Ukrayna seyahatimi planlarken ayağımın iyileşme süreci ve yeni işime alışma dönemi kadar en yakın arkadaşımın daveti de belirleyici oluyor ve düğün sabahı erkenden yollara düşüyorum.

Uçuşumun, 30 Ağustos bayram tatiline de denk gelmesi ile vizesiz olan güzergâh gün be gün pahalanıyor ve benzer bir takviminiz olacak ise planlamakta geç kalmamanızı önerebilirim.

İstanbul-Lviv arası yaklaşık iki saat sürüyor. Küçük bir alan ve ücretsiz wi-fi internet erişimi olması uzun pasaport sırasını beklerken oyalayıcı oluyor. Pasaport sayfalarına tek tek bakıldıktan sonra “ilk kez mi geliyorsunuz, nerede kalacaksınız” gibi birkaç soru ve “hoş geldin” gülümsemesi!

Döviz gişesini alandan ayrılmadan önceki son salonda görebilirsiniz. Şehirdeki gişelerle kur farkı yok. Havanın karanlık ve bulutlu olmasının da keyfimi kaçırması ile fazla oyalanmadan ilk taksi ile otele ulaşmak istiyorum. İlk sırada bir araç görmeyince ikinci sıradaki bir taksiye yöneliyorum ama bana rezervasyon için telefon etmem gerektiğini işaret ederek bir kart veriyor. Pek de anlam veremeyerek içerideki danışmaya soruyorum. Rezervasyon için karttaki numarayı arayabilir veya rastgele bir taksiye binmek için ilk sırada bekleyebilirmişim. Kapıdaki tramvay oklarını mı takip etsem tekrar taksi durağına mı gitsem diye düşünerek kapıdan çıkarken yaşlı bir bey “taksi” diye seslenir.“Grivna mı dolar mı” diye sorar, “grivna” derim ve “100” der. Anlaşırız.

Taksiye biner binmez başlayan yağmur gittikçe hızlanıyor ve artan trafik ile muhtemelen 15 dakikalık yol yaklaşık yarım saat sürüyor. Otelin önüne geldiğimizde kaptana kendi elimle sayarak 4 adet 50 grivna (uah) uzatıyorum ve haliyle itiraz da etmiyor.

Yetişmek gereken bir yer olunca zaman ne kadar da çabuk geçiyor; hızlıca odama yerleşiyor ve hazırlanıp çıkıyorum. Şehir merkezinden, şehre tepeden bakan tepedeki restorana (Park Vysokiy Zamok) resepsiyondan çağırdığım taksi ile gidiyorum: 50 grivna.

Güzel bir düğün ile arkadaşımı baş göz ettikten ve dilek balonlarımızı da uçurduktan sonra günü kapatıyor, otele dönüyorum.

Ukrayna tatilimin ilk sabahında biraz da geç uyanıp ancak 11:30 gibi sokağa çıkıyorum.

Slav geleneği: matruşka

Slav geleneği: matruşka

Poltava Nehri kıyısındaki topraklar, beşinci yüzyıl ortalarından itibaren Baltıklar, Orta Avrupa, Akdeniz ve Asya devletleri için bir kavşak noktası haline gelmiş. Çok kültürlü bir tarihe sahip Lviv, 13. yüzyılda bugün Polonya ve Ukrayna arasında kalmış Galicia bölgesinin Kralı, Kral Daniel tarafından kurulmuş ve 14. yüzyıla kadar Polonya hâkimiyetinde kalmış. 

1412’de Roma Katolik Başpikoposluğu’nun merkezi ilan edilen şehirde, Katoliklerden (Almanlar, Lehler, İtalyanlar ve Macarlar) farklı olarak Ukraynalılar, Ermeniler ve Yahudiler özerk olarak yönetiliyor. Günümüzde, çoğunluk nüfusu Ortodoks olan Ukraynalılar içinde Katolik nüfusun ve ibadethanelerin de sıklıkla rastlandığı bir şehir olarak tarihi mirasını da koruyan bir şehir, Lviv. Tabelada sadece “Church” yazıyorsa kastedilen Ortodoks Kilisesi olmak ile birlikte, tarihi Katolik Kiliselerini gösterir oklarda “Catolic Church” olarak belirtiliyor.

17. yüzylda Polonyalı Kral tarafından Üniversitenin kurulması ile şehir Polonya şehirleri arasında önemli yer edinmiş.

1672 yılında Osmanlı orduları tarafından kuşatılan şehir ancak otuz sene sonra İsveç Kralı tarafından kurtarılmış. 1772’de Habsburg hanedanının fethi ile şehirde Avusturya perdesi açılmış ve yeni Avusturya eyaletinin başkenti ilan edilmiş. Avusturya hakimiyeti altında, farklı kültürlere ait binalar yıkılmış, birçok dini vakıf kapatılmış. Şehirde yeniden yapılanma başlamış ama 1848 yılındaki askeri darbede pek çok bina ciddi hasar görmüş. 1. Dünya Savaşı öncesinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun en güçlü şehirlerinden birisi iken savaş sonunda ikinci kez Lehlerin eline geçmiş.

Şehir, 2. Dünya Savaşı sırasında sıkıştığı coğrafyanın doğası gereği yoğun tahribat görmüş ve Nazilere karşı Stalin’in Rus tanklarını şehrin içinden yürütmesi ile şehirde SSCB yılları başlamış. bu dönemde Rusça “Lvov” olarak anılan şehir ismi ancak 1991’de Ukrayna’nın bağımsızlığını ilan etmesi sonrasında Lviv olarak resmen düzeltilmiş. Polonya ile resmi kan bağı bitmiş görünse de aile bağları devam etmekte ve sokakta sohbet ettiğiniz insanların ailelerinde Polonyalılar olduğunu öğrendiğinizde şaşırmayacaksınız.

Rus etkisinden ziyade Polonya ve Avusturya-Macaristan döneminin izlerinin görüldüğü Lviv, Orta Avrupa mimarisinin hüküm sürdüğü bir Doğu kenti olarak önemli bir zenginlik sunuyor.

Sekiz asırlık şehirdeki ilk keşif için Lonely Planetharitasındaki rotayı takip ediyorum. Svobody (özgürlük) caddesi üzerinde Shevchenko heykelinin (1) önünden devam ederek Shevchenkivskyy Parkından geçiyorum ve ilk mola Opera binası (1897) önünde.

Lviv - Lonely Planet haritası

Lviv – Lonely Planet haritası

Modern Ukrayna edebiyatının kurucusu olarak da bilinen Taras Shevchenko (1814-61), hümanist ve eleştirel çizgisi ile halk arasında çok sevilen önemli bir şair ve ressam. Bir köle olarak dünyaya gelmiş ve hayatının bir bölümünü sürgünde geçirmiş sanatçı, en çok da köleliğin kaldırılması için mücadele etmiş.

Gezdiğim üç şehirde de en güzel caddeler ve parklar şairin ismi ile anılıyor. Heykellerini ülkenin her bölgesinde ve eski SSCB topraklarında görmek mümkün. Ukrayna halkının mağdur kaldığı baskı ve eziyetleri eserlerinde eleştirmiş ve ulusal bilincinin gelişmesinde büyük katkı yapmış Shevchenko’nun ünü ülke sınırlarını aşmış ve şair ile ilgili Kanada’da da bir müze bulunuyor. 

Opera Binası

Opera Binası

Opera’nın karşı köşesindeki sokakta kurulan el işi pazarını geziyorum. Tezgâhlar henüz yeni yeni kuruluyor ve fazla oyalanmadan “Chuch of Our Lady of Snow” (Rum-Katolik) kilisesine (Ivana Honty Sokak) doğru devam ediyorum.

Benedict Manastırı’nı (16. yüzyıl) gezdikten sonra Chornomorska (5) sokağından geçiyorum. Soğuk savaş döneminde, 1956’da Macaristan’a gitmek üzere bu sokaktan geçen Sovyet tanklarının gürültüsü ile yıkılmış evlerin yerinde bugün çocuk parkları var. Sessiz bir sokak!

çocuk parkı

çocuk parkı

Küçük bir müze niteliği kazanmış “Church of St John the Baptist” (8) kilisesinin içinde üç boyutlu bir şehir maketi ve başında bir şeyler anlatan yaşlı bir kadın görüyorum. Beni kapıda gören kadın anlatmaya ara veriyor ve bana bir şeyler söylese de maketin etrafında toplanmış kadını dinleyen genç kızlar anlamadığımı farkediyor ve bana dönüp “para” diyorlar. Acaba o maketin etrafında toplanmış neden bahsediyorlardı? 

Karşımdaki TV kulesine doğru yokuş yukarı yürümeye devam ediyorum. Döne döne tepedeki kaleye kadar devam edecek parkın girişinde 14 aziz için heykeller ve kabirler var. İnsanlar, taşın önüne geldiklerinde eğilip saygı gösteriyor, haçı öpüyor ve dua ediyorlar.

Vysoky Zamok parkı

Vysoky Zamok parkı

Şehirdeki en yüksek noktaya tırmanmak için, Eylül ayının ilk gününde sonbaharın en güzel renklerine bürünmüş orman-park içinden 200 basamak üzerinde tırmanıyor ve beton kaleye geldiğimden de iki yüzden fazla basamak daha tırmanarak bayrak direğine ulaşıyorum.

Yukarı çıktığımda güneş iyice yükselmiş ve hava da nemli olunca tren istasyonundan şehir meydanına kadar tüm şehrin izlenebildiği tepeden pek de güzel fotoğraflar çekemiyorum. Sokaklara dönme zamanı. Geldiğim yoldan şehre geri dönerken kırmızı çatılı itfaiye binasının önünden geçiyorum.

Zamanında şehir surlarının bir bölümü olmuş “Gun Powder Kilisesi”nde (10) bir vaftiz töreni var ve bir süre dışardan izliyorum. Saat kulesine çıkmaya izin verilmiyor. Her gün kilisenin önünde kurulan eski kitap pazarında dolaşıyorum. Eski kitaplar, plaklar, madalyonlar, savaş hatıraları arasında yaşlanmış zaman çabuk geçiyor.

Gun Powder Kilisesi önündeki ikinci el pazarı

Gun Powder Kilisesi önündeki ikinci el pazarı

Şehir meydanı Rynok’da (16), ilk sokakta çikolatacılar ve kahveciler var.  Kahve Lviv için özel bir lezzet. Meydanın bu köşesinde Eminönü’ndeki “Kuru Kahveci Mehmet Efendi” benzeri küçük bir dükkan görebilirsiniz. Öğle yemeği için ise meydanın diğer köşedesindeki pizzacıyı seçiyorum, başarılı: Celentano Pizza Ristorante. Faturalara eklenen 1 uah ile Lviv Turizm Birliği’nin gönüllü bağışçısı olabiliyorsunuz. Katılmak istemez iseniz garsona söylemeniz yeterli. 25 cm vejetaryen pizza için 30 uah ödüyorum.

Belediye binası iki ay boyunca (Eylül-Ekim) tadilatta olduğu için bu sırada kuleye tırmanmaya da izin vermiyorlar (bakınız: bende şans olsa Vatikan Müzesi`nde karşılaşırdık!).

Lviv düz bir arazide kurulmuş bir şehir ve panoramik şehir fotoğrafı için fazla alternatif yok. Girişteki turizm danışma ofisine sorduğumda, şehrin panoramik fotoğraflarını çekebileceğim diğer adres de öğleden önce çıktığım Castle-Hill.

Tarih Müzesi'nin penceresinden tarihi Rynok Meydanı

Tarih Müzesi’nin penceresinden tarihi Rynok Meydanı

Lviv’in tarihi şehir merkezi 1998’den bu yana Unesco Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Kentsel dokusu ve mimarisi ile Doğu ve Batı Avrupa geleneklerini buluşturan bu güzel şehirde farklı etnik ve dini grupların yüzyıllarca bir arada yaşamış ve bugünkü şehirde gördüğümüz farklı sanatsal açılımları esasen bu farklı etnik gruplar arasındaki rekabete borçluyuz.

12. yüzyılda Kapadokyalı zenginler tarafından ahşap inşa ettirilmiş “Ermeni Katedrali” (20) bugün 14. yüzyılda yenilenmiş taş mimarisi ile ayakta. İbadete kapalı. Pencereleri bana Artvin`de gezdiğimiz Gürcü Kiliselerini hatırlatıyor. Anadolu’nun dünyaya yayılmış zenginliğini görüp de hayran olmamak elde değil ve rehberlerin anlattıklarını anlayamazken özellikle tarihi binaların önünde sıklıkla duyduğum “İstanbul” şehrine “evim” diyebilmek ne güzel bir duygu!

Bernardin Kilisesi’nde (14) yapılan düğünün güzel gelinini çıkışta bir sepet dolusu şeker dağıtırken fotoğraflıyorum, oldukça neşeli bir kalabalık.

Öğle saatinde ısınan karasal iklim havası akşama doğru soğumaya başlıyor.

Lviv düğünleri

Lviv düğünleri

Şehir, Pazar sabahına sakin uyanıyor. Sokaklarda sadece turistlere farklı dillerde rehberlik yaparak şehri gezdirmek isteyen gençler ve ellerindeki haritaları evirip çeviren turistler var. “Latin Kilisesi”nde (18) devam eden Pazar ayini bir süre izledikten sonra Rynok meydanının sükûnetini fotoğraflıyorum. Bir anda, lense takılı polarize filtre boşa dönüyor ve elimden kayarak yere düşüyor. Artık gökyüzü ve yansımalar sadece parçalı bulutlu değil aynı zamanda çizgili çubuklu. İlk günkü 100 uah’lık zararımdan sonra bir de filtre kaybediyorum. Belediye binasındaki turist danışma merkezinden öğrendiğime göre, fotoğraf ekipmanları ile ilgili tek bir adres var. Öğlene doğru dükkanların açılmaya başladığında, soluğu Mickiewicz meydanının karşısında kalan (Svbody Caddesi’nin başlangıcı) eczanenin yanında yeşil kapılı küçücük dükkânda alıyorum. Tamron marka 72 mm polarize filtre tek seçenek ve 810 uah (yaklaşık 100 dolar). Ukrayna’da oteller dışında kredi kartı kullanımı oldukça nadir. Yanımda yeterli nakit para olmadığı için bir dolar gişesinden bozdurup dükkâna geri dönmek niyeti ile dışarı çıkıyorum. Başımı kaldırıp da gittikçe grileşen gökyüzünde tek bir bulut bile göremezken, hava durumu da gelecek günler için pek umut vadetmezken ve önümde keşfedilecek iki şehir daha varken sınırlı bütçemi zorlamak yerine önümden geçen rahibeleri fotoğraflamak daha cazip geliyor. Peşlerine takılıyorum.

Çocuk tacizini protesto eden grup parkın köşesini dönerken ben de tekrar Lviv sokaklarında kayboluyorum (Ukraynaca protestonun anlamını, benim gibi parkta durmuş kalabalığı izleyen bir çifte sordum, çat pat anlaştık).

Pazar ayini sonrası protesto yürüyüşü

Pazar ayini sonrası protesto yürüyüşü

1880’de Avusturya Cumhurbaşkanı’nın adına inşa edilmiş Potocki Sarayı’nı geziyorum. Aynı zamanda, Lviv sanat galerisinin de bir bölümü olan saray, Kopernyka Caddesi üzerinde. Şık salonlarında Rönesans ve Barok dönemlerden tablolar görebilirsiniz. Tarih boyunca ülke başkanları arası ziyaretler, hediye alışverişleri, politik ilişkiler bana hep enteresan gelmiştir ve bu sarayda da hemen kabul salonunda ve üst katlarda Venedik San Marco meydanını tasvir eden tablolar görebilirsiniz. Sarayın arka bahçesinde de bir çay bahçesi var ve Lviv civarındaki yedi şatonun minyatürleri sergileniyor.

Potocki Sarayı

Potocki Sarayı

Şehir doğusunda, orman içinde inşa edilmiş “Museum of National Folk Architecture and Rural Life” müzesinde geleneksel Ukrayna mimarisini ve kırsal hayatını sergilemek üzere inşa edilmiş 124 mimari yapıyı gezebilirsiniz. Bu müzeye 7 numaralı tramvay ile gidiyorum. İstiklal Caddesi’nde veya Moda-Kadıköy arasında çalışan nostaljik tramvaylara benzeyen tek vagonlu tramvaylarda şoför kabini kapalı ve siz içeri açılan ufak bir pencereden parayı bırakıyorsunuz, şoför de biletinizi ve paranın üstünü veriyor. Bileti tekrar kullanmanızı engellemek için içerdeki sarı makinalara damgalatmanızı hatırlatıyorlar. Ulaşım 1,5 grivna. Birkaç durak sonra iniyorum ve sol tarafa doğru gösteren okları takip ederek yokuş yukarı yürüyorum. Bu sokaklardaki mimari pimapenli ve dört köşe beyaz badanalı apartmanlar olmaya başlıyor.

Ukrayna’ya gelmeden okuduğum tüm yazılarda veya daha önce gelmiş arkadaşlarımdan dinlediğim genel kanılarda ülkenin fakirliğinden, ucuzluğundan sıklıkla bahsediliyordu ama burada bir kez daha görüyorum ki fakirlik sadece cepte değil insanlıkta da olabilir. Parkın içlerine doğru yürürken, şehir insanının kibarlığına bir örnek olması anlamında öz eleştiri yapmadan geçemediğim bir dakika yaşıyorum. Bol basamaklı bir merdivende sağdan sağdan yukarı çıkıyorum ve karşımdan tırabzanlardan tutunarak aşağı inen en az seksen yaşında bir kişi, beni farkedince yavaş yavaş olması gerektiği gibi kendi sağına geçiyor ve bana yolu açıyor. Kendi şehrimi düşününce koltuk değneği ile sokakta yürüyebilmeye başladığım ve henüz her yönden gelebilen insan kalabalığından çekindiğim dönemde, işten eve korka korka geldiğim bir günde, kırmızı ışıkta beklediğimi göre göre ne ışıklara ne de sağ-sol şeritlere aldırış etmeden üstüme motorunu süren cahil insanı hatırlıyorum. Maalesef, gün geçtikçe Ukrayna’da geçirdiğim bir haftada harcadığım sınırlı bütçeden çok daha fazlasına ihtiyaç duymaya başlıyoruz.

Müzeye giriş 15 uah, fotoğraf artı 10 uah, kamera kaydı artı 30 uah istiyorlar. Girişten sonra tekrar bilet kontrolü yok, fotoğraf makinanızı henüz yolda iken çantanıza saklamak ekonomik bir fikir.

geleneksel kırsal Ukrayna evleri

geleneksel kırsal Ukrayna evleri

Burası, orman içine inşa edilmiş bir Ukrayna köyü. Girişte birkaç hediyelik eşya standından sonra yol sağa dönüyor ve sadece Ukraynaca açıklamaları olan oklar ve tabelalarla kaybolmadan gezebiliyorsunuz, gene de kalabalığı ve kaybetmeyin derim. Müze yönetimi, Kiliselerde düğün organizasyonları veya çeşitli davetler, kültür aktiviteleri ile farklı alternatifler de sunuyor.

Çitlerin arasından geçtikten sonra, ilk önce sola dönüyor ve kapısında bekleyen görevli bayanın fotoğraf çekmeme izin vermediği, pencereleri kırmızı cam ile örtülmüş güzel bir kiliseyi görüyorum. Orman içinde inşaat da bir yandan devam ediyor ve ben tekrar meydana dönüp sağa doğru okları takip ediyorum.

Orman içinde yüksek yapraklara vuran damlalarının sesi arasında dolaşıyorken yağmur sağanağa dönüşüyor ve bir süre bir evin verandasına sığınıp toprak kokusunu iyice içime çekiyorum. Karadeniz güzel memleket, güneyi de kuzeyi de!

geleneksel ve kırsal yaşam müzesi

geleneksel ve kırsal yaşam müzesi

Pazartesi, Lviv’deki son günüm. Sokaklarda hafta başının soğukluğu var.

Kuzeye doğru yürüyorum. Shevchenkivskyy parkında büyük bir kalabalık görüyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Marş ve konuşma sesleri geliyor. İnsanların park ile arasında koridor oluşturduğu bina Lviv İvan Franko Ulusal Üniversitesi rektörlüğü imiş ve bugün okulun ilk günü imiş. 1661’de Polonya Kralı tarafından kurulan üniversite Ukrayna’da eğitimi kesintisiz sürdüren en eski üniversite imiş. Binaya giren çıkan kalabalığa karışıp üst kata çıkıyorum. Bir öğrenci bana yardımcı olmak için koridordaki tüm odalara girip çıkıyor ama yüksek tavanlı odasından dışarı çıkan beyin beden dilinden anlıyorum ki kati bir şekilde izin vermiyor. Maalesef, binanın meydanı gören meydanından sadece gazeteciler ve görevliler çekim yapabiliyormuş. Yüksek tavanlı, eski binaları seviyorum.

Yöresel işlemeli gömlekler, elbiseler sadece merasimlerde değil günlük hayatta da kullanılıyor. Pazar günü kiliseye gidenler gibi bugün okulun ilk gününe gelen gençler de böyle giyinmiş. Ukraynalı genç kızların günlük kıyafet tercihi; yüksek topuklar, mini etekler ve geleneksel motifli işlenmiş gömlekler.

Pazartesi sabahı duası için St. George Kilisesi’ndeyim. St. Yura meydanı ve kilise eski şehir merkezi dışında Unesco Koruma listesinde olan diğer bölge. 18. yüzyılda Barok Rokoko mimaride yeniden inşa edilmiş Rum-Katolik kilisesinin tarihi 13. yüzyıla kadar uzanıyor.

St George Kilisesi

St George Kilisesi

Kilisenden çıkınca karşıya dosdoğru ilerliyor ve şehrin batısından dolanarak meydana inen bir rota planlıyorum.

St. Olha ve Elizabeth Kilisesi1991’de restore edilerek savaş izlerinden uzaklaşmış bir Rum-Katolik mabedi. Neo-Gotik mimarideki kilise için gerek beyaz mermerleri gerek geniş pencereleri ile bugüne kadar gördüğüm en aydınlık kilise!

“Shevchenko Bulvarı”nda yürüyorum. Burası, Lviv’in Nişantaşı’sı gibi düşünülebilir. Geniş bir cadde ve güzel binalar, şık restoranlar var. Ukrayna’da yeme içme olsun, yerel de olsun ama ekonomik ve hızlı da olsun; bir çorba olsun içim ısınsın derseniz adres gördüğüm üç şehirde de aynı: Puzatahata. Tepsinizi alıp yemek kazanlarına bakarak istediğinizi seçiyorsunuz. Servis görevlilerinin kıyafetleri, masalar, duvarların ahşap dekorları ile güzel bir atmosfer, başarılı!

Rynok meydanındaki “Tarih Müzesi”nin giriş bileti 10 uah. 4 katlı ahşap ve loş binada fotoğraf çekimine izin verilmiyor ama ben birkaç kare denemeden edemiyorum.

Lviv Tarih Müzesi'ndeki 17. yüzyıl başı el yazması kitaplar

Lviv Tarih Müzesi’ndeki 17. yüzyıl başı el yazması kitaplar

330 bin parça ile şehirdeki en zengin koleksiyona sahip, 1893 tarihli müzede ilgimi en çok el yazması kitaplar ve Lviv surlarının dışında bir nehir olduğunu gösteren tablolar çekiyor. Poltva nehri, 1844 tarihli tablolarda bile resmedilmiş nehir bugün yok. Müzenin altı farklı noktada binaları var, her biri için tekrar bilet almak gerekiyor olabilir. Diğerlerini gezmedim.

Notlarım arasında bir de kafe var. Önerilen böğürtlenli pastayı tatmak üzere ben de Belediye binasının önünden geçen Krakivska sokaktaki Victorian Tea House’da bir mola veriyorum. Bir dilim orman meyvalı yaş pasta ve kahve 61 uah.

Sokağın sonundaki “Transfiguration Kilisesi”nin içinde,  mavi gökyüzü zemini üzerine resmedilmiş sahneler etkileyici.

Lviv’e gittiğinizde plastik kovaya veya böcek ilacına ihtiyacınız olursa keşfettiğim adres Opera binasının arkasındaki çarşı. Sahte güneş gözlüğünden mandala, kahvaltılık reçel-baldan çocuk bezine, ekmeğinden etine, tavuğuna kadar bu pasajda bulmak mümkün. Horodotsko caddesinin ara sokaklarında ise elektrikçi, nalbur vb esnaf dükkânları var.

İkindi saatinde Shevchenkivskyy parkında Opera’ya doğru yürüyorum. Köşedeki bankta oturmuş birbirlerine ağrılarından şikâyetlenirken son dedikodulara kahkahalarla gülen teyzeleri izliyorum bir süre ve fotoğraflarını çekiyorum.

Bir süre öncesine kadar, insanları fotoğraflarken daha çekingen davranıyordum ama insanların ortama ve genel tutumlara göre farklı tepkilerine alışmaya ve ona göre daha girişken olmaya başladım diyebilirim. Kendilerini gözlediğimi farkeden bazı insanlar fotoğraflarını çekmemi istemiyor ve onları çekmiyorum sadece ne yaptıklarını soruyorum (kuru balıkların yağlanarak ipe dizildiğini ve tezgâha sıralandığını daha önce görmemiştim mesela) veya çekti isem de mümkünse gösteriyor ve tepkilerine göre saklayabiliyor veya silebiliyorum (kapalı marketteki esnaflar pek istekli olmuyor ve seslenip uyarıyorlar örneğin). Ben keyif için fotoğraf çektiğime göre eğer fotoğrafımın konusu çevrenin dokusu kadar insanın duruşu ise, karşımdaki insanın da gönüllü olmasını tercih ediyorum.

Sağlı sollu bankların etrafında toplanmış amcalar, dama veya satranç oynayan diğer amcaların izleyicileri imiş. Sanırım burada hararetli bir turnuva düzenleniyor!

sohbet eden teyzeler

sohbet eden teyzeler

Şehirden 9A tramvayı ile ayrılıyor ve 30-40 dakikada tren istasyonuna ulaşıyorum. Saat 21 itibari ile hava hafif yağmurlu, karanlık ve 15 derece. Girişte hemen soldaki iki numaralı gişe İngilizce hizmet veriyor ve önümdeki iki kişiden sonra benim de internetten aldığım iki bileti bastırmak toplam on dakika sürüyor. Maalesef tren biletlerinin üzerinde de tek kelime İngilizce yok ama tabelalar ve anonslarda İngilizce eklenmiş.

Gardaki dinlenme odasında rahat koltuklar ve ufak bir büfe bulabilirsiniz (bir kişi bir saat, 5 uah). İçeride bir de internet kafe var ve saati 15 uah ama ben sadece hafıza kartımın harici belleğe kopyalamak istediğimi anlatıyorum ve gişedeki çocuk kendi bilgisayarı ile 5 uah karşılığında bana yardımcı oluyor. Beklerken, televizyonda yeni başlayan “Muhteşem Yüzyıl” dizisini Ukraynaca seslendirme ile (nam-ı değer “Roxana”) izliyorum.

Saat: 22:15, Kiev yolcusu kalmasın!

Daha fazla fotoğraf için >>> Şehir Galerileri 

Opera Meydanı'nda yağmurlu bir akşam

Opera Meydanı’nda yağmurlu bir akşam

30-02 Eylül 2013

Lviv seyahati öncesi göz atılması önerilen bir şehir rehberi

Lviv resmi şehir rehberi

Enteresan bir keşif restoranı: Kryjivka