeceğiz. Parmak şeklinde uzun uzun hazırlanan köfteler yağda veya ızgarada kızartılarak sunuluyor.

Yemekten sonra Ödemiş sokaklarında sohbet ederek dolaşırken gördüğümüz berberlerin ve kahvelerin çokluğu dikkatimizi çekiyor. Nerede ise tüm dükkânlar berber veya kahvehane olarak peş peşe sıralanmış. Rekabet böyle olunca tıraş olmak da çay-kahve içmek de oldukça hesaplı oluyor tabi!

Yolda olmayı seviyoruz ve pazar sabahı da erkenciyiz.  Sağlam bir kahvaltının ardından odalarımızı boşaltıyor ve yaklaşık 40 km mesafedeki Tire’ye doğru yola çıkıyoruz.

Tire’de sokaklar arasında dolaşıyor, Osmanlı döneminde günümüze kullanılan arastadaki dükkânlar arasında dolaşıyor, ustalarla sohbet ediyoruz.

Ege bölgesinde yaygın olan rahvan yarışlarına katılmış atlar yorgunlar ve bugün handa otluyor ve dinleniyorlar. Atların olduğu hanın önündeki kahvehanede mola veriyor ve dama benzeri bir oyun oynayan Tirelilerle sohbet ediyoruz.

Yörede yaygın olan diğer bir oyun da karambol

Tire’de son durağımız meşhur Tire köftesine doyacağımız Hacıbaba restoranı oluyor. Bütün hafta sonu günde iki öğün köfte yemiş olsak da Tire köftesinin lezzeti bir başka! Peynir tatlısı restoranın diğer önerisi! Üzerinde böğürtlen reçeli ile servis edilen bir dilim lor peyniri bana değişik ve lezzetli geliyor.

Tire tekrar tekrar gidilesi, keşfedilesi, fotoğraflanası, kaybolmaya yüz tutan geleneksel el sanatlarının ustaları ile sohbet edilesi şirin bir kasaba. Özellikle tüm dükkanların açık ve ünlü Tire pazarının kurulduğu bir Salı günü tekrar gelmek isterim!

Sonbaharın renkleri ile Ege’nin güzel insanlarının sohbetlerinin bir araya geldiği, çok keyifli ve bol fotoğraflı bir hafta sonunu hatıralarımıza emanet edip İstanbul’a dönüyoruz.

Ekim 2011