Kars şehir merkezine 42 km uzaklıktaki Ani harabeleri, Türkiye-Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehri’nin batı yakasında volkanik bir tüf tabakası üzerine kurulmuş bir antik şehir. Tarihi milattan öncesi asırlara kadar uzanan, çok sayıda millete, medeniyete ev sahipliği yapmış kentin adı en çok 6. yüzyıl Ermeni Prenslikleri ile özdeşleştiriliyor. 11. yüzyıl başında 100 bin nüfusa sahip, İpekyolu üzerindeki şehir hem çok varlıklı hem de güçlü imiş. Ermenilerin buradaki yaşamları 1064 yılında Sultan Alparslan’ın Ani’yi fethiyle son bulmuş.

Bölgedeki ilk arkeolojik kazı ve müzecilik çalışmalarının hikâyesi Rus işgali dönemine kadar uzanıyor ve vagonlarla taşınmış eserlerin bugün Moskova Müzesi’nde sergilendiği anlatılıyor. Sonraki yıllarda askeri yasak bölge olması nedeni ile uzun süre terkedilmiş bölgede Cumhuriyet sonrası başlatılan kazı çalışmalarının, asırlar boyunca katman katman inşa edilmiş kentin gün yüzüne çıkarılabilmesi için yetersiz kaldığı ortada.

Ocaklı köyü meydanını geçtikten sonra aracımızı bölgedeki tek mekân olan kahvenin önüne bırakıyoruz. Turistik amaçla inşa edilmiş daha büyük bir kafe de varmış ama sezon olmadığı için henüz kapalı imiş. Çaylar 1-2 TL, öğle yemeği olarak yanımızda getirdiğimiz sandviçlerimizi yerken Ani yolculuğu öncesi biraz dinleniyoruz.

Unesco Kültür Mirası aday listesinde olan bu kadar değerli bir medeniyet hazinemizin, turizm zenginliğimizin etrafındaki bu ıssızlık oldukça nahoş geliyor. Kent girişinde Müzekart geçerli, bilet 4 TL.

Ani kent surları

Ani kent surları

Yaklaşık beş km uzunluğundaki çift sıra şehir surlardan bugüne ancak restore edilmiş 100-150 metre kadarı ulaşmış. Bugün gördüğümüz yapılar genellikle, şehrin en parlak dönemini yaşadığı “bin bir kilise şehri” olarak anıldığı, 10. yüzyıl Bagratlı Krallığı döneminde ve takip eden Selçuklu döneminde yapılmış Anadolu’yu Kafkas topraklarına bağlayan İpekyolu köprüsünden ise günümüze, nehrin iki yakasında bugün iki farklı ülke topraklarına basan ayakları kalmış.

Derin kanyonlar ile çevrili bir plato üzerinde, geniş bir alanı kapsayan Ani ören yerinde kiliseler saray, kervansaray, hamam ve cami görebilirsiniz.

İstilalar, depremler derken zamanında İmparatorluk başkenti İstanbul kadar kalabalık olan şehrin nüfusu zamanla azalmış. 1239 Moğol saldırısında yerle bir olan şehre 1319 depremi de son noktayı koymuş.

Kar altındaki şehir ilk bakışta genişliği ile etkiliyor. Asırlar önce döşenmiş kaldırım taşlarını takip ederek öne Arpaçay’ın sesine doğru yürüyoruz.

Ani harabeleri haritası (wikipedia)

Ani harabeleri haritası (wikipedia)

Balgat Kralının 1034’de yaptırdığı daire zeminli Aziz Patrick Kilisesi, dokuz asır sonra yıldırım düşmesi sonucu ikiye ayrılmış ve bugün ayakta olan yarısı restorasyon iskeleti ile kaplı.

Tigran Honents Kilisesi, günümüze ulaşmış en etkileyici yapı denebilir. 1215 tarihinde bir tüccar tarafından yaptırılan mabedin için Hz İsa’nın hayatını anlatan freskler ile kaplı ve altında geniş bir yer altı şehri de varmış.

Nehir tarafındaki duvar üzerindeki güneş saatini gözden kaçırmışım ama içerideki duvar resimleri, Kariye Müzesi’ndekiler veya Sümela Manastırı’ndakiler kadar net olmasa da oldukça etkileyici. Hristiyan tarihi hakkında bilgili bir göz, duvar resimlerini takip ederek hikâyeyi tamamlayabilir.

Tigran Honents Kilisesi

Tigran Honents Kilisesi

1072’de Selçuklular tarafından inşa edilmiş sekizgen minareli Menuçher Cami Anadolu’daki ilk cami ve halen ayakta. Caminin tavanındaki taş işlemeleri çok güzel ve caminin 99 basamaklı minaresi aynı zamanda Arpaçay’ı ve İpekyolu köprüsünü de gözleyebilecek hâkim bir noktada.

Alt katlarına inen kapılar kilitlenmiş ama geniş pencerelerine oturup Arpaçay’ın yankısını dinlemek insana huzur veriyor. Sümela Manastırı’nın penceresinden Kaçkarları izlerken hissettiğim huzur gibi, o kadar uzak, o kadar ulaşılamaz ve o kadar özgür; ne güzel bir coğrafyada yaşıyoruz. Sonsuz yeşillerle, sonsuz beyazlarla ve sonsuz mavi bir gök ile kaplı!

Selçuklu Menuçher Cami ve minaresi

Selçuklu Menuçher Cami ve minaresi

10. yüzyılın son yıllarına tarihlenen Büyük Katedral, 1064’de Selçukluların şehri ele geçirmesi sonrası fetih namazının da kılındığı “Fethiye Cami” olarak da anılıyor. Bagratlı Kralın vefatı üzerine Kraliçe tarafından tamamlanan katedralin, İmparatorluğun kalbi olan İstanbul Ayasofya Kilisesi’nin kubbesini de tamir eden Ermeni mimar Tiridat tarafından yapılması tesadüf olmamalı! Katedralde kırmızı renkli tüf taşı kullanılmış ve pencerelerden süzülen ışık altında çok güzel parlıyor.

Büyük Katedral

Büyük Katedral

Bu kadar yaklaşmışken Ani Kalesi’ne tırmanmadan olmaz diyerek iç kaleye doğru yürümeye devam ettik.

MS 4. yüzyılda Karsaklılar tarafından yapılmış Ani Kalesi’ne tırmanmak yaklaşık 45 dakika sürüyor. Donmuş olduğu için kayaların arasını doldurmuş karda bata çıka tırmanırken fazla zorluk yaşamadık. Kar altında kalmış kalenin kapısını bulamadık veya kazılmış duvarlar arasındaki kalmış odacıklar geçmişte ne amaçla kullanılmış bilemedik ama surlar üzerinden vadiyi, nehri ve antik şehri seyretmek, rüzgârda dalgalanan biraz yıpranmış bayrağımızın altında anı fotoğrafı çekmek yorgunluğumuzu aldı!

Gün batmadan yola çıkmak ve fazla üşümemek için vadinin aşağısındaki, kervan yolunun başlangıcı olan Bakireler Manastırı’na inmeden dönüyoruz. Ertesi sabah, otel personeli ile sohbet ederken öğrendik ki oraya gidip dönmek yaklaşık bir buçuk saat alıyormuş.

1031 tarihli Ermeni mimarisi Havari Kilisesi patrikhane olarak inşa edilmiş ve Selçuklu fethi sonrası ilave yapılarla kervansaraya dönüştürülmüş. Ayakta kalmış kubbesi ve sütun başlarındaki taş işçiliğindeki incelik dikkat çekici. Duvarlardan düşmüş numaralı parçaları ise toplayıp çantanıza atmak mümkün! Evde siz birleştirirsiniz artık!

Selçuklu Kervansarayı

Selçuklu Kervansarayı

Önemli bölümü halen toprak altında olan Selçuklu Hamamı (12. yüzyıl) Cumhuriyet dönemi arkeolojik kazıları sırasında gün yüzüne çıkarılmış.

Selçuklu dönemi hamam kalıntısı

Selçuklu dönemi hamam kalıntısı

Geçmişte Ermenistan tarafındaki taş ocaklarında dinamit kullanılıyormuş ve patlamaların şiddetinden Ani harabeleri de oldukça zarar görmüş. 2006 yılında iki ülke arasında bir protokol imzalamasına karşın yapıcı bir sonuç alınamayınca, konu Unesco Dünya Miras Komitesi’ne yansıtılmış ve böylece dinamit kullanımı durdurulmuş.

2004 baharına kadar, askeri yasak bölge olan ve turistik gezilere veya kamera çekimine kapalı olan bölge ancak Bakanlar Kurulu kararı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın talimatı ile ziyarete açılmış.

2011’de Unesco Dünya Mirası listesine aday olarak başvuran ve takip eden süreçte geçici listeye alınan,  medeniyetlerin, dinlerin ve ticaretin buluştuğu antik İpekyolu şehri, henüz listeye girebilmiş değil!

Yapılar ile ilgili detaylı bilgi ve fotoğraflara, Batılı gezginlerin 18.-19 yüzyılda kaleme aldıkları gezgin notlarına internetten ulaşabilirsiniz.

Kar altındaki antik kenti biz dolu dolu üç saate sığdırdık ama hazırlıklı giderseniz İpek yolunu takip ederek daha uzun sürede tüm şehri doyasıya gezmenizi öneririm.

Tigran Honents Kilisesi

Tigran Honents Kilisesi ve Ermenistan sınırında akan Arpaçay

17.02.2014