Londra güzel bir şehir! Tanımlamak için yüzlerce kelime düşünülebilir ama hepsi dolu dolu “güzel” e varır. Geçirdiğim bir hafta boyunca şehircilik anlamında şehirlilik anlamında kendimi huzursuz, rahatsız, yabancı hissettiğim bir saat olmadı diyebilirim. Bu kadar kozmopolit nüfusu ile 24 saat haraketli ve turistik bir şehirde toplu taşımacılıktaki yaygınlık etkileyici.

Bizdeki büyük şehir planları revize edilirken, ekleme çıkarmalar yapılırken örnek gösterilen hep Avrupa şehirleri ve nedense buralara gittiğimde görmek için aramam gereken yerler de alışveriş merkezleri oluyor. İnsan merak ediyor tabi, benim güzelim şehirlerimde, kıtaları birbirine bağlayan şehrimde, attığım her adım, sokağa çıktığım metro istasyonu bir alışveriş merkezine denk gelirken, büyükler büyük camekânların önünde buluşmak için randevulaşırken, çocuklar için hafta sonu eğlencesi bir alışveriş merkezinin en alt katındaki minyatür lunapark olmak zorunda kalırken bu yabancılar neden bu fırsatı kaçırıyor? İş çıkışı insanlar ne yapıyor, çocuklar okuldan sonra nerede koşup oynuyor?

Londra için alışverişin adresi özellikle Oxford Street ve Regent Street gibi popüler alışveriş mağazalarının ve klasik mimariye sadık kalınarak restore edilmiş geniş caddeler.  21 yüzyılın mucizesi Apple’ın mağazası bile göze batmadan bu şık caddeler üzerindeki yerini almış.Ortalıkta, fotoğraflardan temizlemek gereken bir kablo kirliliği, her biri ayrı yanar döner ışıklar, yazılar görünmüyor.

Londra’da her konuda olduğu gibi alışveriş için de çeşitlilik oldukça fazla tabi. Daha eğlenceli olsun, birkaç butik mağazada alışverişimi yapayım, canlı sokak müziği eşliğinde yemeğimi yiyeyim derseniz Covent Garden’daki ikişer katlı “pazar yeri” oldukça keyifli.

Covent Garden

Covent Garden

Camden Town`da Pazar günü kurulan sokak tezgahlarını görememiş olsam da hafta içi gezdiğim sokakları ile oldukça renkli bir mahalle ve yolunuza tırmanarak devam ettiğinizde ulaşabileceğiniz Parlamento tepesi bulutsuz bir ikindi saatinde aziz Londra’ya tepeden bakmak için gayet doğru bir seçim!

Alışveriş konusunda pek de hevesli veya yetenekli olmayan ben için bu kadar genel kültürden sonra diyebilirim ki ekonomisi kuvvetli, parası bu kadar değerli bir ülkenin başkentinde, “koca” şehrin merkezinde sıra sıra, kat kat, itiş tepiş AlışVeriş Merkezleri  yok, aynı sokakta aynı markanın üç beş tane mağazasına rastlamıyorsunuz, tabela kirliliği yok, huzur var!

Üzerileri alçı ile sıvanmamış, restore edilirken yangına kurban edilmemiş. eskimiş ve yaşlanmış ama bakımlı tarihi binalar, ağaçlar var, parklar var, bahçeler var, yeşil var!

Sabah veya akşam mesai saatlerinde metroya bindiğinizde görebileceğiniz, takım elbiseli, kol düğmeli, eli çantalı şık beyler ve bayanlar akşam olunca giyiyor spor ayakkabılarını başlıyorlar koşmaya. Yürümek, koşmak, bisiklet ile ulaşım belediyenin de çeşitli çalışmaları ile özellikle teşvik ediliyor.  Ne de olsa sağlam kafa sağlam vücutta olurmuş!

Londra belediyesinin sayfasında önerilen çeşitli yürüyüş rotalarına ilave olarak parklar ve bahçelerde tüm gününüzü alabilecek genişlikte ve renklilikte.

Londra’daki parklar ve bahçeler Kraliyet ailesine bağlı olanlar ve olmayanlar olarak ayrılsa da safiyane gezerken şehir merkezine yakınlık ve genişlik dışında pek fark göremedim. O kadar büyük ve bakımlılar ki insan gezerken nerede olduğunu, saatin kaç olduğunu bile unutabiliyor.

23 hektar genişlikteki St James Park parkı Kraliyet parklarının en eskisi. Ünlü saat kulesi Big Ben’in, Westminster Sarayı’nın ve taç törenlerinin yapıldığı tarihi kilisenin önünden geçerek bu parka ulaşıyorum.

St James Park

St. James Park

St. James parkında bir ağacın altında verdiğim sandviç molasında sağdan soldan hoplayan zıplayan sincaplarla biraz oyalandıktan ve ayaklarıma inmiş karasuları biraz dağıttıktan sonra Kraliyet atlarının harası önünden başlayan geniş bir bulvardan Buckingham Sarayı’na doğru yürümeye devam ediyorum.

Parkların arasındaki Kraliyet konutunda bayrak göndere çekilmiş, yani Kraliçe evinde. Daha önce Prag`da tesadüfen denk geldiğim, Saray gardiyanların değişim merasimlerini izlemek turistik olarak hayli ilgi çekici bir aktivite. Yaz aylarında her gün yapılan bu tören sonbahar ve kış aylarında gün aşırı yapılıyor ve yağmurlu veya bazı istisnai günlerde iptal edilebiliyor. Ne tesadüf ki öğleden sonra ancak vardığım saraydaki ilk tören yarın 11:30’da imiş (yani bugün olmamış).

Kraliçe’nin evinin etrafında dolanarak çeşitli açılardan fotoğraflar çekiyor, bahçesinde dinleniyorum.

Kraliçe'nin ikamet ettiği Buckingham Sarayı'nın hemen önündeki bahçe ve en uzun süre tahtta kalmış Kraliçe Victoria'nın heykeli

Kraliçe’nin ikamet ettiği Buckingham Sarayı’nın hemen önündeki bahçe ve en uzun süre tahtta kalmış Kraliçe Victoria’nın heykeli

Dünyaca en ünlü parklardan birisi olan Hyde Park, Kraliyet ailesine ait ve devamındaki Kensington Bahçeleri‘yle birlikte iki tane gölü de içine alan 249 hektarlık bir alanı kaplıyor. Göller arasında kalan köprüden diğer tarafa geçerken şezlonglara uzanmış ikindi güneşinin keyfini çıkaranlar, çocukları ile kovalamaca oynayan genç insanlara heves ediyor ve ben de göl kenarında kısa süreli bir mola veriyorum.

Kuzey doğu ucunda ise serbest atış noktası olarak bilinen, herhangi bir konuda herhangi bir söylemi olan herhangi birinin bir taşın üstüne çıkarak çevresinde toplanan kalabalığa hitap ettiği Speakers’ Corner bulunuyor. Bir büfe görmeyi beklemeyerek köşeye vardığımda mesai çıkış saati yaklaşmıştı ve parktan veya sokaktan geçen insanlar daha ziyade eve dönüş telaşında idi. Büfeden dondurma alıp banklarda ayaklarımı uzatıyor, yıpranmaya başlamış haritamı toplamaya çalışıyorken “Bill Cosby” edası ile gülerek yanıma yaklaşan bir amca ile sohbete başlıyorum. Beni çok turist görmüş olacak ki haritada da işaretlediğim yere bakarak doğru yerde olduğumu söyleyip anlatmaya başlıyor. İnsanların Kraliçe’yi sevdiğini ama her türlü yorumu yapmalarının Kraliçe’nin hoşuna gitmediği için bu köşedeki serbest konuşma kürsüsünün 6-7 sene önce kaldırılarak yerine bu kafenin açıldığını anlatıyor. Kendisi Karayipler’in en güneyindeki adadanmış, orada Parlamento’nun hemen karşısında da benzer bir taş varmış. İnsanlar hala özgürce fikirlerini söylüyorlarmış.

Speakers Corner

Speakers Corner

Bu konuşmadan sonra Facebook’da yüklenmiş güncel videolar da gördüm ama gene de “köşe” eski hareketli günlerine hasret olabilir. Ne kadar doğru ne kadar değil bilemiyorum 🙁

Çimlere basılmasın diye zabıtaların düdük ile başınızda beklediği Emirgan korusunda veya Gülhane parkında, uçtan uca bir kilometreyi bile geçemeyen Bebek parkında, yangından son anda kurtarılıp da otelleştirilmiş konakların, gelişi güzel park etmiş lüks araçların arasından görünmeyen Boğaziçi kıyısında neden koşmuyor, dinlenmiyor, kitap okumuyor veya çocuklarımızla frizbi çevirmiyoruz acaba?

Borough Market`da başladığım güne Thames boyunca uzun bir yürüyüş ve fotoğraf molalarının ardından Marble Arch meydanında son verme zamanı geliyor. Buraya kadar gelmişken Notting Hill sokaklarında da dolaşmak isterdim ama güneşin batması sonrası pek fotoğraf çekme şansım da olmayacağı için otele dönüp biraz dinlenmeyi ve gece çekimi için hazırlanmayı tercih ediyorum. Bol gıdalı ve oksijenli bir gün oldu!

Hyde Park

Hyde Park

Eylül 2012