İngiltere`deki son iki günümde yaklaşık dört senedir Cambridge’da yaşayan arkadaşlarıma misafir oluyorum. Gün içinde İngiliz kültürü hakkında da konuşma fırsatımız oluyor.

Cambridge, her türlü sosyal ve kültürel ihtiyacınızı sağlayabileceğiniz küçük ve oldukça düzenli bir şehir. Gerek tarihi mahalleleri olsun gerek daha modern görünümlü çevre mahalleleri olsun bisiklet ile her yere 15 dakikada ulaşım mümkün.

İş çıkışı, üniversite kampüsünden yanıma gelen arkadaşım bisikletini sokaktaki uygun bir yere park ediyor. Akşam eve araba ile döndüğümüz için geri dönüp almadığımız bisikletini birkaç gün sonra alışverişe çıktığında bıraktığı yerden aldığını öğreniyorum. Umarım bir gün bizim şehirlerimizde de güvenli bisiklet kullanımı yaygınlaşır.

Cambridge sokakları

Cambridge sokakları

Tarihin her evresinde hakim güç olmuş monarşinin asil üyeleri, bir vakitler çiftçilikten uzakta, şatolarında veya kulelerinde yaşarlarken, güneşten yanmayan bembeyaz tenlerinden akan kanları toplardamarlarında mavi olarak görünürmüş. Monarşinin magazinsel tarihinden günümüzün İngiliz kültürüne  süren keyifli sohbetimizden yaptığım çıkarıma göre, tarihte çiftçilik ile geçinen İngilizlerin günümüzde temel ihtiyaçları devlet politikaları gereği karşılanmış ve önemli problemleri çözülmüş durumda. Öyle ki, Avrupa Birliği üyesi olmakla birlikte Avrupa Ekonomik alanına veya Euro bölgesine dâhil olmayarak parasının değerini de koruyan İngiltere’de asgari ücret belirlenirken günlük gazete, spor kulübü üyeliği, konser, tiyatro biletleri gibi tüm sosyal ve kültürel ihtiyaçların da hesaba katılıyor olması etkileyici. Hal böyle olunca, üniversite eğitiminin paralı olduğu ülkede ancak merakı ve ilgisi olan gençler üniversiteye devam ediyor. Özel bir yeteneği veya gayreti olmayan insanlar ise dört sene borçlanmak yerine genç yaşta hayata atılmayı seçiyor. Mühendislik gibi teknik bilim alanlarındaki akademisyen ve iş gücü ihtiyacı da diğer ülkelerden karşılanıyor.

Günümüzde, on sene öncesine göre çalışma izni ve vatandaşlık hakları için standartlar yükseltilmiş olsa da gerek Londra`da gerekse Cambridge`de dolaşırken farklı dillerden, inançlardan ve renklerden insanların bir arada barış içinde yaşaması, işe gitmesi, okula gitmesi bana iyi hissettiriyor!

Ortalama gelir seviyesinin yükselmesi ile beraber hizmet sektörü de değerleniyor ve pahalanıyor. Özellikle 1950’li yıllardan sonra Do it yourself!” (DIY)  (kendin yap) felsefesi hızla yayılıyor. Örneğin, yeni taşındığın evini boyatmak çok pahalı olunca iş başa düşüyor.

İngilizler dokümantasyon ve kayıt tutma, arşivcilik konusunda da başarılı.  Norman hanedanından Kral Williams’ın, adayı fethettikten sonraki ilk icraatlarından birisi de köy köy, ev ev tüm mal mülk detayında, aile nüfusu ve sosyo ekonomik detaylarda kayıt altına aldırmak oluyor. 1066 tarihli fethi takiben tutulan ve “Domesday Book” olarak bilinen kayıtlara ve türlü bilgilere internet üzerinden erişmek mümkün. 

Cambridge pazarında tezgah açmış bir terzi

Cambridge pazarında tezgah açmış bir terzi

Londra`ya iş amaçlı gittiğim için ilk iki geceyi lüks bir otelde, tatile kalan son iki geceyi ise daha mütevazi bir otelde geçiriyorum. 19. yüzyıl tarihli ahşap binanın çatı katındaki, ortak banyolu odamda duvara asılmış lavabonun çift musluklu olması dikkatimi çekiyor. Cambridge`de arkadaşlarımın evindeki lavabonun da çift musluklu olduğunu görünce hemen soruyorum tabi, nedir bu?

Eskiden sadece soğuk su varmış ve daha sonra binalarda sıcak su tesisatı yapılmaya başlandığında iki suyu karıştırmadan yeni bir musluk eklenmiş. Bunu duyunca hemen geçmişten bir bilgiyi hatırlıyorum. İtalya’daki sokaklarda veya ortak alanlardaki lavaboların da muslukları yoktu ve yerden ayak ile basılan bir pedal ile su açılıp kapatılıyordu.

Ayrıca İtalya`da gezdiğim her sokakta, sokaklardaki çeşmelerden içme suyu ihtiyacımı giderdiğim gibi Londra veya Cambridge’de de bu mümkün. Sokaklarda çeşmeler göremeseniz de örneğin, Hyde Park`daki umumi lavabodan, otel lavabonuzdan veya çocukluğunuzdaki gibi evinizdeki lavabodan gönül rahatlığı ile su içebilirsiniz!

İngiliz klasik lavabosu

İngiliz klasik lavabosu

Boş bir sokakta karşıdan karşıya geçeceksiniz ama her an köşeden bir araba veya otobüs çıkabilir, önce sağa mı bakacağız yoksa sola mı? Taksinin şoförü yanlış yere mi oturmuş? Endişeye mahal yok, kaldırıma bakın!

Sokakta yürürken acemi turistlerin kendilerini ele vermemesi içten bile değil zira durumun farkında olan Londra belediyesi olası kazaları engellemek için yaya geçitlerinde “look left” veya “look right” gibi uyarılar yazmış, dikkat dikkat: “mind the gap!”.

Peki, nerede ise tüm ülkelerde trafik sağdan akarken İngiltere, tarihinde İngiliz sömürgesinde kalmış bazı ülkelerde ve Japonya’da trafik soldan akıyor?

Lafa Avrupa kıtasından başlarsak, yüzyıllarca öncesinde, şövalyeler sokaklarda bellerinde kılıçları ile gezdiği zamanlarda, karşılarına çıkanın dost mu düşman mı bilemedikleri için sağ ellerini kılıçlarının sapında sol taraflarını da duvar tarafına alarak bir çeşit güvenlik tedbiri almışlar.

14. yüzyıla gelindiğinde Papa Roma’ya gelecek hacıların karmaşada zarar görmemesi için bir bildiri yayınlamış ve tüm Kutsal Roma topraklarında trafik artık resmen soldan akmaya başlamış.

18. yüzyıl sonlarına gelindiğinde ise, ABD’nin ünlü posta arabalarında, sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturur ancak bu hal, yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırması üzerine yeni kıtadaki trafik kendi halinde sağdan akmaya başlamış.

hey taksi!

hey taksi!

Fransız ihtilali sırasında, Katolik Kilisesine tepkili reformistlere fırsat doğar ve Parisliler yolun sağından gitmeye başlar. Kendisi de solak olan Napolyon ordularına da aynı emri yineler ve hükmettiği tüm Avrupa ülkelerde de trafik tekrar sağdan akmaya başlar.

İngiltere, Roma hâkimiyeti sonrasında Fransa ile ortak Kral ve Kraliçeler tarafından yönetilmiş olsa da hiçbir zaman Napolyon tarafından ele geçirilemeyince, durum değişmez ve trafik soldan akmaya devam eder.

Endüstri devrimi, ABD’de 1929 krizi öncesindeki büyük ölçekli üretim seferberliği sayesinde sağdan akan trafik kuralları Ada devletleri ve sömürge ülkeleri haricinde artık geri dönüşü olmayacak şekilde yaygınlaşır.

Diğer yandan, tarihin uzak ülkesi Japonya’da da durum pek farklı değilmiş aslında. Kılıçlarını vücutlarının sol tarafına doğru bellerinden geçirerek taşıyan samurayların tercih ettiği gibi, bugünün Japon şehirleri de geleneksel olarak trafik soldan akacak şekilde inşa edilmiştir.

Ayrıca, 1969’da yapılmış bir araştırmaya göre, trafiğin soldan aktığı ülkelerde çarpışma ve kaza oranlarının daha az olduğu görülmüş.

Diğer dipnotlar için İngiltere’de bir haftada neler yaptığıma bakmalısınız!