Kara yolculuklarını seviyorum. Hele ki uzun süredir görüşmediğim arkadaşlarımla birlikte gideceksem ve tek kaygım güneş doğana kadar uyumak olacak ise!

Eskihisar-Topçular iskeleleri arasında defalarca arabalı vapur bekledim, saatlerce üşüdüm, bunaldım, yorgunluktan uyukladım ama gecenin kör karanlığında, ucu bucağı görünmez derin Marmara sularında süzülen vapura binince, günlük rutinleri karada bırakıp da koşa koşa köşe koltuklara yerleşmenin, ortaya bir tepsi çay alıp arkadaşlarla muhabbet etmenin tadı ayrı.

Bu hafta sonu, mitolojik hikayelerde nergis çiçeğinin hikayesinin geçtiği ve bugün de nergisin en çok yetiştirildiği, geçim kaynağı olduğu Karaburun yarımadasındaki köyleri gezeceğiz.

Güzel bir Mart sabahının ilk ışıkları ile minibüste şamata başlar ve istemeye istemeye de olsa teker teker tüm perdeler çekilir, tüm gözler açılır ve Mordoğan yollarındaki en güzel kahvaltı mekanı gözlenmeye başlanır. Tercihimiz Gülbahçe köyü Karapınar mevkiindeki Taş ev oluyor.

Yirmi yılı devirmiş bu aile işletmesinin deniz kenarındaki masasında hem bahar güneşine kucak açıyor hem de iki gün boyunca doyacağımız farklı reçellerden denemeye başlıyoruz. Enginar, kekik ve domates reçelleri bana farklı gelen çeşitler.

Karaburun boyunca yöreye has zeytin ağaçları arasından yolumuza devam ediyoruz ve ilk durağımız İnecik köyü. Köyün giriş ve çıkış yönlerindeki bir kaç katmanın üst üste konması ile köy evleri persfektifi şeklinde hazırlanmış yön tabela oldukça ilgimizi çekiyor ve merak içinde köy meydanına varıyoruz.

İnecik Köyü'nün taş sokakları

İnecik Köyü’nün taş sokakları

Etrafı zeytin ağaçları ve bağlarla çevrili bu şirin köy oldukça sessiz, sakin ve temiz. Sahilden aşağı doğru yürüyüp sağlı sollu tek veya iki katlı taş evler arasından dolaşarak arnavut taşları ile döşenmiş meydana dönüyorum. Taş evlerin kimisi yeni, kimisi restore ediliyor. Satılık evler de var ve fiyatlar her geçen sene yükseliyormuş. Meydandaki kahvede çay içerken köye yerleşmiş İzmirli bir aile ile sohbet ediyoruz. Son dönemde idari yapının köy yerine belediyeye bağlı mahalle olarak değiştirilmesinin gündeme geldiğinden ve hızlanan alt yapı çalışmalarından bahsediyorlar.

Köyün esas yerleşim tarihi 1500’lü yıllara, yakın tarihi ise 16. yüzyıla kadar gider ve geçmişte civarın en kalabalık köyü iken 1970’li yıllarda başlayan köyden kente göç rüzgarı ile günümüzde nüfus hayli azalmış. 2011 TUİK raporlarına göre köy nüfusu 142 kişidir ve okuma yazma oranı %95’dir. İnecik köyü, komşu Kösedere (365 kişi) ve Eğlenhoca (410 kişi) köyleri ile birlikte bir sacın ayakları olarak anılırlar.

3-5 Temmuz 2013 tarihleri arasında, İnecik Köyü Kalkınma ve Güzelleştirme Derneği’nin düzenlediği Görsel Sanat Günlerine davetliyiz! Bu sene altıncısı düzenlenecek etkinlikte yerli yabancı sanatçılar çeşitli resim ve fotoğraf sergileri açıyor, yerli kadınlar el işi sanatlarını sunuyormuş. Köy meydanında klasik müzik konserleri ve tiyatro gösterileri düzenleniyormuş. Köy kahvesindeki perdede de bayramlarda ve festival zamanı sinema gösterimleri oluyormuş. İnternette dolaşırken geçmiş etkinliklerin zengin programlarına ulaştım, 2013 için takvimi bulduğumda ayrıca paylaşmak isterim. Hani bir hayaldir ya “ah bir emekli olsam, bir Ege kasabasına yerleşsem”, işte orası neden İnecik köyü olmasın!

Misafirleri ağırlamak için İnecik’den bir km kadar sahile indiğinizde, köyün limanı Kaynarpınar’da pansiyonlar bulunuyor. Ayrıca, kahvecinin “yolun sonundaki, güneş enerjili, beyaz ev, bahçesinde köpek ürür, işte o ev” şeklinde tarif ettiği, teras çatılı, üç katlı bina pansiyon olarak kat kat kiralanıyormuş ve geceliği 40 TL imiş. Muhteşem deniz manzarasını anlatmaya gerek yok herhalde!

Kösedere Köyü'nün yüksekleri

Kösedere Köyü’nün yüksekleri

Limon ve portakal ağaçları ile rengârenk yollardan devam edip ikinci durağımız olan yarımadanın en büyük köyü Kösedere’ye varıyoruz. Burası, daha kalabalık bir köy. Benim gezebildiğim kadarı ile dört bakkal, bir berber ve bir kahve var. Evler arasında kalmış bir bakkalın sahibesi ile sohbet ediyorum. Bakkallarda günlük ihtiyaçları karşılayacak her türlü eşya satılıyor. Yazın bahçelerden taze meyve de satıyorlarmış. Bizim gibi günübirlik yerli-yabancı turistler ve gazeteciler geliyormuş. Mordoğan’a kadar gelen İzmir otobanının Karaburun’a kadar uzatılması için inşaat devam ediyormuş ve tamamlandığında turist sayısının artacağını söylüyor. Öte yandan, sohbet etiğim köylüler nüfusun artmasını ve sakin, huzurlu hayatlarının bozulmasını pek de istemiyorlar.

Özellikle Karaburun ikliminde yetişen ve dalında olgunlaşan zeytin olarak da bilinen hurma zeytin ve çekirdeksiz üzüm (Sultaniye) köyün önemli tarım ürünleri. 14. yüzyılda kurulduğu tahmin edilen köyün eski adı “Ağalarseki” imiş ve nüfus dört sülaleden süregelmiş.

Tarihte depremlerle şekillenmiş topraklarda günümüze meydandaki cami ve çeşme dışında tarihi bir eser kalmamış. Caminin tarihi ile ilgili bilgi bulamadım ama içindeki sütun başlarında kullanılan taşlar bana enteresan geldi.

Kösedere köyü'nün tarihi camisi

Kösedere  Köyü’nün tarihi camisi

Bölgeden fay hattı geçiyor ve 1975’deki depremden sonra caminin alt tarafındaki taş evler nerede ise tamamen yıkılmış ve köylüler yamaca inşa edilen yeni evlere taşınmışlar.

Köyde okul yok, az sayıda çocuk taşımalı sistem ile Mordoğan’daki okullarına devam ediyor.

İnternetten araştırdığım kadarı ile köylerden göçün en önemli nedenleri 1970-80’li yıllarda değişen tarım politikaları (tütün ekiminin yasaklanması, zeytin tarımındaki değişiklik, kiraz ağaçlarının dikilmesi vb) olmuş.

Güneş iyice tepeye yükseldiğinde sahile Kaynarpınar’a iniyor ve limandaki balıkçıda siparişlerimizi veriyoruz. Balıklarımız hazırlanan kadar tertemiz denizin keyfini çıkarmak serbest!

Yemekten sonra sacayağının üçüncü bacağı olan Ambarseki köyüne ve terkedilmiş bir Rum Kilisesi’nin kalıntıları peşine düşeceğimiz Saip köyüne doğru yolumuza devam edeceğiz.

Kaynarpınar limanı

Kaynarpınar limanı

30 Mart 2013