İlk günden şehre ısındık yarım metre buzla kaplı Çıldır Gölü’nde önce balık tuttuk sonra kızak kovaladık, köylerde dolaştık, Ani harabelerinde yüzyılları adımladık ve Kars’dan ayrılacağımız bu sabah güneşli bir güne uyanıyoruz. Erkenden Kars sokaklarına çıkıyoruz.

Kalenin kurulduğu tepenin eteklerindeki eski mahalle dışında Rus işgali döneminde engebesiz arazide ve mazgal şeklinde inşa edilmiş düzenli bir şehir merkezinde yürüyerek her yere ulaşmak mümkün.

Kara trenin en uzak, en soğuk, en beyaz durağındayız. O kadar güzel bazalt taşlı estetik binadan sonra betonarme bir Gar binası göreceğimi hayal etmemiştim açıkçası.

Aranan Rus mimarisi gar binası, arkada bahçe tarafında kalıyor ve bugün lojman olarak kullanılıyor.

Kars Garı

Kars Garı

Günün erken puslu saatlerinde bacası tüten küçük esnaf dükkânları veya her gün kurulan hayvan pazarı fotojenik olabilirdi, es geçtik ve yürümeye devam ettik.

Çoğu cadde tek yön ve şoförler yayalara saygılı. Öğle güneşi yükselirken güneş gören kaldırımlardaki buzlar çözülüyor ve sokaklarda eriyik karlar göletler oluşturuyor. Bu saatlerde, tüm sokak boyunca adabı ile otomobil kullanan, yaya var ise su sıçratmamak için ayrıca özen gösteren Karslılara saygım büyüyor. Araçlarda kar lastiği olmadığı gibi şoförler genelde kabak lastiklerle başarılı manevralar yapabiliyorlar. “İstanbul’da olsa” demeden geçemeyeceğim ama hani bir sabah o kadar buza, kara uyanmış olsak, daha mesai başlamadan tüm yollar kaza haberleri ile kilit olmuş olur, maalesef.

İnsanlar ince bir ceket veya kösele ayakkabı ile yürüyebilir. Evlerde doğalgaz veya tezek yakılıyor ama iklimde nem yok ve şansımıza rüzgâr da olmayınca, hareket ettiğimiz sürece üşümedik. İlk günden fark ettiğimiz üzere termal kıyafet teknolojisi oldukça başarılı!

Klasik Rus dönemi binaları tek veya iki katlı ama modern mimarinin kat kat betonarme eserleri aralara sıkışmayı başarmış. O kadar estetiğin, tarihin önünde, göz yoran bir tabela kirliliği var.

Kars Çayı üzerinden Kale, taş köprü ve ahşap balkonlu Muradiye Hamamı

Kars Çayı üzerinden Kale, taş köprü ve ahşap balkonlu Muradiye Hamamı

Kars Kalesinin eteklerinden devam ederek eski mahalleye gidiyoruz. Taş köprünün iki ayağında kurulu Osmanlı hamamları yıkık ve terk edilmiş durumda. Bunlar için restorasyon planları varmış ve hatta bir tanesi müze olarak açılmış. Biz gezerken yıkılma tehlikesi olduğu için kapalı olduğunu öğrendik.

Özellikle Kale’yi ve taş köprüyü önüne alan Cuma Hamamı hem genişliği hem de estetiği ile beni etkiliyor. Sokaktan direk kapısı yok ama taşların üzerinden atlayarak içeri giriyoruz ve kemerlerdeki renkli desenlerin, taş oymaların üzerine fil gözlerinden yansıyan ışık oyunlarını kovalarken vakti unutuyoruz. 17. yüzyıl sonunda Osmanlı mimari tarzında Kars’da yapılan ilk büyük hamam olan iki kubbeli yapı Belediye tarafından restore edilerek taşınmaz tescili ile koruma altına alınmış. Ancak biz gezerken ne bir kapı ne de içeride bir düzen, intizam görebildik. 

Kent Konseyi, Fevzi Paşa İlköğretim Okulu, Kars Çayı kenarındaki Osmanlı dönemi konakları, Hekim binası, Kar’s Otel, Kafkas Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Aynalı Köşk, ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı ilk gün Ordu Caddesi’nde tanıştığım kamu binalarına ilaveten bugün içinde gördüğüm en güzel binalar. Müstakil ev olarak kullanılmaya devam edilen tarihi yapılar da var ve gitmeden önce araştırmak faydalı olacaktır.  

Kars Cuma hamamı

Kars Cuma hamamı

Öğle saati gelmiş. Sırada alışveriş ve öğle yemeği var.

Klasik hediyelik eşya alışverişi yapabileceğiniz fazla yer yok; sadece bir sokakta magnet, anahtarlık gibi Kars hatıraları satan küçük bir dükkân gördük. Bu kadar yol gelmişken doğru alışveriş mekanları şarküteriler. Tom’un kovaladığı ve Jerry’nin delik delik yediği gravyer peyniri epey ağır bir tekerlek olarak tezgahın baş köşesinde sergileniyor. Yapımı oldukça zahmetli olan Kars gravyer peynirinin kilosu 30 TL. Tadını yağlı ve kokulu Hollanda peynirlerine benzettim. Eski Kars kaşar peynirinin kilosu ise 17-18 TL. Çeçil peyniri, İstanbul’da marketlerde satılandan biraz daha farklı, daha kuru ve ekşi. Hafif küflenmiş ve daha kuru olanı daha makbulmüş. Bunlar en yaygın peynir çeşitleri ve yanında isterseniz kete ve Kars balı da alabilirsiniz. Küçük bir kavanoz bal 20-25 TL. Ukrayna’da yediğim bal kadar saf bir lezzeti var diyemem ama günümüzde ayak uydurmaya çalıştığımız medeniyetin marka ürünleri yanında hayli başarılı!

Peynir alışverişinde dükkânlar arasında pek fark yok ama otelden öneri alarak, çırak hesabı toplarlarken kontrol etmek ve pazarlık etmek faydalı olacaktır. Kimi dükkân sahibi üretici iken kimisi tüccar olabiliyor ve bu da haliyle fiyatlara az biraz yansıyor; genel olarak ne kalitede ne de etiketlerde çok fark yok. Çoğu dükkân kargo ile adrese de teslim yapıyor, sorabilirsiniz. Alışverişimizi, Halit Paşa Caddesi üzerindeki Ariş Ticaret’de yapıyoruz.

Kurutulmuş kazlar şoklanmış paketlerde satılıyor ve tanesi 120-130 TL civarında. Yemek yediğimiz yerdeki şef, kaz etini pişirmek için tandır olmazsa düdüklü tencere yerine normal kısık ateşte iki saat daha fazla pişirmek evladır diye anlattı. Anlaşılan, pek de doğalgazlı ocak yemeği değil.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı ve Dört Mevsim heykeli

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı ve Dört Mevsim heykeli

Kars Evleri, Şehit Yusuf Bey Caddesi’nde Öğretmen Evi’nin karşısında otantik döşenmiş bir restoran. Pilav üstü söğüş kaz (30 TL) bence başarılı. Âdet olduğu üzere, bulgur pilavı ve domates salatası ile servis ediliyor. Kaz etinin lezzeti ördek etine benziyor.

Kars kazı bilinen boz kazdan farklı olarak daha küçük, daha az yağlı ve Kars-Ardahan-Iğdır iklimine daha uyumlu imiş. Özgürce çobanların peşinde dolaşan kazlar buldukları otları, tahılları yerlermiş. Kış gelince ilk karı gören kaz kesilirmiş ve kaz ciğerinin hemen tüketilmesi gerekirken kaz eti salamura halde kurutularak depolanırmış.

Canlı kazların tanesini köylerden 100 TL’ye alan tüccarlar, dondurulmuş olarak restoranlara satıyorlar. Tandırda pişirilmiş bir kaz dört kişiye servis ediliyor. Porsiyonu 40 TL ve kemiklerini sıyırmak da size kalmış. Dişi kaz, erkek kaza göre ve dondurularak 6-8 ay bekletilmiş kaz da taze kesilmiş kaza göre daha lezzetli olurmuş. Yemeğin üstüne de çay yanında “gavut” yedik. İşlenmemiş buğday ununu kavurarak yapılan oldukça hafif bir tatlı. Üzerine pekmez dökülmüş olarak servis ediliyor. Un helvasına benziyor. Yakında, Kadıköy Altıyol’da da bir şube açacaklarmış.

Yemek üstüne bir kahve olsa da içsek derseniz Karslılar da kahve kültürü pek yaygın değil ve fazla alternatif bulunmuyor. “Kahve evi” Prof. Dr. Metin Sözen Caddesi üzerinde (Ziraat bankası karşısı) ve akşam 22:30’a kadar açık. Kavşaktaki 2 katlı güzel bir binanın üst katında, köşeye oturup şehri izlemek güzel olabilirdi ama biz denk getirip gidemedik.

Kars’a kadar gitmişken uzun kış gecelerinde vakit nasıl geçer derseniz, “KarStore” alternatif bir adres olabilir. Burası Şehit Yusuf Bey Caddesi üzerinde canlı müzik de yapılan bir şarap evi. Soba başında ısınmaca, Azeri ezgilerine aşina olduğumuz canlı yerel müzik eşliğinde dansetmece ve muhabbet. Sarıkamış Kayak merkezinin de etkisi ile yerli ve yabancı turiste oldukça alışık esnafın, İstanbul’u aratmayan şişmiş etiketlere göre daha özenli bir hizmet vermesini beklerdik. Fiyat- servis ve ürün kalite performansının pek başarılı olduğunu söyleyemem.

İklim değişikliğinden, buzdan kardan bu kadar bahsetmişken, soğuk havalarda fotoğraf çekmenin incelikleri üzerine okumanızı önerdiğim bir yazı var.

Şehir merkezinden 7 km mesafedeki havaalanına gitmek için toplu taşıma bulunmuyor, bu nedenle taksi ücreti sabit ve 30 TL. THY bürosunun önünden kalkan ve uçuş saatlerine göre düzenlenen servisleri 5 TL ödeyerek kullanabilirsiniz.

eski Kars sokakları

eski Kars sokakları

18.02.2014