Çok güzel bir kadının kaleme aldığı bu yazı kendimize, bedenimize ve hayatımıza, sevdiklerimize veya yolda yanımızdan geçen herhangi birine dair haberleri ancak yılın belli günlerinde duvarlara asılan afişlerden almayalım diye paylaşılmıştır.

“geçmiş olsun” mesajları için çok teşekkür ederim. yazmamın veya paylaşmamın nedeni, baş ağrısı kadar standart bir konunun farkında olmamamız. erkeklerde rastlanma oranı çok düşük (ki yeni nesil hormonla büyütülen erkek çocukları için araştırma yapılmalı diye düşünüyorum) ama ergenlik itibari ile kadınlarda yüksek bir oranda yaygın. aynaya bakmayarak veya kendimizi muayene etmeyerek inkar ediyoruz sadece. internette okuduğum saçma sapan “aptal sarışın” modundaki forumlardan sonra eve dönünce kendi hissettiğimi not etmiştim ve bu sabah ntvmsnbc.com’daki fotoğrafları görünce de paylaşmak istedim. aldığımız nefes tamamen gerçek ve hayatın ta kendisi; kendimi tanımayı da şükretmeyi de öğrenmek beni mutlu ediyor…”

“insan zihninin ilkel ego savunma mekanizması, beynin kaldıramayacağı kadar fazla stres üreten tüm gerçekleri reddeder. Buna ‘inkar’ denir. İnkar, insanın başa çıkma mekanizmasının büyük bir kısmını oluşturur. O opmasaydı, her sabah hangi şekilde öleceğimizi düşünerek dehşet içinde uyanırdık. Bunu yapmak yerine zihinlerimiz, işe vaktinde yetişmek veya faturalarımızı ödemek gibi başa çıkabileceğimiz stresle meşgul olarak, varoluş korkularımızı perdeler…Web kullanımı üzerine yapılan bir araştırmada, çok yüksek zekalı kullanıcılarda bile içgüdüsel bir inkar eğilimi olduğu ortaya çıkmış. Üniversite öğrencilerinin çoğu, Kuzey Kutbundaki buzulların erimesiyle veya türlerin yok olmasıyla ilgili moral bozucu bir haberi tıkladıktan sonra, o sayfadan hemen ayrılıp zihinlerini korkudan arındıran eğlendirici bir sayfaya geçmişler. En sevilen seçenekler spor haberleri, komik kedi videoları ve ünlülerle ilgili dedikodular.” Cehennem, Dan Brown, sayfa: 269

Fibroadenomlar ve kistler, meme dokusunda özellikle ergenlikten sonra ortaya çıkan iyi huylu tanımlanmamış uçan cisimler. Genellikle kadınlarda görülüyor ve kimi durumda bazı hücrelerin ölümsüzlüğü keşfederek, yani kontrolsüz şekilde bölünmeleri sayesinde kansere dönüşebiliyor. Meme hücreleri, diğer organlardaki hücrelerden daha tembel olduğundan bu bölünme süreci yavaş gelişiyor ve bu sayede süreç uzadıkça meme kanserleri de erken teşhis edilebiliyor.

Benimle yaşayan fibroadenomların en belirgin özellikleri; düzgün çeperli olmaları, içlerinden geçen damarlara ve sıvılara ilave başka bir oluşum içermemeleri, çevreleyen meme dokusundan bağımsız olarak hissedilebilir ve hareketli olmaları. Adet döngüsüne paralel şekilde ay içinde birkaç mm büyüyüp küçülebilmeleri bile mümkün.

Yatağa uzanın ve küçücük dairesel hareketlerle parmak uçlarınızı meme başı etrafından dairesel olarak tüm memenizi ve koltuk altınızı inceleyin. Hareket ederken baskıyı biraz azaltıp artırarak farklı derinlikleri de hissedebilirsiniz. Bu basit muayeneyi özellikle adetten sonraki hafta, yani vücut yeni bir yumurtayı döllenme için hazırlamakla meşgul ve östrojen hormonu salgılarken) yapmanız daha rahat olabilir (adet öncesi dönemde, döllenme gerçekleşmeyince vücut olgunlaşmış yumurtayı ve bebek için yaptığı rahim içini kalınlaştırarak uygun bir zemin hazırlama gibi faaliyetlerini sona erdirip yıkım aşamasına geçtiği ve beyniniz progestron hormonu salgılamayı kestiğinde vücutta ödem birikmiş olacağı için). Arada da aynaya bakın, bugün ne kadar da güzelsiniz!

Tüm bunlar on sene önce, yeni mezun bir üniversiteli iken aklımda veya daha doğrusu umrumda mıydı, tabi ki hayır. Ta ki, bir gece, uykuda dönerken sol tarafımda elime gelen bir sertlik hissi ile uyanmam ve “bu da nesi” nidası ile ayılıncaya kadar.

Durum, sabah ilk iş anneye ve babaya anlatılır, kendi kendine ilk muayene yapılır ve doğru doktora.  Ankara Numune Hastanesinde ultrason çekilir. İğne ile içinden sıvı alıp test etmek veya kitleyi ameliyat ile almak da mümkün ama doktorların tavsiyesi altı aylık düzenli takip olur.

Eşi de aynı şikayetlerden müzdarip eczacı bir abim keten tohumu tüketmemi öneriyor. Aktardan susam benzeri keten tohumu alınır, kuru tavada mis gibi koka koka kavrulur ve her gün bir tatlı kaşığı sade, yoğurda veya salataya karıştırılarak yenir. Omega-3 deposudur ve gayet de lezzetli, herkese önerilir!

Zaman su gibi akarken, kendi kendimi arada bir muayeneme eşlik edecek ultrason sıklığım ortalama iki yılda bire rast gelir.

Gelinen noktada, kistik bir meme dokum var ve tamamı ultrason ile incelemeye bile değmeyecek milimetrik boyutlarda çok sayıda fibroadenomum ve kistim var.

Özellikle adet öncesi haftasında ödem toplayan bu ufaklıkları fazla coşturmamak için çay ve kahve tüketimimi azaltmak gibi ek önlemler ile pms belirtilerimin günlük hayatıma olumsuz etkilerini de azaltmaya çalışıyorum.

Geçtiğimiz ay bu önlemler de yeterli olmadı ve bir iki gün akşam eve gelip de üstümü çıkarmak için bile acıdan bedenime dokunmak istemedim. İlaveten meme başlarında da daha önce hiç olmamış ve gün içinde rahatsız edecek kadar kaşıntı vardı.

Adet dönemim biter bitmez rutin muayene için iki yıl önce bana ameliyat önermiş doktoruma tekrar gittim. Ödem ve ağrı, kaşıntı geçmişti. Elle muayenede doktor, “soldaki yerinde duruyor; sağda sanki yeni bir şey var, meme dokusu da olabilir ama ultrasona bakalım” dedi.

İki yıldır gitmemişim ve her gün pek çok hastanın geldiği büyük bir hastanede çalışan ultrason doktorum da sanki beni hatırlıyor ve bir geçmiş raporuma bir bana bakıp “sen bu soldakini aldırmayacak mıydın, bak içi iyice kireçlenmiş, gerek yok buna” dediğinde kulağa pek anlamlı gelmese de gerçek nedenim vücut bütünlüğünün bozulmasını istememem ve bir kere bozunca yerine ölümsüzlük sevdalısı yeni bir kistin gelmesinden korkmam. Bence vücut bütünlüğü kutsal ve vücudum bana verilmiş bir mucizevi bir emanet; ben ona ne kadar iyi davranırsam o da bana o kadar iyi hizmet eder. Daha önümüzde beraber nice yıllarımız ve nice yollarımız var, ne de olsa!

Doktorun sağ taraftaki yeni kitleyi fark etmesi zaman almıyor. Ekrandan bana da gösteriyor ve “bunun içerisindeki ufak detay biraz can sıkıcı, pek istemediğimiz bir görüntü” diyor. Yaşımı ve ailemden kanser mirasım olup olmadığını soruyor. “33, yok”. “Akif hoca ile konuşalım bakalım, bunu nasıl alabiliriz, biraz arada kalıyor” diyor

Kare kare filmlerimi elime alıp Akif hocanın yanına geri çıkıyorum. Bakıyor, tekrar elle muayene ediyor ve “bence ikisini de alalım” diyor. “Sağ taraftaki yeni ortaya çıkmış olan pek sevmediğimiz bir durum var. Soldakini daha önce de alalım demiştik, durmasının sana bir faydası yok, kanlanmış ve kireçlenmiş” diyor. Ben ameliyat kararına hazır olarak hastaneye gittiğim için şaşırmış veya üzgün değilim aslında ama refleks tabi bu, doktorun yüzüne muhtemelen öyle boş boş bakıyorum ki “açıkçası bunlar %99 temiz olsa da benim içim seni buradan hadi git diye göndermeye el vermiyor” diyor doktor, son darbe olarak.

–  yok, tamam alalım, ne zaman olacak, bugün mü?

–  Ebru hanım var, bizim asistan, onunla görüş, randevu ayarlasın, yaparız

–  lokal anestezi mi?

–  genel yaparız, basit bir operasyon; bir saat filan sürer ve hemen uyanırsın

–  tamam

Takvime bakıyorum ve ofis tarafında da bir yoğunluk olmadığına göre adet haftamdan önceki hafta yapabiliriz diyorum ve en yakın tarih dört gün sonrası. Saat 11.

Adet haftası olması ameliyat için bir mani değilmiş (doktora sordum) ama diş hekimi olan babam “o haftada diş bile çekilmesi doğru değil” derdi ki bence mantıklı. Vücut sonuçta içindeki bir yapılanmayı yıkıp kendini yeni bir yumurta hazırlamak için programlıyor ve bağışıklık sisteminde bu esnada oldukça zayıflamış oluyor. Sen bir de üstüne aynı vücuda uyuşturucu ver, yarala, cık cık cık! Acil bir durum değil ise anlamsız…

Çevrenizdeki kadınlara bakın, genelde metabolizmaları erkeklerden daha güçlüdür ama yine genelde peşi sıra gelen ayların aynı haftalarında vücutları daha zayıf olur, çabuk yorulurlar ve tatlı tüketmek isterler; bunlar en basit ipuçları!

Hafta sonu alışveriş ve arkadaşlarla ve Pazartesi, Salı da ofiste endişeye fazla zaman ayıramayacak bir tempo ile geçiyor. Daha önce benzer bir operasyon geçirmiş kız arkadaşım olmadığından birebir bir deneyim dinleyemiyorum ama insan tabi Google’a sormadan da edemiyor. Malum 90-60-90 olan vücut ölçülerimin ne kadar değişeceği, düz mantığım ancak bir iki gün sonra izin verir de kadın olduğumu hatırlarsam zihnimde büyüyen önemli bir soru işareti! Dikiş izleri kalıcı olacak mı, pms şikâyetlerim devam edecek mi ve son soru sağ 5 kadrandaki şüpheli uçan nesnelerim riskli çıkarsa nasıl hissedeceğim? Neyse ki kısa saç bana yakışıyor…kabul, düşünce sistematiğim biraz sıra dışı…

İnternette anahtar kelimeler ile sorgulayınca karşıma çıkan birkaç videoyu izliyorum ve beni rahatlatıyor. Forum sayfaları ise iç karartıcı. Cicili bicili muhabbetlere pek gelemeyen ve çevresinde de böyle insanlar barındıramayan biri olarak birkaç yorumdan sonra internet dünyasından çekiliyorum. 

Annesi bir sene kadar önce kanser atlatmış bir erkek arkadaşım, ameliyat sonrasında annesine dren takıldığından ve ağrıdan kollarını da rahat kullanamadığından bahsediyor. Yanımda bir kız arkadaşım olmadan kafama göre hastaneye gidip yatmamamı tembihliyor.

Söz dinliyorum ve ikizlerini annesine emanet eden bir lise arkadaşım ile sabah hastanede buluşuyoruz. Yirmi yıllık arkadaşlar iyidir desem, yaşımız mı ortaya çıkar!

Onlarla arkadaş olduğunuzda henüz internet yoktur. Arkadaşlığınız sanal değil öz ve öz hakikidir ki ister günlerce ister yıllarca görüşmeyin anahtar kelime sadece bir merhabadır.  Aileme, “yanımda Esra olacak, savcının kızı” demem yeterlidir mesela, içlerinin rahat etmesi için. Esra da kızlarını emanet ederken kendi annesine demiştir: “Seda’nın yanına gidiyorum” diye. Hangi sanal arkadaşınızın annesi size içten bir selam söylüyor, sizin için dua ediyor!

Telefonumun favori listesinde, durumdan haberdar bir kaç arkadaşım ve acil bir durumda aranabilecek olanlar listesi, ofislerinin hastaneye mesafesine göre sıralanmış durumda. 

Çantamda da yedek çamaşırlar ve kanama vb durumda gerekebilecek yedek kıyafetler mevcut.

Yaklaşık yarım saatlik bir rötardan sonra, son derece şık ameliyathane kostümümü giyinip yürüyen yatağımla odayı terk ediyor ve Esra’ya el sallıyorum. B3, 6. ameliyathane. Panoda benim ve doktorumun ismi yazıyor. Herkes güler yüzlü!

Ameliyathanede önce anestezi teknisyeni olduğunu söyleyerek benimle tanışan genç bir kadın sırtıma kablolar takıyor ve damar yolumu açıyor. Bir ara Akif hoca geçiyor: “hastam gelmiş, ben de hemen hazırlanayım”… Sanki misafirliğe gelmişim gibi bir hal ve gidişat. Herkes neşeli: “Nasılsın, iyiyim, sen nasılsın?”

Bir bey üstüme eğilip gözlerini kocaman açıyor ve gözlerime bakıyor. “Ben anestezi doktorunum, seni az sonra uyutacağız” diyor. “geri uyandıracaksanız sorun yok” diyorum, gülüyoruz.

Filmlerdeki gibi ağzına bir maske dayayıp ondan geriye saymaya hazırlanıyorum ki, damar yolumdan kocaman bir iğne şırınga edilmeye başlanıyor bile. Genç kadın, “kolun yanmaya başlayacak” diyor. Sol elim kuvvetle sıkışıyor ve yanmaya başlıyor. Son hatırladığım, “acı dirseğime geldi” dediğim.

Arkamdan bir kadın sesi “ameliyat bitti” dediğinde geniş, koridor gibi bir odada yatmaktayım. Beyaz nevresimli kendi yatağımdayım. Yorganım örtülü ve kollarım yanlarımda. Parmaklarımı hissedebiliyorum ve kollarımı hareket ettirebiliyorum. Acı yok ve evet göğüslerim yerlerinde! saat 5 ve 11 kadranlarında bandaj yapıştırılmış.

Göz kapaklarım sanki ağlamışım gibi zor açılıyor ve duvardaki saate göre ameliyathaneye gireli bir saat geçmiş. Hakikaten çabuk uyanmışım.

Bir an durup da hiçbir şey hatırlamamak, hatırlayamamak çok kötü bir duygu!

Koridordan insanlar geçiyor, yeşil kıyafetli ve boneli. Akif hocayı görüyorum. “Uyanmışsın” diyerek yanıma geliyor: “nasılsın, ağrı sızı var mı?”, “kesik acısı var”,”tamam benim bir ameliyatım var, ondan sonra yanına geleceğim”.”tamam, kolay gelsin”.

Beni aşağı indiren hastabakıcı geliyor ve aynı koridordan geçerek yukarı çıkıyoruz. Ameliyathane girişindeki panodan ismim silinmiş. 6 numaralı odada şimdi Akif hocanın bir guatr ameliyatı var.

“Esra, ben geldim”. Saat: 13:00

Hemşire serum bağlıyor ama benim karnım aç. Serumdaki ağrı kesici kesik acılarımı daha da azaltıyor ve siparişi verilmiş yemeğim saat 15’de gelene kadar uyumamak için direniyorum. Esra ile havadan sudan laflıyoruz.

Davullar çalsın, yemek servisi! O da nesi, bir kase beyaz ılık su (sütlü su sanırım) ve bir kase de şekerli su (meyvasız komposto herhalde). “Kaç saat önce siparişi verilmiş yemek bu muydu, Esra git işine, kaşık koymuşlar bi de, ben bunu kase ile içerim ya, karnım aç benim!”

Yemekten sonra Esra’nın da ayrılık vakti geliyor. Benim durumum beklediğimden çok daha iyi, ağrım sızım yok ve Esra’nın da eve dönüp küçük kızlarını devir teslimini alması gerek.

Hemşire geliyor ve koridorda biraz yürüyoruz. Başım dönmüyor ama belli ki tansiyonum düşük. Yere basarken pek hissetmiyorum.

Tok karna! hemen uyumayayım diye biraz kitap okumaya çalışıyorum ama daha aynı sayfada iken gözlerim kapanıyor sonra açıyorum bir iki satır daha okuyorum tekrar düşüyorum filan. Bu esnada, sanal alemden ayıldığım haberini alan ve önceki günden haberleştiğim arkadaşlarım da telefonları ve mesajları ile beni yalnız bırakmıyorlar. Herkese tekrar tekrar çok teşekkürler!

Az sonra doktorum geliyor. Bandajlarıma kabaca bakıyor.

–  temiz görünüyor, ağrın sızın var mı?

–  yok, sadece kesik acısı var

–  tamam sütyenini giyebilirsin, daha rahat edersin

–  sonuçlar nasılmış?

–  patoloji haftaya çıkar ama görüntü temizdi, sıkıntı yok

–  ameliyatın videosu veya kitlelerin fotoğrafı var mı?

–  yok maalesef, deseydin çekerdik…çıkmak ister misin?

–  yok saat geç oldu, evim karşıda

–  tamam kal o zaman, sabah bakarım, sonra çıkarsın.

Pencere kenarındaki yatağımdan iş çıkışı E5 trafiğini de takip edebiliyorum ve saat 18 gibi iki kız arkadaşım da peşi sıra ziyaretime geliyor. Oo akşam yemeği de saat 19’da imiş. Daha ne isterim!

Epeydir bu kadar yan yana gelemediğim çok yoğun çalışan iki arkadaşımla zaman geçirmek bana da onlara da iyi geliyor sanıyorum ki ayrılmayı pek istemiyoruz. Kızlarla biraz koridorda yürüyoruz. Bu sefer tek başıma yürüyebiliyorum ve birkaç tur sonra yere daha sağlam basabiliyorum. Bir gün İstanbul’u terk edebilme hayalleri ile saat 20 gibi misafirlerimi yolcu ediyorum.

Henüz yeterince su tüketmediğim için tuvalet ihtiyacım yok ama anestezi aparatlarından tahriş olmuş boğazım ağrıyor ve konuşurken ağzım kuruyor.

Hemşire, serumu değiştirmek için geldiğinde damar yolumdan bir de ilaç enjekte ediyor. Kızlar çıkmadan yanımda bolca su ve gece acıkırsam atıştırabilmem için de bisküvi bırakıyorlar. Tahıllı meyveli bir bisküvi istiyorum ama aslında tuzlu bir krakere de ihtiyaç varmış. Zira, kızlar ayrıldıktan az sonra tansiyonum düşüyor. Midem bulanmaya başlayınca yatağımı yatırıp uzanıyorum ve soğuk soğuk terler dökerken hemşireye sesleniyorum. Tansiyonum ölçüyor, “10-6. Biraz düşmüş, tuzlu bir şeyler ye”. Bir kaç bisküvi yerken uyuyakalıyorum.

Yağmurlu bir sabah. Hemşire serumumu çıkarıyor. Nerede ise bitmiş ve “muayeneden sonra istenirse tekrar takarız” diyor. Kahvaltı saat 7’de ve nihayet tatmin edici bir öğün.  Gece rahat uyudum ve ağrım yok. Kesik acılarım hafif ve boğazım ağrımaya devam ediyor.

Akif hoca hemşire ile geliyor. Kabaca bandajların etrafına bakıyor.

–  Rahat mısın?

–  Evet

–  Cumartesi sabah erken gel, ameliyata girmeden pansumanını yaparız, sonra da açık kalır. On gün sonra da muayene ederiz.

–  ilaç kullanacak mıyım?

–  evet iki tane yazıyorum şimdi, antibiyotik ve ağrı kesici

–  tamam, teşekkürler

Prosedür işlerinin tamamlanması sonrasında odaya gelen hemşire reçetemi veriyor ve çıkabileceğimi söylüyor. Çantamı topluyor ve hastaneden çıkıyorum. Karşıdaki eczaneden ilaçlarımı alırken kolumdaki bandı soruyorlar. Ne de olsa narkozdan uyanalı henüz tam bir gün bile olmadı ve tansiyonum düşer veya bir aksilik çıkarsa hastaneden yeni çıktığımın anlaşılması faydalı olabilir diye düşündüğüm için üzerinde hasta numaramın ve adımın yazdığı bandajı eve varana kadar çıkarmak istemiyorum. Çıkışım öğle saatine denk geldiği için metrobüs insani bir ulaşım imkânı sağlıyor ve bir aksilik çıkmadan eve ulaşıyorum.

Bir antibiyotik (günde iki tane, 5 gün) ve bir de ödem atıcı, ağrı kesici (günde bir tane, 10 gün) ilacım var. Her yemekten sonra sıra ile içiyorum. Çarşamba ameliyat; Perşembe öğlen evdeyim ve Cuma da yarı ayakta yarı uyuklayarak geçtikten sonra hafta sonu hayat normale dönüyor. 

Cumartesi sabahı mis gibi vapur havası ala ala karşıya geçiyorum ve doktor ile görüşmem toplam beş dakika sürüyor. Bandajları açan doktor, tentürdiyot sürüyor ve “banyo yapabilirsin, sonra da tentürdiyot sürersin” diyor; on gün sonra da muayene olacağım.

Estetik dikiş güzel bir şeymiş,  dışardan sadece incecik kırmızı bir çizgi olarak görüyorum. Hani kağıt keser de eliniz kolunuz cız eder ya öyle iki çiziğim var işte, 5 cm kadar. Üzerine dokunca içeriden hiç bir şey çıkarılmamış gibi sertler, dikişleri hissedebiliyorum ama bir ay içinde bu his de geçiyor ve kalemle çizilmiş gibi iki ince çizgi kalıyor.

Bir hafta sonra aldığım patoloji sonuçları temiz çıktı. Sağ memede kist içinde polipoid lezyon ve solda fibroadenom. Altı ayda bir rutin muayeneye devam. Geçmiş olsun!

Kasım 2013

Operasyondan yaklaşık dört ay sonra, hormonların gayet mutlu mesut salgılandığı, pms alarmı vermeyen bir takvim günü sabahında, sağ mememde baskın bir ağrı ile uyandım. Dokunmayı bırak tüm gün ofiste acıdan göz yaşlarımı tutamadım. Üstüne psikolojik bir huzursuzluk da eklenince amansız sorular eşliğinde haftanın son iş gününü sessiz sedasız içim içimi yiyerek geçirdim denebilir. Hafta sonunu çay-kahve ve çikolatan uzak durarak geçirdim. Bir yandan da sporda ters bir hareket yapıp yapmadığımı sorgularken yeni haftaya, son üç günde artan ödem ile bir beden büyümüş bir sağ meme ve en azından muayene edilebilecek kadar azalmış bir ağrı ile başladım. Kahvaltıdan sonra doğru doktorun yanına! Ultrasonda ödemden pek bir şey görünmedi tabi ama 1 gramlık bir antibiyotik ve ödem azaltıcı ağrı kesici ile ilaç bitince geri dönmem tembihlendi. Genelde, yeni emzirmeye başlamış annelerin süt kanallarında biriken fazla sütün iltihaplanması ile oluşabilecek bir rahatsızlığım varmış. Gel gör ki, 34 yaşındayım, doğum yapmadım ve ailemde kötü huylu bir hikaye yok. İltihabın tekrarlaması durumunda sürecin takip edilmesi yerinde olurmuş!

Ding dong! Bende çanlar çalıyor ve bendeki bu şikayetlerin ikinci kez olduğunu hatırlıyorum. İlkinde ağır bir pms atağı sanmıştım ama aslında bu seferkine benzer, farklı bir ağrı idi ve adetten döneminden sonraki hafta muayeneye gittiğimde daha önce görülmemiş, içten içe dallanıp budaklanmış bir kaç milimlik bir kitlenin peydah olduğu görülmüştü! 

Antibiyotik bitince ertesi hafta başında tekrar muayene ve ultrason. Memedeki kızarıklık geçmiş, ödem hayli azalmış ve kitlelerin durumunda veya miktarında bir değişiklik yok. Ağrı ve ödem günden şikayetlerim güne azalırken kaşıntı hali yaklaşık bir haftada geçiyor. Sonuç, benim dokum böyle, yoğun süt bezlerim var! Kendi kendimi takip ve muayene edeceğim ve eğer şikayetim sadece bir kaç gün içinde azalan ağrı şikayeti ile sınırlı kalırsa doktoruma danışarak antibiyotik tedavisi deneyeceğim. Velhasıl, gün gelir, korku dağları bekler!

Geçmiş olsun!

Mart 2014