Ankaralı bir apartman çocuğu, gri bloklar dışında pek anı biriktirememiş olsa da kırk milletten insanın buluştuğu İstanbul’da çok sayıda hikâye dinleyebilir ve kocaman dünyasını türlü renklerle boyayabilir. Bu renkli şehirde baharın ilk müjdecisi laleler açar önce. Sonra erguvanlar, mor salkımlar ve sümbüller Boğaziçi’ni baştanbaşa boyar ve sıra gül ağaçlarına geldiğinde, mevsim yaza dönüyor demektir.

Daha güzel gelecek günler için dileklerinizi sıralamak, bir bir gül dallarına asmak isterseniz gün bugündür, geldi Hıdırellez!

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

Hıdrellez günü, Miladi (Gregoryen) takvime göre 6 Mayıs’a, Rumi (Jülyen) takvimine göre ise 23 Nisan’a denk gelir ve yılı ikiye böler. Buna göre, 8 Kasım’a kadar süren sıcak günler yaz ayları (Hızır günleri) sonrasındaki günler ise kış ayları (Kasım günleri) olarak bilinir.

Bahse konu Hızır ve Hıdrellezin kökeni hakkında da fikirler muhtelif. Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine, İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu veya İran, Yunanistan ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde baharın gelişiyle ilgili bazı tanrılar adına düzenlenen çeşitli törenleri ve ayinleri anlattığı söylenir.

Halen, özellikle Roman halkın peşinde şenliklerle kutladığımız bu günü Rus Ortodokslar Aya Yorgi (Paskalya), Katolikler Aziz Georges Günü olarak kutlamaktalar. Musevilerin Pesah (Hamursuz) bayramı da gene bahar aylarına gelen diğer bir kutsal şenliktir.

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

Bahar coşkusu ile kırlara, bahçelere çıkan aileler kalabalık sofralarda buluşur, baharı müjdeleyen taze otlardan hazırlanmış yemekler ve kuzu eti yiyerek tüm senenin böyle bereketli geçmesini dilerler. Yeşillik alanlara, su kenarında belki bir türbe veya yatırın da olduğu alanlara “Hıdırlık” denmesi de gene Hızır ile Hz İlyas’ın buluştuğu doğaya ithafendir.

Hıdırellez için geçmişten gelen ve kimi halen uygulanan türlü türlü dilekler ve seremoniler de var. Misal ev, araba, para sahibi olmak isteyenler 5 Mayıs akşamından bir gül fidanının dibine, dileklerine uygun çerden çöpten maketler, şekiller, resimler bırakırlar ve ertesi sabah erkenden uyanıp bu dilek kağıtlarını, maketini astıkları gül dalından veya gömdükleri gül ağacı dibinden çıkarıp suya, denize atarlar.

Daha da eskilere gidersek, gül dallarına gümüş kuruşlar, çeyreklerle dolu kırmızı atlas keseler bereket duaları ile bağlanırmış ve sabah ezanından önce toplanıp tüm sene bereket parası olarak cüzdanda saklanırmış. Gül diplerine içi su dolu toprak çömlekler koyarlarmış ki genç kızlar bu suya yüzük gibi kişisel eşyalarını atarken dilek tutarlarmış. Daha çok bereket ve kısmet dilekleri ile özdeşleşmiş gecede tuz yalayıp uyuyan genç kızlar rüyalarında evlenecekleri kişinin elinden altın tasta su içtiklerini görürmüş. Henüz hayırlı bir evlilik yapamamış kişilerin başlarında da kilit açılırmış ki kısmetleri açılsın!

5 Mayıs günü nişanlı çiftler oğlan evi, kız evine Hıdırellez Kurbanı olarak süslenmiş bir koç gönderirmiş ve bu kurban ertesi günü ailecek yenirmiş. Kız evine yemeğe çağırılan akrabalar beraberlerinde çeyiz hediyeleri de getirir bu hediyelerle hazırlanan sandıklar eve bereket olsun diye sergilenirmiş.

Hıdırellez akşamında ise evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırılmazmış, mesela.

Aynı gece (yani bu gece), Hızır’ın bereketinden nasiplenmek için yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları da gene için açık bırakılırmış. Evdeki her kişi için yedi fasulye veya yedi nohut ekilirmiş ki yıl boyunca aileye gelecek kötülükler bu fidelere gelsin!

Bazı Anadolu köylerinde ise yoğurt yapımında kullanılacak maya bu bereketli gecede hazırlanır ve yıl boyunca kullanılırmış.

Bir yörede de, boyları eşit iki yeşil soğandan birine beyaz diğerine siyah iplik bağlanır ve ertesi gün bakıldığında beyaz iplik bağlı olan daha çok büyümüşse o yılın uğurlu geçeceğine, siyah iplikli daha çok büyümüş ise yılın çileli geçeceğine inanılırmış.

Ateşten atlanarak kötülüklerin kovulacağına inanmak veya yumurtaları soğan kabuğu ile kaynatarak renklendirmek ise yine aynı baharın farklı kültürlerde, bayramlarda yaşatılan güzel geleneklerinden.

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

İki sene önce Hıdırellez zamanında Edirne Kakava şenliklerini fotoğraflamak için geceden yola çıkmıştık ve gün doğmadan Edirne Eski Saray meydanındaydık. Sağanak yağmurda geceden yakılan ateş çoktan sönmüştü ama sırılsıklam olmalarına aldırmayan Roman kızların ve tezgahını kenara çekmiş olsa da kendini meydandan alamayan esnafın neşesi, çalıp oynaması halen hafızamda. Gün doğarken oyuna ara verip taş köprüde toplanıyorlar ve geceden dileklerini yazdıkları kağıtları biriktirdikleri çarşafları, Yunanistan ile aramızdaki sınır olan Meriç nehrinin Edirne içlerine sokulan kolu olan Tunca nehri boyunca soğuk sulara bırakıyorlar. Hiçbir engele takılmadan suya akıp dileklerin gerçekleşeceğine inanan Romenler ellerinde, saçlarında nehir etrafındaki yeşermiş dallardan kopardıkları çalılarla, çiçeklerle oyunlarına devam ederlerken biz meydandan ayrılmıştık.

Günümüze geri dönersek, doğanın yeniden uyandığı bu güzel günlerde büyük şehirlerde gökdelenler arasında kurulmuş şenlik alanlarında dileklerimizi renkli kurdeleler ile ağaçlara asıyor ve Ahırkapı Roman Orkestrası eşliğinde göbecikler atıp kurtlarımızı dökerken daha güzel bir dünyanın hayallerini kuruyoruz.

Hıdırellezde açık alanlara çıkmak, dağ tepe gezmek gelenekken ben bu seneyi serin serin evimde oturup kırık ayak bileğim ve onu sarmış alçı ile bakışarak geçiriyorum. Üç sene önce Ahırkapı şenliğinde çektiğim fotoğraflarla herkesin bu güzel gününü kutlar ve tüm seneye uğur getirmesini dilerim.

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

İstanbul Ahırkapı Hıdırellez şenlikleri, 2010

5 Mayıs 2013