Rusya ile de sınır komşusu olan, en doğu eyaletinin idari merkezi Kharkiv, Ukrayna keşfimin nihai durağı.

Kiev‘den öğle saatinde bindiğim trenin ortalama hızı 100 km ama yol sanki uzadıkça uzuyor. Henüz Eylül ayının ilk günlerinde İstanbul’da insanlar tshirt ile dolaşırken ben burada, bavulumda getirdiğim tshirtleri ve montu üst üste giyerek ancak ısınabiliyorum. Klasik müzik eşliğinde başlayan yolculuğumuzda vagonlar sıcak ve İtalya’da seyahat ettiğim trenlerden daha konforlu. İlk bir saati ücretsiz olmak ile birlikte,  tren ara istasyonlarda durduğunda daha iyi çalışan wi-fi internet erişimi ve pencere kenarlarında priz var.

“Saat 17 ve tavana asılı tv ekranında bizdeki “Ayşecik ile Sezercik” benzeri filmleri anımsatan siyah-beyaz bir film başlıyor. Gökyüzü bembeyaz ve ağaçlardan anlaşılan dışarıda şiddetli bir rüzgâr var. 

Tren kantini oldukça fakir görünüyor. Sadece kahve, cips ve çikolata var. Kaşarlı-salamlı soğuk sandviçin fiyatı ise 30 uah (tren bileti 45 uah) ve karnım her ne kadar aç olsa da hiç cazip görünmüyor. Kasvetli bir yolculuk.”

Kharkiv garı

Kharkiv garı

Şehre vardığımda yağmur yağıyor ve hava kapalı. Metro jetonu 2 uah. Turnikeden çek çek bavulumu ve kendimi tek seferde geçirmeyi başaramayınca jetonumu kaybediyorum ama kendi dillerimizde biraz atıştıktan sonra görevli bana hak veriyor ve sırtını dönüp kabine döndüğünde otomatik turnikeye açılması komutunu veriyor.  

Bir an önce odama ulaşmak ve uzanıp dinlenmek isterken mesai çıkışına denk gelen metro kalabalığında caddenin ne tarafına yürümem gerektiğini kestiremiyorum. Köşedeki çiçekçinin yanında, sohbet eden iki genci gözüme kestiriyor ve İngilizce bildiklerini düşünerek adres soruyorum. Maalesef bu şehirdeki gençler, Eminönü esnafları kadar girişken değil ve çat pat da olsa yabancı dil konuşmayı pek sevmiyorlar.

Kendi aralarında, cadde ismi ve bina numarası konusunda anlaşamayınca bana otobüs durağındaki haritaya bakmamı öneriyorlar. İyi fikir; ta ki haritada kullanılan alfabenin sadece Kiril alfabesi olduğunu fark edene kadar! Durakta bekleyenlere de sorarak doğru caddede olduğumu teyit ettikten sonra bir yön seçiyor ve bina numaralarına bakarak yürümeye başlıyorum. Sumska Caddesi ve binalar o kadar geniş ki karşı sıradaki binanın numarasını görebilmek için nerede ise yirmi metre yürümem gerekiyor. Tam ters yönde olduğumu farkedip yokuş yukarı yöneliyorum ki az önce çiçekçinin yanındaki genç kız ile karşılaşıyorum. Peşimden koşmuş, adresi bulduğunu ve beni götüreceğini söylüyor. Yaşasın! Daha fazla ıslanmadan, otelin danışma numarasını arıyor ve önce bina kapısının şifresini öğreniyor sonra da tek kelime İngilizce konuşmayan bir karşı komşudan odamın anahtarlarını alıyorum. Kharkiv’de ilk gecemde yorgun, ıslak ve açım!

Ukrayna şehirlerindeki metro istasyonlarında, alt geçitlerde hayat var. Henüz Eylül ayındaki soğuk havayı görünce, koca kış boyunca insanların metronun çifter çifter açılan ağır kapılarının ardında, yer altındaki dükkanlardan alışveriş yapmaları ve gidecekleri yerlere ulaşmaları normal geliyor. Koridor boyunca dizilmiş bir metrekarelik dükkanlarda çiçekçiden çorapçıya şarküteriden piyangocuya her ihtiyacı karşılamak mümkün görünüyor. Gardan çıkarken aldığım pohaça da midemin guruldamasını kesmeyince, yol boyu gidersem iz boyu da dönebilirim şiarı ile ıslak ve artık ıssız caddeye geri dönüyorum. Elimde şehrin haritası bile yok lakin hani kaybolacak olursam GPS ne güzel bir icat!

Kharkiv'de sanat

Kharkiv’de sanat

Çiğne çiğne bitmeyen çeyrek bir tavuk (eskinin hormonsuz tavuklarının pişmesi saatler sürerken tüm evin tavuk suyuna çorba gibi kokmasını hatırlar mısınız?) ile dolmuş midemi yatağın üzerine sermişken bir haftalık yolculuğumda not aldığım defterimi restoranda unuttuğumu farkediyorum. Siparişimi beklerken bütçe hesabı yapmış ve çıkarken de cüzdanımı almış ama defterimi unutmuştum, ne büyük aksilik!

Güneş açmış bir gökyüzüne uyandığım ertesi sabah; otele en yakın internet cafenin adresini not alıyor ve erkenden sokağa çıkıyorum. 

Henüz açılmış fast-food restoranına vardığımda yerleri silmekte olan kıza defterimi unuttuğum masayı gösteriyor ve  durumu anlatmaya çalışıyorum. Kasanın arkasına geçen kız defterimi bana uzattığında ne kadar mutlu olduğumu ve Kharkiv halkına bir anda kanımın nasıl da ısındığını anlatmama gerek var mı acaba?

Burası kaç yüz yıllık bir üniversite şehri ama adres sorduğum gençler İngilizce konuşmak istemiyor, neyse ki Internet her dilde Internet! Google’dan bulduğum adres boştu ama aynı sokakta başka bir binanın alt katındaki Internet cafede fotoğraf makinamın hafıza kartını yedekleyip boşalttıyorum ve hazırım: Keşif başlasın!

50. paralelin de yolu Kharkiv'den geçmiş!

50. paralelin yolu da Kharkiv’den geçmiş!

Komunist rejim ile yönetilen SSCB devleti yıllarında Ukrayna’nın başkenti olarak inşa edilmiş Kharkiv, bugün yaklaşık 1,5 milyon nüfusu ve özellikle askeri ürünler ve makina üretimine dayalı sanayisi ile ülkenin en gelişmiş şehirleri arasında sayılıyor.

Sadece geniş cadde ve binaları değil 1805 tarihli üniversitesi ve insanları ile de hem kültürel hem de sosyal olarak lokomotif bir şehir.

komizmin sembolü orak ve çekiç sembollerine şehrin pek çok yerinde rastlamak mümkün

Şehirdeki pek çok detayda, kominizmi simgeleyen orak ve çekiç tasvirlerine rastlamak mümkün

Şehirde çok sayıda müze, tiyatro, kütüphane ve bilim merkezi varmış lakin ben sokaklarda gezmeyi, nehrin bir doğusuna bir batısına geçmeyi, aynı caddeden defalarca bir aşağı bir yukarı yürümeyi tercih ediyorum.

Ülkenin en büyük, Avrupa’nın en geniş 3. ve dünyanın sayılı meydanları arasında yer alan Özgürlük Meydanı’nda (Ploshcha Svobody) karşıdan karşıya geçmek bana göre 120 adım ve günde en az iki kez geçtiğimi düşünürsek bu kadar uzun bir yaya yolunu ve siz kaldırma çıkana kadar otomobillerin durup beklemesini, her yön boş ise en fazla siz geçtikten sonra arkanızdan dolanarak ilerliyor olmalarını kabul etmek zaman alıyor.

Kuskia Caddesi’nde büyük bir sinegog var. Girişte bekleyen yaşlı amca Musevi olup olmadığımı soruyor ve hem olmamam hem de elimdeki fotoğraf makinası ile dolaşmamdan hoşlanmadığı için içeri girmeme izin vermiyor. Özellikle ibadethanelere girerken ve fotoğraf çekerken daha saygılı olunması gerektiğini düşünüyorum ve aynı dili konuşmasak da gülümseyerek ayrılıyorum.

Paralel caddelerde ve sokaklarda dolaşıyorum ama kaldırımlar o kadar geniş ki bazen yolda mıyım, kaldırımda mı karıştırabiliyorum. Bizdeki gibi her köşe başında bir süpermarket yok. İlk günün sonunda, tüm gün dolaşmış ve ancak dışarıdan market gibi rafları olan iki tane kozmetik mağazası, bir tane petshop ve tekel dükkânına rastlamış olarak otele dönüyorum. Sokaklarda, bina kapısı gibi sokağa açılmış, ancak bir büfe genişliğinde şarküteriler var. Üç gün boyunca dolaştığım sokaklarda bulabildiğim ve tek süpermarket ise Metro Universitet durağının Svobody Caddesi’ne açılan caddesinin ilk sokağında, köşedeki yüksek binanın alt katında ve gece yarısına kadar açık.

Kharkiv sokakları

Kharkiv sokakları

Büyük caddelerde, bizdeki İspark benzeri bir uygulama var. Kaldırımda, yanaşırken park lambası yakmış araçlara yer gösterip fiş kesen görevliler var. Düzenli görünüyor ve engelli araçlar için de ayrılmış yerler var.

Yerlere tükürmek, orta yerde burun karıştırmak, sümkürmek filan günlük hayatın bir parçası olarak algılanıyor ve (maalesef memleketimin bazı semtlerinde de bizden de pek uzak manzaralar olmasa da) ilk gün epey garipsiyorum.

Caddeden gara kadar yürüyorum. 20 numaralı tramvay sık geçiyor.

Fakir bir şehirde görmeyi beklediğim, eski model ve alçak otomobillerden ziyade yerden yüksek araçlar daha yaygın. Halkın genel ekonomik gücünü göz önüne alarak, gördüğüm dört çeker yüksek araçların kar-kış soğuk iklim ihtiyaçları ve vergi politikaları ile ilgili olduğunu düşünüyorum veya ben yanlış yerlerde geziyorum!

Kharkiv pazar yerinde dolaşırken kendimi kuzeyin doğusunda, uzakta, soğukta ve ıssızda hissediyorum. Burada ister çuvalla ister tane ile alışveriş yapabilirsiniz. Sıra sıra patates, soğan ve havuç çuvalları arasında ilerlerken Azeri pazarcılardan Türkçe kelimeler de duyuyorum. 

Kharkiv pazar yeri

Kharkiv pazar yeri

Pazar yerindeyim. Epey geniş bir alana yayılmış pazarda çuvalla patatesler, soğanlar ve havuçlar ilk gördüklerim. İçlere doğru tane ile meyve satan tezgâhlar da var. Ekşi kokulu birkaç ufak elma (tartı 1 uah’dan az tuttu ve elimdeki bozukluklarla sadece birkaç kuruş vermiş oldum) alıp poşeti koluma geçiriyorum ve yiye yiye gezmeye devam ediyorum. İkinci el kıyafet pazarını geziyorum. Devamında çiçekçiler, hırdavatçılar, balıkçı malzemeleri, nevresimciler, tamir ve bakım malzemeleri satan küçük dükkânlar var. Geleneksel el işlerinin satıldığı stant da ilgimi çekiyor ve dizime kadar çekeceğim sıcacık yün bir çorap almak istiyorum veya eldiven veya kürk bir bere. Çoraplar 45 uah. Sanırım yorulmaya başladım ve bu kalın çoraplardan vazgeçme bahanem çantamda yer kalmaması oluyor.

Nehrin doğusunda Pyskunivs’ka Caddesi üzerindeki kapalı market Kiev’de gezdiğim markete benziyor ve bu sefer bal tattırmak isteyen ablalardan kaçamıyorum. Bir tezgâhta dört çeşit bal deniyorum. Denemek dediğime bakmayın kaşık kaşık ikram ediyorlar ve nerede ise bala doyuyorum. Üç numaralı kavanozdaki akasya balında karar kılıyorum (bunu o sırada değil, fotoğraftaki Ukraynaca yazıyı Google’a sorunca öğrendim; cehalet güzel şey!) ve en küçük plastik kap yaklaşık 250 gr alıyor. Fiyatı 20 uah. Keşke taşıyacak bir çantam olsa idi ve kilo ile alabilse idim. Öğle saatini geçtikten sonra midemden gelen sinyallere daha fazla itiraz edemiyorum ve peynir stantlarının olduğu salona geçiyorum. İlk gördüğüm tezgâhın önünde sarışın mavi gözlü bir kız benim gibi turistlere peynir ikram ediyor. Ben de deniyorum, ev yapımı tuzsuz beyaz peynir ve gayet lezzetli. Elimle de göstererek küçük bir parça istiyorum. “Small” dediğimde, tezgâhtaki kız peşim sıra “küçük” diyor, başımı sallıyorum. Fiyat konusunda gene deftere yazarak anlaşıyoruz ve yarım kalıp peynir 8 uah. Ayrılırken, İngilizce olarak Ukraynalı veya Kırımlı mı olduğunu soruyorum, tarif ederken “küçük” dediğini söylüyorum. Anlaşamıyoruz ve sadece karşılıklı gülümsüyoruz. Acaba kaç gündür Türkçe duymadığım için uydurmaya mı başlıyorum?!

Kharkiv kapalı pazarı

Kharkiv kapalı pazarı

Bal ve peynir tamam, bir de altına ekmek gerek diye hayal kurmaya başlamışken ekmek standının önündeyim ve yarım buğday ekmeği 2 uah. Kaldığım oda apart olarak döşenmiş ve bu kahvaltılıklar kalan iki günümde de bana yeterli oluyor.

Kapalı alanda sigara içmek yasak ve genelde toplaşıp bir köşede içiyorlar. Rahatsız edici bir durum yok. Otobüs sırası konusunda da oldukça saygılılar, tek tek sıraya giriyor ve bekliyorlar. Caddeler geniş olunca karşıdan karşıya geçmek de zaman alıyor ve her ne kadar yoğun olsa da yaya kaldırımına adım attığınız anda çift yönlü olarak trafik duruyor ve sizi bekliyorlar.

Ukraynalıların bize benzer hallerinden birisi de düğün merasimleri. Dokuz gün boyunca duyduğum her korna sesinin devamında bir gelin konvoyunun gelmesi beni gülümsetiyor. Gelin arabalarını süslemek, aynalarına balon veya havlu gibi yöresel motiflerle işlenmiş bezler asmak yaygın.

Geceleri, otelimin de üzerinde olduğu Sumska caddesinde geziyorum. Şehrin geniş mimarisinde sanki insanlar kayboluyor ve bu kadar ünlü bir cadde bile zaman zaman ıssızlaşabiliyor. Elimde, ülkenin asgari ücret rakamı düşünüldüğün pahalı sayılabilecek bir kamera ile tek başıma güvenle dolaşıyorum.

Bu cadde üzerinde bir iki yerde gördüğüm tuvalet kulübeleri bana Amsterdam meydanlarını hatırlatıyor ama oradakiler daha ortada ve dikkat çekici idi.

Özellikle kafe, havaalanı, gar gibi ortak kullanım alanlarındaki tuvaletler alaturka ve daha önce yurt dışında gördüğümü hatırlayamıyorum. Bana enteresan geliyor.

Kharkiv’deki üçüncü günümün sabahında Sumska Caddesinden yukarı doğru Gorky Parkı’na yürüyorum. Caddenin bu bölgesinde İtalyan etkisi hâkim: mağazalar ve restoranlar sıklaştı. Binalar cadde boyunca çok estetik ama sanki bu taraftakiler daha bakımsızlar ve aşağıdakiler genelde restore edilmiş iken henüz bunlara sıra gelmemiş.

aşk güzel şey! - Kharkiv Gorky parkı

aşk güzel şey! – Kharkiv Gorky parkı

Gorky parkı oldukça eğlenceli. Cumartesi gününün erken saatlerin lunapark oyuncaklarında çığlık atan gençler, çocuk parkında çocuklarını kovalayan anneler, piknik sepeti ile gelmiş ve şampanya patlatan çiftler, gelin-damat çekimleri ve ağaçlar arasında, kuş sesleri eşliğinde yürüyüş yapan yaşlıları görmek mümkün.

En uzun kaydıraklı oyuncak da bu parkta imiş.

Bugün şehirden ayrılacak ve yarın sabah güneşi İstanbul’da karşılayacağım. Soğuk ama güneşli bir gün. Öğlen olmadan parktan ayrılıyor ve tekrar aşağı doğru yürüyorum, bugün nehrin batı tarafındaki diğer yakasına geçeceğim.

Şehrin bu tarafı bana farklı hissettiriyor. Bir film çekiliyormuş ve sanki sahne arasında kostüm değiştiren bir oyuncuyum veya bir figüranım filmin içinden geçiyorum, etrafımdaki binalar, insanlar, geçtiğim köprüler, yoldan geçen eski model arabalar da birer dekor. Az sonra karşıya geçeceğim ve film sona erecekmiş gibi.

Kharkiv sokakları, sanki eski bir film çekimi için hazırlanmış

Kharkiv sokakları, sanki eski bir film çekimi için hazırlanmış

Kharkiv, gezdiğim iki gün boyunca bana uzakta, yalnız, soğuk, ıssız ve bir o kadar da dev aynasına bakar gibi hissettirdi. Kiev’de Schevkenko Caddesi’nden ilk geçişimde “simetri” ile tanışmıştım, bu şehirdeki ilk turumda ise “genişlik” ile.

Yeşil minibüsler bu şehirde de yaygın. Kapılarındaki tabelada numaraları ve güzergâhları yazıyor. Yoğunluğa göre, bizdeki dolmuşlar gibi ayakta ve üst üste de yolcu alabiliyorlar.

Gar çıkışında ve geçtiğim tüm metro istasyonlarının girişinde ve alt geçitlerinde en fazla 2-3 metrekarelik küçük dükkanlar sıralanmış. Çiçekçiler, şarküteri dolapları, tekel dolapları, fırın tezgâhları, pastacılar, çorapçılar.

Mimar Beketova metro istasyonun çıkışındaki parkta, Kharkiv’deki tüm turistik yapıtların üç boyutlu birer minyatürü sergileniyor: … kilisesi, …. Heykeli.

Sumskya’ya döndüğümde kendimi aç ve yorgun hissediyorum. İstanbul’a dönüş uçağım sabaha karşı saat 3’de ve tüm geceyi de Kharkiv’de geçirmem mümkün.  Gece çekimi için Gorky parkına çıkıp lunapark fotoğrafı çekme niyetimi erteliyor ve yerel bir zincir olan Puzata Hata restoranda içimi ısıtan bir yemeğin ardından iki gündür turladığım şehrin en havalı caddesindeki  Coffee Life‘da, İngilizce hizmet ve yaklaşık iki saat keyif yapıyorum (kahve ve yaş pasta: 41 uah). Ben kahvemi yudumlarken yağmur da git gide hızlanıyor ve doğru seçimim için kendimi bir de yaş pasta ile ödüllendiriyorum. Ücretsiz wi-fi’ın yaygın kullanımı çok güzel. Dönüş vaktinin yaklaştığı son birkaç günde bir yandan da taşınma telaşında olduğum gerçeğini unutamıyor ve bana yardım edecek arkadaşlarımı tacizden geri duramıyorum. Bu internet mükemmel bir icat ama bu kadar kolaylaşınca insanda gezgin ruhu da bırakmıyor, zaman zaman. Aylarca sesini duymadığım bir arkadaşını günbegün sanal alemde görebilir ve sanal sanal muhabbet ediverirken; her anını paylaşmaktan çekinmediğim insanı gün gelip de sokakta karşılaştığında diyecek söz bulamamak bana garip geliyor bazen. Öyle zamanlarda, medeniyetin kalakalmış tek dişini de çekesim gelebiliyor!

Kharkiv sokakları

Kharkiv sokakları

Akşamüstü başlayan yağmur hız kesmeyince fazla oyalanmadan havaalanına gitmeye karar veriyorum. Kaldığım otelde resepsiyon yok; telefon ile arayıp “Charlie” kod ismini verdiğim bey ile İngilizce konuşuyor, onun yönlendirdiği karşı komşum ile anlaşıyorum. Konuşmama verdiği tepkilerden anladığım kadarı ile komşum İngilizce biliyor ama tek kelime bile konuşmuyor. Ben de arada onun söylediklerinden anlamıyorum ve geçinip gidiyoruz. Rusya’ya bu kadar yakın iken yıllarca savaştıkları bir milletin dilini konuşmamaları normal aslında. Belki de benim ısrarım anlamsız, bilemiyorum.

Meydanda bir taksi durağı gördüm ama Lviv’de düğün çıkışında öğrendiğim üzere, buradaki taksi düzeni genelde telefon ederek oluyor. Yoldan çeviren hiç görmedim. Bavulumu almak için otele döndüğümde Charlie’den bir taksi çağırmasını ve pazarlık konusunda da yardım etmesini istiyorum ve fiyatın 80-100 uah olacağını ama …’in halledeceğini söylüyor.  Taksici amca anlaşamayacağımızı bile bile konuşmaya hevesli, bir kaç İngilizce ve birkaç Türkçe kelime de biliyor ve oğlu da Antalya’da bir otelde güvenlik görevlisi imiş. Yağmur şiddetini artırıyor ve yaklaşık 40 dakika sonra havaalanındayım. Taksi ücreti 80 uah. Duty free bölümünde bile sadece iki standı bulunan Kharkiv Uluslararası Havaalanı,  gördüğüm en küçük havaalanı.

Havaalanına vardığımızda Lviv’deki gibi dev futbol afişleri dikkatimi çekiyor. Orta halli bir Anadolu şehrinin otogarı büyüklüğünde bir uluslararası havaalanına sahip Kharkiv, 2012 Avrupa futbol şampiyonasına ev yapmış şehirler arasında imiş. Düzenli altyapısı ve geniş metro ağının bu iştirakte önemli payı olmalı.

Büyük meydanları, geniş caddeleri ve parkları ile Kharhiv, kendi iç sesimle en çok kaybolduğum ve en ıssız hissettiğim şehir olarak hafızamda yer ediyor.

Kharkiv'de gece

Kharkiv’de gece

05-07.Eylül.2012