Kubbealtı (Divan odası) ile Zülüflü baltacılar Koğuşu arasındaki Araba Kapısı’ndan içeri Harem bölümüne giriyoruz. İlk gördüğümüz kare biçimli ve kubbeli Harem dairesi “Dolablı kubbe/oda” olarak da anılan Hazine dairesi. Valide Sultan’ın vekâleti ile Harem Dairesinin yöneticisi olmuş Darüssaade Ağası (Kızlar Ağası) burada çalışıyor ve yaşıyor. “Haremeyn evkafı”na ait vakıf kayıtları, umre veya hac ziyaretine giden Surre-i Hümâyûn (Surre alayları) için gerekli malzemeler, hediyelikler; harem dairelerinin bakımı, temizliği için gerekli malzemeler bu odadaki dolaplarda saklanıyor.

Taş koridorda yürümeye devam ediyoruz. Çini kaplamalı duvarlar arasından geçen taşlığın iki tarafında üç kat yükselen odalar var. Buradaki çiniler, Tekfur Sarayı’nın atölye olarak kullanıldığı dönemde yapılmış çiniler. Çiçeğin ortasında Allah ve Muhammed yazıları birlikte işlenmiş. Etrafındaki dört yapraklı yoncada da cennetle müjdelenmiş on kişinin ismi yazıyor.

Haremde, kapıların üzerinde sıklıkla kullanılan yazıda, “Ey kapalı kapıları açan Allah’ım, bize de hayırlı kapılar aç” şeklinde bir dua var.

Harem’e hizmet eden ve koruyan Harem Ağalarının yaşadığı koğuşlar bu taşlık çevresinde yerleştirilmiş. Bu nedenle, Harem Ağaları Koğuşu olarak da biliniyor.

1666 yılında, harem yangınından sonra yenilenmiş. Taşlığa bakan alt kattaki odalar yönetici ağalara, üst kattaki odalar ise acemilere ayrılmış. Oturma ve yatak odaları ve bir de hamam var. Bu dairenin üst katında da, Kızlar Ağasının denetimindeki Şehzadeler Mektebi bulunur. Buraya dışarıdan hocalar gelip gidiyor.

Koridorun sonunda Kara Ağaları Taşlığı’na çıkıyoruz. Harem’in korunmasından ve ikinci avlu ile arasındaki tampon bölge, aynı zamanda kadınlar ile erkeklerin bölgelerini ayırmış oluyor.

Harem’de çok önemli bir yeri olan Kızlar Ağası ve Harem Ağalarının kökenine baktığımızda, genellikle Habeşiştan’dan hadım edilerek getirilmiş köleler olduklarını görüyoruz. Ortaçağ’da, Türk ve Müslüman Devletleri’nde görevlendirilen hadımlar, Çelebi Mehmed zamanından itibaren Osmanlı Sarayı’nda da tercih edilmiş. 

Harem Ağaları Taşlığı

Harem Ağaları Taşlığı

Sarayın kadınlara ait kısmına nezaret ettikleri için “Kızlar Ağası” da denilen Harem Ağaları, Osmanlı’nın gelenek ve göreneklerine göre yetiştirilir ve saray eğitimi görür. Diğer saraylarda çalıştıktan sonra seçilenler Topkapı Sarayı’na alınır. Harem dairesini korumakla görevli olan bu ağalar, işlerini iyi yaptıkları ve bağlılıklarını kanıtladıkları takdirde yükselirler ve etkin devlet görevlerine getirilirler. Sıradan köle ve hizmetlilere göre farklı bir yerde tutulan Harem Ağalarının baş Ağası, protokolde, Sadrazam ve Şeyhülislam’dan sonra gelir.

Itri Efendi gibi Saray’da yaşamayan ama sık sık gelip giden hoş sohbet insanların geldiklerinde kullanabilmeleri için tahsis edilmiş Muhasip Daireleri ve filmlerdeki gibi Sultan’ı eğlendirmek ile görevli Cüceler Koğuşu da aynı taşlıkta.

Harem adap gereği çok konuşulan bir yer değil. Esasen herkesin evinde kendi haremi (ailesi) var ve Osmanlılar arasında da kapalı kapıların ardı pek de magazinel ve popüler değil. Ancak zamanın yabancı gezginleri, kültüre hâkim olamadan ancak soruşturdukları ve duyduklarına ekledikleri hayal güçleri ile buradaki hayatı resmetmiş ve hikâyelendirmişler.

Topkapı Sarayı’nda idari ve özel bölümlerin ayrışması Harem Dairesi için de geçerli. İdari tarafta “Divan Avlusu” ile “Enderun Avlusu”nun ayrılması gibi Harem de Kızlar Ağaları (Darüssade Ağaları) ile Harem Ağalarının görevli oldukları ve ikamet ettikleri ‘’Dış Harem Bölümü’’nü cariyelerin, kadın efendilerin, Valide Sultan’ın ve Padişah’ın yaşadığı ‘’İç Harem Bölümü’’nden ayıracak koridorlar açılmış. İç Harem’de de; Kadınlar Bölümü ve Padişah Bölümü olmak üzere iki ayrı bölüm var.

Saray kadınlarının ve hanedan üyelerinin yaşadığı Harem bölümü ile Harem Ağaları bölümlerini ayıran kapı Hümayun Kapısı; Cümle Kapısı ya da Saltanat Kapısı olarak adlandırılıyor. Bu kapı Harem’in üç ana bölümünün bağlandığı nöbet yerine açılıyor ve servi süslü ünlü çini pano da açıklıkta yer alıyor.

Soldaki kapı Cariye Koridoruna ve Kadıefendiler Taşlığı’na, ortadaki kapı Valide Taşlığı’na, sağdaki kapı ise Altın Yol ile Padişah Dairesi’ne açılıyor.

Cariyeler Taşlığı

Cariyeler Taşlığı

Cariye Koridoru’nun sonundaki küçük avluda 18. yüzyılda yapılmış devasa bir ayna var. Cariyeler Taşlığı’na çıkıyoruz. Revakların altında, cariyelerin günlük Saray işlerini gördükleri çamaşır yıkama çeşmesi, çamaşırhane, mutfak gibi bölümler var. Taşlığa açılan kapılardan üç tanesi ise Kadın Efendilerin yani Padişah eşlerinin dairelerine ait.

Saraydaki herkesin, Enderun’da okuyanların ve çalışanların tek akrabası, manevi babaları olarak Sultan’ın bilinmesi Osmanlı hanedanının dağılmadan, bölünmeden yüzyıllarca yaşamış ve gelişmiş olmasının en hassas dayanaklarından birisi olarak yorumlanabilir. Bu anlamda, Enderun teşkilatını erkek öğrencilerin, Harem teşkilatını da kız öğrencilerin eğitim aldığı bir okul olan önemli devlet teşkilatları olarak görmek gerek. Zira saray terbiyesi ile eğitilen bu gençler hem devlet idaresinin ve görgüsünün hem de hanedanın sürekliliği için önemli pozisyonlara hazırlanıyorlar.

Savaşlarda esir alınan ya da köle pazarlarından satın alınarak saraya getirilen güzel ve zeki kızlar, yani cariyeler Saray’da yoğun bir disiplin ile eğitiliyorlar. Cariyeler taşlığındaki sınıflarda, Kara (Arap veya Zenci) Cariyeler 7 sene, Ak Cariyeler (beyaz tenli) 9 sene eğitimini tamamladıktan sonra Saray’da gönüllü olarak kalabilir veya çıkabilirler. Cariyelerin okuluna “Nuhteren-i Humayın” (Kadınlar Okulu) deniyor. Kaldıkları durumda kalfa, usta ve Haznedar Kalfa mertebesine kadar çıkabilirler. Ayrıldığı durumda ise, gittikleri yörede “Saraylı” olarak da bilinen bu hanımlar esasen birer kültür elçisi olarak Saray’a hizmete devam ederler.

Cariyeler, kat kat inşa edilen Kadınefendi, Valide Sultan ve Padişah Dairelerinin altındaki büyük koğuşlarda yaşarlar (benzer çok katlı yapıyı Dolmabahçe Sarayı’nın Harem bölümünde de görmüştük).

Taşlıktaki son kapı da alt kattaki Saray Hastanesi’ne açılır. “Kırk merdiven”den (52 basamaklı) inilen hastanenin bir kapısı da kot farkı sayesinde sahil tarafındaki cenaze kapısına açılır. Dönemin tıbbi imkanlarına göre, hastaneye gidip de dönmemek yüksek olasılıklı olduğundan Cariyeler arasında pek de sevilen, anılan bir durum değilmiş.

Valide Sultan Taşlığı

Valide Sultan Taşlığı

Haremin yöneticisi,  zaman zaman devletin idari işlerinde de önemli roller alabilen Valide Sultan’dır. Padişah’ın annesi olan Valide Sultan, büyük otorite ve ihtişam sahibidir. Sarayın en gösterişli odaları da Valide Sultan Taşlığı‘na açılır. 17. yüzyıl Osmanlı çiniciliğinin en güzel örnekleri ile kaplı duvarlar, 19. yüzyılda Batı sanatı etkisinde yağlıboya manzara resimleri ile de boyanmış. Valide Sultan Dairesi ve diğer aile fertlerinin dairelerinin de açıldığı Valide Sultan Taşlığı zamanında revaklara asılan perdeler ve halılar ile süslenir, yerlere minderler döşenirmiş. Dört yüz metrekareye yakın genişliğe ile oldukça geniş olan avludaki çeşmelerden sular akarmış ve burası ailenin bir araya geldiği eğlencelere sahne olurmuş.

Cariyeler taşlığına açılan kadın efendilerin daireleri, usta ve kalfa cariyelerin daireleri de, Valide Sultan Dairesi’nin ve Birinci Kadın Efendi Dairesi’nin açıldığı bu avluya bakıyor.

Sultan sefere çıkarken zırhını kuşandıktan sonra el öpüp helallik almak üzere atı ile Valide Sultan’ın dairesinin kapısına kadar gelirmiş. Bu sırada, atın ayağı kaymasın diye bu kapının önüne kadar gelen koridor çakıl taşları ile döşeli.

Duvarları çini ile süslü sofada büyük bir ocak var. Zülüflü Baltacılar ocağın ateşini yakar ve köz oluştururlar. Diğer odadaki mangallar buradaki ocaktan alınan kor ile ısıtılıyor. Cariyeler ve Dairelerin sahipleri de buradan koz alarak kendi odalarındaki mangalları ısıtırlar.

Daire zeminleri hasır ile kaplı. Hasır üzerine ve deniz tarafına bakan pencerelerin önüne özellikle halı sererek yalıtım sağlanmaya çalışılmış.

Topkapı Sarayı bünyesinde, 3. Murat dönemine kadar düzenli bir harem teşkilatı kurulmamış ve Padişah’a ait bir özel bir yapılamamış. Harem, Kanuni’nin son dönemlerinde Saray’a tamamen taşınınca, her yeni gelen Sultan’da yeni bir oda ekletmiş ve ilk inşa edilen ve en aydınlık oda olan 3. Murat’ın odası bugün Has Odalar bölümünde iç tarafta kalıyor.

Padişah’ın odasında ve dış duvarlarındaki çeşmeler özellikle Padişah özel bir görüşme yaparken ses yalıtımı amacı ile sonuna kadar açılırmış.

Sultan 3. Murat'ın odası

Sultan 3. Murat’ın odası

Osmanlı’nın duraklama dönemine geçtiği yıllarda başa geçen yöneticilerin yetersizliği ve çeşitli saray dalaverelerinin de etkisi olduğu anlatılagelir. Yükselme dönemi sonrası şehzadelerin eğitim disiplinlerindeki değişiklik Harem Dairelerindeki yapılanmada da kendini göstermekte. Erişkinliğe ulaşan Şehzadeler artık sancağa gönderilmez ve Harem’de kadınlar arasında da yaşayamayacakları için kendileri için Çifte Kasırlar (veya Şimşirlik) denen ayrı bir bölüm inşa edilir. Tahta en yakın iki aday, 17. yüzyılda eklenen Veliahd Dairesindeki iki has odayı kullanır. Odalardaki İznik çinileri ve ahşap kubbedeki kumaş üzerine yaldızlı süslemeler etkileyici.

Sancağa en son giden Şehzade 3. Mehmet (Kanuni’nin oğlu 2. Selim’in torunu) tahta çıktığı gece, Fatih’in kardeş katline müsaade eden yasasını göstererek tüm diğer adayları (19 erkek kardeşini, kundaktaki bebeklerini, hamile eşleri) öldürtür. Aile içi katliam olarak anılan olaydan sonra, babasının vefatı ile tahta geçen Sultan Ahmet (1.) hanedan veraset sistemini değiştirerek ekber (büyük) ve reşat (aklı dengesi yerinde olan) yasasına çevirir. Böyle bir yasanın olumsuz yanı, hangi şehzadenin taht varisi olduğunun baştan bilinir olmasıdır.

Böylece, artık sancağa gönderilmeyen ve memleket meselelerine inceden inceye kafa yormayan ve orta yaşa kadar Saray’da bekleyen veliaht şehzade Çifte Kasırlar’da yaşamaya devam eder. Hatta duruma göre ahşap kat eklenerek 3-4 şehzadenin bir arada kaldığı dönemler de olmuş.

Haliç yönünde çok güzel bir manzaraya sahip Mabeyn Taşlığı’nda biraz soluklandıktan sonra Altın yoldan geçerek Harem’den çıkacağız.

Mabeyn Taşlığı

Mabeyn Taşlığı

Padişah, bu dar koridordan altın saçtığı için adı altın yol olarak anılır olmuş. Prag Kalesi’ndeki Kral için altın üretmeye çalışan simyacılara tahsis edilmiş Altın Yol aklıma geliyor; bir tarafta Sultan’ın dağıttığı sikkeler, bir tarafta simyacılar ve Kral’ın hayalleri!

Dar koridorun ortasından bir merdiven ile yukarı çıkılıyor. 2. Mahmut’un idam fermanından kurtaran bu basamakların hikâyesi ise kısaca şöyle: 4. Mustafa, 3. Selim’i indirip yerine tahta çıktıktan sonra kendisine biat etmeyen Alemdar Mustafa Paşa, sürgündeki 3. Selim’i tekrar tahta çıkarmak için ordu kurarak Saray’a yürüyüşe geçer. Bunu öğrenen Padişah 4. Mustafa ve yanındakiler, devrik Sultan 3. Selim ve diğer veliaht kardeşi 2. Mahmut’u öldürme kararı alırlar (Karar, Silahtar Ağa Koğuşu’nda alınır – bugünkü Sofa Mescidi)

3. Selim Saraydaki dairesinde boğdurulur (1808). Kovalamaca sırasında, Cevri Kalfa, 23 yaşındaki genç şehzadeyi Altın yoldaki bu basamaklardan yukarı kaçırır. Peşlerinden gelen yeniçerilerin üzerine mangaldaki közleri atar ve şehzadenin çatıya kadar kaçmasına vakit sağlar.

2. Mahmut, tahta oturduktan sonra, tahtı borçlu olduğu Alemdar Mustafa Paşa’yı sadrazamlığa getirir (Paşa, üç ay sonra patlak veren bir yeniçeri isyanında ölür). 3. Selim’in ölümüne sebep olanlar idam edilir. Sultan, kardeşi 4. Mustafa’nın Saray’da yaşamaya devam etmesine izin verir, ta ki, yılın sonlarına doğru yeniçerilerle birlik olup tekrar isyan çıkarıp idam edilene kadar.

Sultan 2. Mahmut, hayatını borçlu olduğu Cevri Kalfa’yı ise Hazinedarbaşılığına getirir ve kendisine Çamlıca’da geniş bir arazi tahsis ederek bir de köşk yaptırtır. İslam inancına göre, vefatından sonra da amel defteri kapanmasın diye Üsküdar’da bir cami ve Sultanahmet meydanında bir Sıbyan Mektebi yaptırır (1819) ki dönem mimari örneklerine bakıldığında oldukça geniş bir mekteptir. Yaklaşık kırk yıl Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi olarak kullanılan bina daha sonra Kız Sanat Okulu olarak tahsis edilir (1858). Dolayısıyla, gün gelmiş bu okul, Türk kadının modern eğitim tarihi için önemli bir mihenk taşı olmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında Muallimler Birliği bu binada toplanır (1921). Divan Yolu üzerindeki tarihi yapı bugün, Türk Edebiyat Vakfı tarafından kullanılmakta.

Sıbyan Mektebi zamanla ihtiyacı karşılayamaz olunca, 1969’da dönemin valisi tarafından Cankurtaran’daki bugünkü binasına taşınır. Bina arsasını, Cumhuriyet tarihinin ilk kadın milletvekillerinden olan bir eğitimcinin bağışlamış olması da diğer bir anlamlı detay.

2. Mahmut da saltanatı sürecince yaşadığı kötü anıları da anımsatan Topkapı Sarayı’nda uzun süre kalmaz ve vaktini daha çok sahil saraylarında geçirir.

Harem Dairelerinde yaklaşık bir saat süren hızlı turumuzun çıkışında tekrar Divan Avlusu‘ndayız. Buradan Enderun Avlusu‘na geçeceğiz.

19.01.2014