Üç-dört sene kadar önce belediye otobüsü ile Rumeli Feneri’ni keşfe gitmiş, dönüşte de ineğini otlatan bir teyzenin peşine takılıp Garipçe köyüne kadar yürümüştüm.

Garipçe’nin ufacık ve sakin köy meydanında terkedilmiş ahşap bir evin altında tezgâh açmış teyzelerden taze peynir almış, sahildeki taşlar üzerine atılmış masalarda balık yemiş ve köyün girişindeki duraktan gelen ilk otobüsle şehre dönmüştüm.

Aradan geçen zamanda İstanbul’a üçüncü boğaz köprüsü haberleri ile Garipçe’nin adını daha sık duyar olduk. Boğazın iki yakasını bir araya getirecek ve Garipçe’den İstanbul’un diğer bir gizli cenneti olan Poyrazköy’e uzanacak köprünün inşaatında da koyun doldurulmaya başlandığını duymuştum.

Bu güzel bahar sabahında İstanbul’a bu kadar yakınken bir o kadar da uzakta olalım, temiz havada güzel bir kahvaltı yapalım dedik ve bir arabaya doluşup sahilden Sarıyer’e ve oradan da Garipçe köyüne ulaştık. Neyse ki doldurulan koy, köy meydanı değil ve meydanın hali hazırda bir otoparka dönüştüğünü görmezden gelirsek hala hatırladığım gibi.

Garipçe köyü

Garipçe köyü

Orman içinden geçen çok daha kısa bir alternatifi olmasına karşın biz İTÜ Maslak üzerinden sahile iniyor ve Sarıyer içinden Koç Üniversitesi kampüsünün etrafını dolaşarak köye ulaşıyoruz. Dört günlük 23 Nisan bayramı tatilini fırsat bilen çoğu İstanbullu şehri önceki günden terk ettiği ve sabahın erken saatlerinde güneş henüz gülümser yüzünü göstermediği için trafikten ve kalabalıktan yana bir sıkıntı yaşamadık.

Sarıyer’e 10 km mesafedeki köye vardığımızda, temiz hava ve yosun kokusu iştahımızı iyice açıyor. Meydandaki denize nazır bir masada, sandalyelerimiz arasında dolaşan kediler, denizin üzerindeki kayalara konan havalanan martılar ve koya yanaşıp açılan balıkçı teknelerinin sesi eşliğinde uzun uzun yiyor içiyoruz. Eksiksiz diyebileceğimiz açık büfe kahvaltının kişi başı ücreti 25 TL.

Sofradan kalktıktan sonra köyün girişine doğru yürüyor, kaleye doğru tırmanıp yıkıntılar arasından koyu ve kayalıkları vuran Karadeniz’i seyrediyor ve evlerin arasından meydana dönüyoruz.

60-70 haneli köy balıkçılık ve hayvancılık ile geçiniyor. Trabzon göçmeni balıkçılar tarafından kurulmuş ve nüfusu fazla değişmeyen üç restoran, bir kahve, bir bakkal ve bir cami bulunuyor.

Garipçe köyü pazar tezgahları

Garipçe köyü pazar tezgahları

Günün ikinci durağı Rumeli Feneri. Meydandaki deniz fenerinden adını alan köyün Karadeniz sahilindeki Kilyos plajlarına da yakın olması nedeni ile yaz aylarında ziyaretçi sayısı epey artıyor.

Garipçe’ye göre daha büyük olan bu köyde, fenerin hemen altında, limanın hemen başında ve bir de sonunda olmak üzere üç balıkçı restoranı, Vakfıkebir ekmeği yapılan bir taş fırın, sağlık ocağı, iki cami ve civar köylerin iletişimini sağlayan bir telefon santrali var.

Köy içine inmeden önce Cenevizliler döneminden (18. yüzyıl) günümüze gelmiş kaleye gidiyor ve Boğaz’ın Karadeniz’e açılan noktasındaki surlarda kısa bir fotoğraf molası veriyoruz. Yığma taş ile inşa edilmiş kalenin avlusunu çevreleyen surların doğu ve batı duvarlarında birer kule yer alıyor. Avlunun güneyinde ise bugün maalesef çöplüğe dönüşmüş bir sarnıç var.

Rumeli Feneri kalesi

Rumeli Feneri kalesi

Rumeli feneri (resmi adı ile Türkeli feneri) karşısındaki Anadolu Feneri’ne 2 deniz meli uzaklıkta ve bu iki feneri birleştiren çizgi İstanbul limanının kuzey sınırını oluşturuyor.

Bugün gördüğümüz fener, Kırım savaşı sırasında Fransız ve İngiliz gemilerinin boğaz ve Karadeniz girişlerini kontrol edebilmeleri için 1856 yılında yapılır ve Fransızlar tarafından işletilmeye başlanır. 1933’de Fransızlara verilmiş imtiyaz iptal edilir ve bugün Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlı.

Deniz seviyesinden 58 metre yükseklikteki kulenin boyu 30 metre ve fenerin ışığının görünüş mesafesi 18 deniz milidir. Aydınlatma 500 Waltlık elektrik lambası ile sağlanır.

Fener kulesinin altında bir de yatır kabri bulunur ki Fransızlar inşa ederken birkaç kez yıkılmasını da köyün ileri gelenlerince buna bağlanır. Bunun üzerine Fransızlar bir türbe yaptırır ve Sarı Saltuk Hazretlerinin türbesi bugün de ziyaret ediliyor.

Restore edilmiş fener içindeki küçük müzede eski zamanlarda gemi kurtarma işinde kullanılan araçların sergilendiği küçük bir Tahlisiye Müzesi de bulunuyormuş. Ben bunu yazı için araştırma yaparken öğrendiğime göre bu güzel köylerden alacaklıyım!

Dönüş yolunda tepelerden Boğaziçi’nin kıvrımlarını seyrede seyrede İstanbul’a doğru virajları alırken, bu şahane manzaraya dönmüş otlayan, uzanmış güneşlenen inekler, köprünün de trafiğe açılması ile çok değil on-onbeş yıl sonra ancak “ah o eski İstanbul fotoğrafları” albümlerinde görebileceğimiz kareler veriyorlar. Arabada bir de bebek olunca yolda durup çekemedik ama ben alacaklıyım!

Rumeli Fenerli balıkçılar

Rumeli Fenerli balıkçılar

Metro son durak olan Hacıosman’dan Garipçe köyü’ne ve Rumeli Feneri’ne belediyenin otobüs seferleri (150 numara) var. Saatleri için iett’nin sayfasından kontrol etmek faydalı olacaktır.

Rumeli Feneri

Rumeli Feneri: Gökyüzünde pamuk pamuk bulut olmak!

20 Nisan 2013