Aradan geçen 22 gün sonrasında “kendim ettim, kendim buldum” diyesim de var ama buralara gelmeden önce ilk dakikaların heyecanı ile başlayalım derim. 

Klasik “sendromlu” bir Pazartesi’den sonra işten çıkmış ve bir haftadır beklediğim en eğlenceli ders için spor salonuna yürümüşüm. Kısa bir süre de yürüyüş bandında yürüyüp iyice ısınmışım ve ders başlamış. Isınma hareketleri, tempolu geçen bir dersin klasik ilk bir kaç hareketi ve bende baş gösteren bir halsizlik. “Acaba ayakkabımı çözüp tekrar mı bağlasam” düşüncesi, su molası derken denge dersinin henüz ilk çeyreğinde boşa atılan bir adım ve sol tarafıma doğru yere oturuş!

Ders bir taraftan devam ederken hoca elimden tutup beni yerden kaldırıyor ve asistan olarak derse girmiş yeni bir arkadaşa ayağıma buz ile tampon yapmasını söylüyor.

Aman ya, ne güzel dersti, neden burktum ki şimdi ayağımı?

Buz torbasının direk tene değmemesi gerektiğini havluya sarılarak şişin üzerine konması gerektiğini öğreniyorum. İçgüdüsel olarak ayağımı yukarı kaldırıp uzatıyorum ama nasıl da hızla şişiyor!

15 dakika sonra duşa gidecek direnci bile kendimde bulamadığımdan üstümü değiştiriyor ve çıkıyorum.

Levent’e en yakın hastane nerede olabilir diye düşünürken babamı da arayıp danışıyorum.

“baba, sporda düştüm ve bileğim iki katına şişti, burktum herhalde, kırık olabilir mi?” “dışa doğru mu içe doğru mu?” “dışa”,”doktora git, kırık olabilir!”

Burada kritik nokta şişin kısa sürede bu kadar büyümesi ve bileğin dış tarafında olması sanırım! Sonradan bu konuşmayı babama anlattığımda hatırlamadığını söyledi, doktorluk refleksi olarak yanıt vermiş anlaşılan 🙂

Mecidiyeköy Özel Çevre Hastanesi’ne gidiyorum. Arkadaşlarımdan adını duymuş ama daha önce gitmemiştim. Telefonla konuşurken şoför de durumu anlıyor ve “üstüne basabiliyorsun, kırık olsa ağrıdan duramazdın, bi’şey olmaz” diyor, “olmaz di mi!”, nasıl da inanasım var!

Kapıdan ayağımı sürükleyerek içeri girmeme bile aldırmadan danışma masasının arkasına yayılmış bir hasta bakıcı ve asistan doktor ben durumu anlatırken de istiflerini hiç bozmuyorlar ve sadece “nöbetçi ortopedist yok, biz bir şey yapamayız, Okmeydanı’na filan gidin” diyorlar. “Çapa olur mu?” “olur olur, bu saate doktor bulunmaz başka”; saat daha 19:40!

Tamam, ticari bir işletmesin, nöbetçi doktorun yok ama danışma masasında oturan, müşterilerinle veya yardıma ihtiyacı olan hastalarınla, hasta yakınlarıyla muhattap olan personeline bir eğitim ver değil mi; tabelayı geçtim diyelim, kaç kişi orada duruyorsunuz, kapının önünden bir taksiye binmeme yardım edin değil mi, diplomayla veya önlük giymekle “insan” olunmuyor maalesef!

Ayağımı sürüyerek sokağı tıkamış araçlar arasından geçiyor ve tekrar taksiye biniyorum. Buz torbası çorabımın içinde. Araç hızlandıkça ve sarsıldıkça bileğim de sancımaya başlıyor ve benim de takatim azalıyor.

Çapa girişindeki eksik yönlendirme okları nedeniyle bir süre de kampüs içinde dolaşıp acil ortopedi bölümünü buluyoruz.

Seke seke muayene, kayıt ve röntgen aşamalarını tamamlayarak sakatlığımdan iki saat sonrasında sol ayağım “Lateral Malleol kırığı” teşhisi ile dize kadar alçı içinde.

"Lateral Malleol" kırığı, 7 numara ile gösterilen kemik!

“Lateral Malleol” kırığı, 7 numara ile gösterilen kemik!

Hastane durağının taksicisi alışık tabi, ıslak alçıdan korumak için önce arka koltuğa gazeteleri seriyor ve sonra bana yardım ediyor. Artık eve gidiyoruz. Ayaklarımızı uzatıp bir rahatlamanın vakti geldi!

Eve gidince facebook’da paylaştığım ilk fotoğraf üzerine aldığım tüm mesajlar ve telefonlar için tüm arkadaşlarıma tekrar çok teşekkür ederim. Daha önce miyopi tedavisi için lazer ameliyatımın ilk gecesini de aynı evde yalnız başıma atlatmıştım. Allah alıştırmasın, ne diyeyim!

Saat gece yarısını epey geçmişken bir ağrı kesici içiyor ve uykuya dalıyorum.

Sabah uyandığımda bir arkadaşımla mesajlaşmamızı burada paylaşmak isterim, nerede ise bir ay oluyor hala içimde bir heves:

Saat: 08:43

Ben:      Benim bacağım hala alçıda 🙁 gece iyileşmemiş 🙁

Cevap:  Gece iyileşmiştir de alçıyı alacak kimse olmadığından alçı kalmıştır 🙂

Ben:      Ha, hakkaten 🙂

Rahat batmasından mütevellit su kaynatıyor olduğum teşhisine ilaveten, son birkaç gündür kırıklığımdan dem vurmaya başlamış yakın arkadaşım, alçılı ilk günümün sabahında bana getirdiği değnekleri verirken gülümsemeden edemiyor: “dememiş miydim ben sana, var bi kırıklık!” (argoda : deli vb)

İşte başlıyoruz. İlk gün muayenesi. Bakalım, doktor gündüz gözüne ne diyecek, gerçekten de bu alçı kalacak mı böyle?

23. gecedeyim ve hala içimde sokak kapısı açılsa mahali acilen terkedişim var.

Acemilik tabi, henüz değnekleri ne taraftan tutacağımı filan şaşırıyorum ama hoplaya zıplaya önce asansöre sonra da sokağa çıkıyorum.

Taksi ile on dakikada acilin kapısındayız. Sıra yok ve beş-on dakika içinde neşeli sesim doktorun odasında çınlıyor: Günaydın!

Nedendir bilmem (biliyorum aslında da polemik yapmayalım şimdi!), yabancı ortamlarda ayrı bir neşe geliyor üstüme, hani bana göre herkes hayata pozitiften başlıyor ya, ön yargı işte…

Doktor ve asistan doktorlar uzaktan beni bir süzüyorlar, masada röntgen zarfları var, birisi onlardan biraz karıştırıyor ama benle mi ilgileniyor emin değilim. Gece nöbetçi doktorun yazdığı teşhis formunu ve reçeteyi gösteriyorum, ama kimse birşey demiyor. Doktor “tamam, on gün sonra poliklinikte muayene ol” diyor, sadece.

“alçı on gün sonra mı çıkacak?” gibi ben hariç odadaki herkese anlamsız gelen, acemice ve umut dolu sorumun cevabı “4-6 hafta kalacak” oluyor 🙁

Odadan çıkıyoruz. Ben yeni değneklerim üzerinde bir heves, refakatçi arkadaşlarımın peşinde hoplaya zıplaya.

Birkaç acil önü hatıra pozu için telefonlara gülümsemem sonrasında kapıdaki bir sedyeye oturuyor ve şişmeye başlamış bacağımı uzatıyorum.

Estebanlardan ilki iş yeri için gereken raporumu almaya diğer binaya gidiyor ve benimle bekleyen diğeri de ofisinden gelen telefonları ve mailleri yanıtlayarak bahçede, koridorda dolanıyor. Ne kadar saçma hayatlar yaşadığımız ile ilgili de denemesel bir yazı yazmak istiyorum!

Cancağazım gitmişken muayene randevumu da almış. Tembihleyip çantama sakladığı not kağıdında “10 Mayıs, saat 08:00” yazıyor.

Hadi çarşıya gidip eczaneden ilaçlarımızı alalım ve sabahın altısında uyanıp işlerine gitmiş, oradan bana gelmiş arkadaşlarımla karnımızı doyuralım.

Öğle saati gelmiş olmasına ve uyandığımda hafif bir şeyler atıştırmış olmama rağmen ben heyecanlı iken fazla açlık hissetmiyorum. Mahalle çarşısı gün içinde araç trafiğine kapalı ve taksiden cadde üzerinde iniyoruz. Peki, cancağızımın öğrencilik zamanında ziyarete geldiği öğrenci arkadaşları ile kebap yediği şahane lokanta nerede?

Asım ustanın meşhur Karadeniz pidesi

Asım ustanın meşhur Karadeniz pidesi

Dokuz yıldır aynı mahallede yaşamama rağmen restoranda yemek yemeyi pek sevmediğimden aklıma gelen bir iki yeri söylüyorum ama emin değilim tabi. Ben seke seke arnavut kaldırımı sokakta ilerlerken (ki arnavut kaldırımı ne gereksizdir) sağlı sollu esnafa da mahallenin en meşhur kebapçısı danışılıyor ve istikamet sokağın sonu.

Lokantaya geldiğimizde artık kapıdaki iki basamağı zıplayacak takatim kalmadığından garsonların koluma girmesi gerekiyor. “Hem ayağı kırık, hem de pisboğaz işte kardeşim, ne yapacaksın!”, “pes diyorum pesss!”

Yolunuz düşerse önerilir, Karadenizli Asım ustanın kaşarlı karadeniz pidesi ve ayranı şahane!

Dinlenmişiz ve karnımız da tok ve tekrar sokaktayız. Sıra marketten abur cubur alışverişine geliyor ki benim o taraklarda da pek bezimin olmaması cancağazımı pek memnun etmiyor tabi.

İlaçlarımı (iki farklı ağrı kesici ve bir mide ilacı) alıyor ve son metreleri adeta kilometrelerce yol gelmiş gibi zorlanarak da olsa evi buluyoruz. İlk günden biraz fazla mı yoruldum ne!

Evde biraz soluklanma molasının ardından arkadaşlarım mesailerine geri dönmek üzere beni terkediyorlar.

İlk günün sonu: ayak bileğimde bir kırık ve dizime kadar 4 hafta sonra ayrılmayı planladığım bir alçı var. Değneklerim var, karnım tok, ilaçlarımı aldık, şirkete rapor gönderildi, on gün sonrası için muayene randevum var, dolabımda birkaç gün beni idare edecek kadar meyve, yoğurt, kahvaltılık ve cebimde harçlığım var. Ağrı kesicimi içip uyuma zamanı!

Bünye, ilk saatlerdeki ve günlerdeki hal ve gidişat değişimini psikolojik olarak kabul etmeye başladıktan sonra başıma gelenler için buradan buyrun!

Sol ayağımı ve bacağımı sarmalamış "büyük beyaz" ile ilk gecem

Sol ayağımı ve bacağımı sarmalamış “büyük beyaz” ile ilk gecem

kaza tarihi: 29 Nisan 2013