Çorum`da uyandığımız, pastırma yazından kalma, serin ama aydınlık sabahta erken bir kahvaltının ardından tekrar yola düşüyoruz. Bugün, Anadolu medeniyetlerine ev sahipliği yapmış, Hititlilerin başkenti olmuş ve 1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış ltür mirasımız Alacahöyük ve Hattuşa bölgesini keşfedeceğiz.

Çorak Hitit topraklarında ilk durağımız “Aşağı Şehir” olarak bilinen Alacahöyük (Çorum, Boğazköy). Arabamızı müze güvenlik kulübesinin önüne park ediyor, önce kazı alanını sonra da iki katlı müzeyi geziyoruz. Müzekart geçerli.

Müzede bu topraklarda dört katmanda hüküm sürmüş uygarlıkları ve kazı alanında yapılmış çalışmaları anlatan özet bilgiler ve kazılardan çıkarılmış bazı eserler sergileniyor. Daha fazla paylaşım ve eser görmek için Çorum Müzesi’ni de rotaya eklemek gerek!

Alacahöyük kapısı

Alacahöyük kapısı

Bölgedeki ilk kazılar Müze-i Hümayun’un (bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi) başkanı Osman Hamdi bey başkanlığında Alman bir heyetin katılımı ile 20. yüzyıl başında yapılmış. Beş bin yıllık tarihe sahip Alacahöyük kazı alanında dört katman halen kazılmakta: Bakır taş çağı, (Kalkolitik dönem, MÖ. 5000-3000), tunç çağ (MÖ. 3000-1200), Hititler ve Frigler.

Alacahöyük’de bulunan ve eski Tunç çağına (MÖ 2500-2000) tarihlenen 13 tane intremural (şehir içi gömme) kral mezarından altı tanesi aslına benzer şekilde tasarlanarak cemakân ile kaplanmış. en büyüğü 30 metrekare genişlikte olan mezarlarda belirli bir düzenleme dikkat çekiyor. Ölen kişi hemen hemen her mezarda batı köşeye yerleştirilmiş ve yüzü güneye çevrilmiş. Altın ve gümüş aksesuarlar bedenin üzerinde iken ölüye ait silah, kap, testi gibi özel eşyalar ölünün yanına bırakılmış. Kutsal olarak adledilen güneş kursları da mezarlara ölü hediyesi olarak bırakılan özgün eserlermiş. Cenaze töreninde kurban edilen hayvanların kemikleri de gene mezar içine bırakılmış. Mezarlardan çıkarılan eşyalar bugün Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor.

Alacahöyük kral mezarları

Alacahöyük kral mezarları

Kafkaslardan Anadolu’ya göçen bir Hint-Avrupa kavmi olan Hititler, yaygın sembolleri “güneş kursu” ile beni Ankaralı çocukluğuma döndürüyor.

Anadolu’ya yerleşen Hititliler (yaklaşık olarak MÖ. 1800-1200) önceden bu topraklarda yaşamış Hattilerden çok etkileniyorlar ve onlardan aldıkları düşünülen kız isteme, başlık parası (kız tarafı kızını vermekten vazgeçerse aldığı başlık parasının iki katını erkek tarafına vermekle yükümlü) veya çeyiz götürme gibi bazı geleneklerin bugüne kadar ulaşmasına vesile oluyorlar.

Fethettikleri toprakların veya komşu ülkelerin tanrılarını da kabul eden ve tarihe “bin tanrılı medeniyet” olarak geçen Hititliler böylece insanlara inanç özgürlüğü tanımış da oluyorlar.

Tanrı ve tanrıçalara saygısızlık mahkemede en ağır şekilde cezalandırılıyor ve farklı inançlara duyulan hoşgörü sayesinde Anadolu’nun tümü, Suriye ve Irak’ın bir bölümüne hükmetmiş Krallık, yüzyıllarca güçlü bir şekilde yaşamını sürdürüyor.

Duvarlardaki çizimlerden anladığımız üzere, Tanrılar sivri külahlı ve sivri uçlu terlikler ile Tanrıçalar ise konik şekilli yuvarlak şapkalı ve pili etekli resmedilmiş.  En büyük iki tanrıları, güneş tanrıçası Arinna ve fırtına tanrısı Teşup.

Yazılıkaya tapınağı: Oniki Cehennem Tanrısının kafile halinde yürüyüşleri (Oda B)

Yazılıkaya tapınağı: Oniki Cehennem Tanrısının kafile halinde yürüyüşleri (Oda B)

Tanrı ve Tanrıçalar arasındaki denge sosyal hayata da yansımış ve anaerkil bir toplum olan Hititler kadınlara büyük değer veriyor. Boşanma hakkı da dahil olmak üzere kadınlara pek çok resmi hak o dönemde tanınmış.

Parlamento sisteminin olduğu ve kararların meclis onayı ile alındığı yönetimde kral hiçbir zaman bireysel olarak söz sahibi olamıyor. Kral uzun bir sefere veya savaşa gittiği zaman parlamentoyu (Pankuş meclisi) Kraliçe toplamış ve ülkeyi yönetiyor.

Aynı zamanda kutsal bir yakarış da olan müzik, aynı dönemde çok farklı müzik aleti ile zenginleşmiş. Bugün hala o dönemin müzik aletleri yeniden tasarlanarak kurulan orkestralar ve düzenlenen organizasyonlar var.

Alacahöyük Müzesi kazı tabakaları

Alacahöyük Müzesi: Kazı tabakaları

Hititler ölülerini iki türlü gömüyor. İlki, kazı alanında veya müze önünde de görebileceğiniz büyük toprak kaplar içinde “hocker pozisyonu” (anne karnındaki cenin pozisyonu) şeklinde yerleştirerek veya “dorsal pozisyonu” denilen bugünküne benzer bir tabut içinde uzanmış şekilde.

Her şehrin kapısında sağlı sollu yerleştirilmiş, şehrin koruyucu aslan sfenkslerini görmek mümkün. Roma döneminde inşa edilen binalardaki veya kaya mezarlarındaki yüksek sütunlar gibi bu sfenksler, kanatlı aslanlar, çift başlı kartal figürleri veya ayaklarının altında tavşanları ezen kartal kabartmaları da güç göstergeleri olarak şehir duvarlarına resmedilmiş.

Kazı alanına gelirken bilet almak (Müze Kart geçerli) için durduğumuz sırada rastladığımız Muhtar bey de gezimiz sırasında bize eşlik ediyor ve bilgilerini paylaşıyor. Bölgede yürüyerek gezmek tüm gününüzü alabilir. Alternatif olarak araç ile gelmenizi ve muhakkak bir rehber kitap karıştırmış olmanızı öneririm. Geniş alanlarda geziyoruz ve her ne kadar birkaç tabela yerleştirilmiş olsa da hikayesel bir anlatım olmadan canlandırmak, bastığımız yerleri tanımak o kadar da kolay olmuyor.

çift başlı kartal

çift başlı kartal

Hattuşa’da büyük bir mabedin ve dünyada kurulmuş ilk pazar yerinin kalıntıları arasında dolaşıyoruz.

Mabette dört tane aslan heykeli var. Bunların ortasında da ufak bir havuz var. “Büyük Tapınak” Tanrıça Arinna ve Tanrı Teşup’a adanmış. Muhtar bey anlatmıyor olsa ve sadece sağıma soluma bakınıyor olsam göremeyeceğim üzere, pek çok Hitit heykeli özellikle Bizanslılar zamanında zarar görmüş. Bizanslılar, bu heykelleri yıkıp kireç taşı yapımında kullanmışlar.

Hitit geleneklerinde, Krallar yaşarken sadece Kral (Mısır kültüründe firavunlar yaşarken de kendilerini kral ilan edebiliyor) ancak öldükten sonra Tanrı olarak saygı görüyorlar. Yaşamları süresince tüm dini törenleri ve efendileri (tanrılar) adına ülkeyi yönetiyorlar.

Kral töreni başlatmak için sol eli ile bu havuzdaki suyu kutsuyor ve önemli insanlar da kralı takip edip sol ellerini suda yıkadıktan sonra az ilerideki yeşil taşa dokunuyorlar.

Yeşil renkli ve dünyadaki en büyük tek parça Porfir taşının nasıl elde edildiği ile ilgili çeşitli rivayetler var ama en yaygın kabul göreni, sadece Mısır’daki madenlerden çıkarılmış ve bugün tükenmiş taşın Mısır firavunu 2. Ramses tarafından başkente hediye etmiş olduğu.

Taşın üzerinde sol elinizi koyarak bir dilek tutuyorsunuz ve rivayet o ki, dilekleriniz kabul oluyor. Törenlerde Kralın peşi sıra gelen önemli insanlar da sol avuçlarını kral ile hep aynı yere koydukları için taşın üzerinde parmak uçlarını gösteren çukurlar bile oluşmuş!

Hattuşa: Büyük Mabed ve kutsal yeşil taş

Hattuşa: Büyük Mabed ve kutsal yeşil taş

Kayseri Kültepe’de yaşayan Asurlular sahilden aldıkları giyecek ve yiyecekleri buraya getirip satıyorlarmış. Pazar yeri kalıntıları arasında dükkânların yanında iki tane de depo odası var.

Dükkânların eşik taşları üzerindeki dört bin sene önce muntazaman oyulmuş delikler dikkatimizi çekiyor. Bu deliklere bronz kilitler yerleştirilerek yaklaşık 4 metresi taş, üstüne 4 metresi de kerpiç ve ahşap dükkânlar inşa edilmiş. Zaman içinde kerpiç ve ahşap çürüyünce temeller üzerinde doğal birer tepe ve adeta koruma kalkanı oluşmuş. Bu taşlar da bu sayede bugüne kadar ulaşabilmiş. Bu pazar yerinin tarihteki adı ise “Karum”.

Dönemin en büyük iki uygarlığı, Mısırlar ve Hititler zaman zaman karşı karşıya gelmişler. İkili arasındaki son savaş Suriye’nin Kadeş kentinde yaşanmış ve sonucunda tarihin bilinen bir barış antlaşması imzalanmış. Kadeş Barış Antlaşması olarak tarihe geçmiş anlaşmayı belgeleyen ve 1906’da Hattuşa kazılarından çıkarılan tablet parçaları bugün Eski Şark Eserleri Müzesi`nde (İstanbul) sergileniyor.

Alacahöyük Müzesi'nden

Alacahöyük Müzesi’nden
Ocaklı tencere – Maltız (ayaklı ve ızgaralı ocak) – Ocak ayağı

Günlük hayatta 5 cm boyunda ve 3 cm eninde bronz, gümüş ve altın paralar kullanılıyor. Hitit para birimi Şikel (bugünkü İsrail para birimini (şekel) anımsatıyor). Bu dönemde altın yumuşak olduğu ve taş kesiciliğinde kullanılamadığı için pek değer görmezken çok daha sert bir maden olan bronz oldukça değer görüyor.

Hititliler Sivas’da ve Kaçkar dağlarında iki tane maden ocağı işletiyorlar ve gümüşü getirmek için Kıbrıs’a çıkmış bir toplum olarak biliniyorlar.

Gönüllü rehberimiz muhtar bey ile tekrar araca biniyor ve “Yukarı şehir”e gidiyoruz. Yüksek surlarla çevrilmiş başkent Hattuşa’da dokuz bine yakını asker olmak üzere on bin kişi yaşamış.

Tabletler kil, ahşap ve balmumu üzerine yazılmış. En önemli bilgiler balmumu ve ahşap üzerine yazılmış ve şehri terkederken tüm şehri yaktıkları için çok az eser günümüze kadar ulaşabilmiş.

Şehirdeki dört kütüphaneden toplam 34 bin yazılı tablet bulunmuş ve çözümlenerek okunmuş. Tabletler Çorum, Ankara, İstanbul ve Berlin müzelerinde sergileniyor.

Yaygın olarak bilinen hikâyeye göre, MÖ. 1200 yıllarında şehirde büyük bir yangın çıktıktan sonra ülke zayıflıyorlar ve başa geçen hükümdarlar da yeterince güçlü olmadığı için ülke zaman içinde zayıflayarak dağılıyor.

Kazı alanının büyük bölümünde kazılar hala devam ediyor ve muhtar bey son birkaç yılda bulunan tabletlerin okunması ile ortaya çıkmış, Hattuşa’nın terk edilmesi ve Hitit devletinin yıkılması ile ilgili yeni bir bilgiden bahsediyor.

Yeni okunan tabletlerde, aynı yıllarda Pamukkale tarafında bir isyan çıktığı ve Kral’ın isyanı bastırmak için bölgeye sefere gittiği anlatılıyor. Başarı ile geri dönen Kral yanında oralı köleler de getiriyor ve bu kölelerle birlikte surları aşan veba salgını önce askerler arasında sonra da tüm şehirde yayılıyor.

Şehir her geçen gün zayıflıyor ve parlamento, vebanın yok olması için şehri yakarak göç etme kararı alıyor. Ayrıca bazı arkeolojik araştırmalarda Hattuşaş`ın aslında deprem ya da salgın hastalık sebebi ile değil; zamanının diğer büyük yerleşim yerlerinin de akıbeti olan, farklı ırk ve aşiretlerden oluşan büyük bir ordusunun istilası ile yakılıp yıkıldığından söz edilir. (Bkz. Tunç Çağı`nın Sonu – Robert Drews) 

Aslanlı Kapı

Aslanlı Kapı

Şehirde güvenlik çok sıkı tutuluyor ve şehre gelecek yabancı davetliler için farklı kapılar (Londra`da ikamet eden İngiltere Kraliçesi’nin sarayını ve saray bahçesinin etrafında farklı kıtaları gösteren cadde taklarını hatırlıyorum) kullanılıyor. Mısırlıların giriş yapabildiği bu kapı da Hititlilerin savaş arabalarına göre dar tasarlanmış ama Mısır’dan gelen savaş arabaları kapılardan sığmayınca yeniden bir düzenleme ile genişletilmiş.

Aslanlı kapıdaki sfenksler temizlenmek üzere gönderildiği (1915-17) Almanya’dan ancak 2011’de geri getirilmiş (soldakinin başı sonradan yapılmış). Gözlerindeki mavi taşlar güneş geldiğinde parlarmış. Şimdi yoklar tabi.

Hattuşa’ya 3 km uzaklıktaki Yazılıkaya ibadet için hazırlanmış bir açık hava mabedi. Şimdiye kadar bulunmuş ve MÖ 1300 yıllarına tarihlenen en büyük Hitit kaya kabartmalarındaki (rölyef) tanrılar ve krallar şehir dışında oyuldukları yüksek kayalar arasında bugüne kadar net bir şekilde ulaşmayı başarmış. Etkileyici!

Sfenksli kapı

Sfenksli kapı

Gezimizin son durağı Sfenksli kapı ve yer kapısı. Burada şehrin altına kazılan ve bugün hala içinden geçilebilen tek tünelden (potern)ziyade merdivenleri çıkarak ulaştığım Sfenksli kapı ve surlar ilgimi çekiyor. Kapıdan geçip surlara tırmanıyorum. Yukarıdan az önce gezdiğimiz kazı alanlarını ve tüm ovayı seyretmek mümkün.

Surlardan inip kapıdan geçecek kadar vakit kalmayınca ben alacaklı kaldım ama siz binlerce yıl öncesinin ayak izlerini takip ederek sur dışına çıkmak isterseniz 71 metre uzunluğunda ve üç metre yüksekliğindeki üçgen şekilli tünelden geçmelisiniz.

Yerkapı surlarından manzara: şehir kalıntıları

Yerkapı surlarından manzara: şehir kalıntıları

24.11.2014