Lizbon’dan gelişte, hemen hemen bir saatlik rötarı ve bir saatlik saat farkını ekleyince Barselona’ya ulaşmam gece yarısını buldu. Neyse ki Schengen bölgesi dâhilinde seyahat ettiğim için pasaport veya gümrük kontrolü için beklemeden doğruca otobüs durağına yöneldim ve son aerobus’a yetiştim.

Havaalanından önemli şehir meydanlarına (Espanya ve Katalanya) gece 1’e kadar aerobus var; sonrası için de gene aynı yerden gece otobüsleri kalkıyor. Tam saatler için havaalanı ulaşım sayfasına bakabilirsiniz. Burada aerobus, tren veya farklı otobüs güzergâhları için zaman ve ücret tarifelerini vermiş.

T1 ve T2 terminalleri arasından ücretsiz ring otobüsler çalışıyor. T2 terminalinden şehir merkezine tren ile de ulaşım mümkün ve son istasyondan metro ile istediğiniz noktaya aktarma yapabilirsiniz.

Dönüşte, uçağım sabah erken saatte olduğundan şehirden havaalanına gece otobüsü ile gittim. Eve en yakın otobüs durağından N9 ile Catalunya meydanına 10 dakikada ulaştım ve buradan da N17 ile 40 dakikada Terminal-1’e vardım (saat 3:40). Uçağınız Terminal-2’den kalkacak ise, Catalunya meydanındaki aynı duraktan N16’ya binmelisiniz. Toplu taşıma kartımın son kullanım süresi gece yarısı dolduğu için gece otobüslerine bilet alarak bindim. Bileti şoförden alıyorsunuz ve 2,15 euro. Catalunya meydanındaki otobüs durağı, meydandan La Rambla’ya çıkan yönün tam tersinde kalıyor. Gecenin üçünde ortalık sakin olunca bavulları ile ilerleyen kalabalığın gürültüsünü takip edebilir veya online haritadan kolayca bulabilirsiniz.

Ulusal Sanat Müzesi, Espanya meydanı

Ulusal Sanat Müzesi, Espanya meydanı

Sokaklar arasında dolaşmayı kolaylaştıran GPS de faydalı bir icat ama elindeki haritayı evirip çevirmeyi, üzerine not almayı sevenlerdenseniz turizm merkezilerindeki pek çok tanıtıcı broşür ve ücretsiz harita temin edebilirsiniz. Bu broşürlerdeki fotoğraflar, şehirde görmek isteyebileceğiniz yeni yerler farketmenizi de sağlayabilir. Barcelona Bus Turistic broşürünün arkasında tüm turistik bölgeleri kapsar güzel bir harita ve metro haritası da var.

Barselona, üç tepe arasında kalmış düz bir şehir. Tabana kuvvet geniş geniş yürüyebilirsiniz veya şehirde sayılı gününüz varsa ulaşım için metroyu kullanmanızı öneririm. Şehir düz olsa da mesafeler o kadar kısa değil. Toplu taşıma için tek bir kart yeterli (metroda, tramvayda, trende ve otobüste geçerli). Farklı zamanlar için farklı ücretleri internet sayfasından görebilirsiniz.

İlk gün ve istikamet, Sagrada Familia Katedrali. Dışardan görünüşte bir inşaat alanı, karanlık, gotik bir mabed. O kadar da ilgimi çekmiyor hatta Barselona’ya gideceğimi duyan tüm arkadaşlarımın muhakkak görmeliyim yönündeki tembihlerine pek anlam veremiyordum. Muhakkak görmelisiniz!

Bana kalırsa Sagrada Familia’yı bir mabed olarak beklemeyin. Sadece içeri girin, birkaç adım atın ve Mimar Gaudi, art nouveau sanatı, geometri ile tanışın. Dışarısının karanlığına karşılık içerisinin aydınlığı, ışık, aydınlık renkler, herkesin anlayabileceği açık ve net mesajlar; hayal gücü ve ilham. 

La Sagrada Familia Katedrali, Barselona

La Sagrada Familia Kilisesi

Gaudi, hakkında bir şeyler öğrenmek istediğim bir bilim adamı bence. Bilimi hakkındaki tiyoları ve binadaki tüm estetiğin arkasındaki sihirli sayıları müze bölümünü gezerken görebilirsiniz. Fotoğrafa odaklanırken audio guide dinlemek zor oluyor ama içeride geçireceğiniz birkaç saat bence kayıp olmayacaktır.

Kulelere çıkmadım ama müzeyi ve okul binasını gezmenizi hatta vaktiniz var ise gün doğumu veya gün batımı sınıflarından birisine girip videoları izlemenizi öneririm. Cadde boyunca uzanan ve saatler sürebilecek bir sırayı beklemek istemezseniz biletinizi internet sayfasından almalısınız. Yoğunluk durumuna göre farklı saat dilimleri için bilet satışı yapılıyor ve böylece gününüzü de önceden planlayabilirsiniz. Posta kutunuza bir link geliyor ve bu linki açarak online biletinizi kaydedebilirsiniz. Girişteki görevliye telefondaki barkodu göstermeniz yeterli oluyor.

Siesta saatlerinde Gotik mahallede dolaşıyorum. Bu bölgenin mimarisi biraz Galata semtini andırıyor. Katedralinin yan sokağından içeri girdiğinizde duvarlara zımbalanmış haritayı takip edin. Labirent gibi dar sokaklar sizi farklı bir yüzyılda gezdiriyor. Siesta saatinde hemen hemen tüm dükkânlar kapalı. Dar sokaklarda sadece yüksek binaların sert gölgeleri ve kepenklerdeki grafitiler ile baş başasınız. Pasajların içlerindeki koridorlardan paralel sokaklara veya meydanlara geçebilirsiniz.

Öğleden sonra La Rambla’dan sahile iniyorum ve biraz dinlendikten sonra tepeye çıkma niyetindeyim. Meydandaki teleferik kulesi asansör tamiri nedeni ile kapalı olunca yürümeye karar veriyorum ama maalesef ayaklarıma inmiş karasular yolu tamamlamama izin vermiyor. Gördüğüm ilk cafede bir kahve molası verip dinleniyor ve rotamı tekrar merkeze çeviriyorum. Gün batımı Espanya meydanında.

Barcelona_La Rambla

La Rambla

İkinci güne Casa Batllo’da başlıyorum. Beş kişilik bir aile için tasarlanmış bir Gaudi eseri. Unesco korumasındaki bu evi ziyaret etmek için kısa bir sıra bekliyorum ve günün yarısını içeride geçiriyorum. Bileti 21,50 euro. Mimari ilginizi çekiyor ise değer veya sadece internet sayfasından da bakabilirsiniz. Salon hariç üst kattaki odalara giremiyorsunuz.

Benim ilgimi en çok terasa çıkan banyo-çamaşır odaları ve mavi seramikler ile kaplı merdiven boşluğu çekti (farklılık sergileyen mimari detayları fotoğraflar ile ekleyeceğim). Zemin hariç düz bir köşesi olmayan beş katlı binayı, fazla kalabalık olmadan rahatça gezebilmek için erken saatte gitmenizi öneririm.

Öğleden sonra, Espanya meydanındaki merdivenler ile kolayca ulaşılabilecek Poble Espanyol parkındayım. Burası farklı İspanyol şehirlerdeki tarihi yapıların ve meydanların daha küçük birer kopyasını turistik amaçlı olarak bir araya getiren tematik bir “İspanyol köyü” parkı. Kimi binaların içerisine girebiliyor, farklı sergileri gezebiliyorsunuz. Bazı yapılarda farklı sanatlardan eserler satılıyor ve kimisinde de elişi sanatçılarını gözlemlemeniz mümkün. Elişi işlemeler, cam işçiliği ve seramik atölyeleri yaygın. Fotoğraf çekilmeyi pek sevmiyorlar. Sokak aralarındaki meydanlarda da restoranlar ve barlar yer alıyor. Tek başına pek fotojenik değil ama arkadaşlarla güzel vakit geçirmek ve alternatif yerel hediyelik eşya alışverişi için uygun bir adres. Giriş ücreti 11 euro.

Barcelona_Poble Espanyol

Poble Espanyol

Güzel bir ikindi serinliğinde, dükkânları açılmış sokak araları kalabalıklaşmış Gotik mahallesindeki kısa bir turun ardından La Rambla caddesinde günü sonlandırıyorum. Rambla, kelime anlamı olarak altı şeritli yol demek. En dış şeritler araçlar için geliş gidiş iken ortadaki dört şerit de yaya yolu olarak kullanılıyor. Baştaki “La” şehirdeki diğer Ramlalar arasındaki farklılığını ortaya koyuyor. Daha önce buranın kurumuş bir dere yatağı olduğunu da okumuştum. Sonunda deniz olduğuna göre akla yatkın geliyor.

Catalunya meydanından sahile doğru, La Rambla caddesinin baş tarafındaki her turistin tekrar gelmek için su içtiği çeşmenin suyu maalesef akmıyor ve çeşmeyi geçtikten az sonra sağ tarafta göreceğiniz pazar yeri La Boqueria Market, Akdeniz kıyısındaki başka bir ülkeden geldiğiniz için sizi çok fazla şaşırtmıyor.

Yine kıyaslama yapıyorum ama bu kadar büyük bir şehrin en popüler bir pazar yeri, belki de günün sonlarına doğru sakinlemiş bir zamanda geldiğimden Londra’da gezdiğim pazar yerine göre bana hayli küçük geliyor. Bir tezgâhtan gezerken yemek için doğranmış meyve ve başka bir tezgâhtan da eve götürmek için simit şeftali alıyorum. Tezgâh aralarındaki küçük barlarda yemek yiyebilir veya içki içebilirsiniz. Sakatat satan bir kasap reyonu bir grup genç turistin hayli ilgisini çekmiş olmalı ki ve kalabalığı görünce ben de merak ediyorum.  Yabancı gözlerle bakınca, bir ineğin veya koyunun kelleden mideye, dilden yumurtalığa her organını yiyebiliyor olmamız hakikaten enteresan!

La Boqueria Market'de bir balıkçı tezgahı

La Boqueria Market’de bir balıkçı tezgahı

Akşam oturmasına kardeşimin iş arkadaşları davetli ve evde ziyafet var. Lizbon’da oynanan Şampiyonlar Ligi kupa maçını izlemek yerine masada “Princes of Florance” oynuyor ve bir yandan da İspanyol üst komşumuzun her golde attığı sevinç veya hüsran nidaları ile skoru takip etmeye çalışıyoruz. İki İspanyol takımı arasında, Katalanların tercihi Atletico Madrid!

Gece uzayınca şehirdeki son günüme biraz gecikmeli başlıyorum ve yetişebildiğim ilk tren ile Girona’ya gidiyorum. MD treni ile 70 dakika sonra Girona tren istasyonundayım. Ücreti 11,25 euro. Haftasonu ve resmi tatil günlerinde tren saatleri de değişiklik gösterebiliyor. İstasyondan bulabileceğiniz R11 tren saatleri tarifesine veya internet sayfasına bakabilirsiniz. Dönüş bileti için saate bakıyorum ama bilet almadan şehre iniyorum. Aklınızda bir saat varsa, dönüş biletinizi indiğinizde almanızı öneririm. Dört saat sonra istasyona geldiğimde sıra vardı ve istediğim seferde yer kalmamış olabilirdi. Gişedeki görevli, benimle ortak bir lisan bulamayınca sonraki iki farklı sefer için beden diline başvuruyor. Suratını ekşitiyor ve oturduğu yerde sallanmaya başlıyor; “regional (bölgesel)” diyor; sonra gülümsüyor ve sakin sakin oturuyor. Bu da MD (medium distance) demek. Peki hangisi; ilk seçenek 8,40 euro.

Bölgesel tren ile 85 dakika sonra Barselona’dayım. Sarsıntıyı sorarsanız gişedeki beyin abartısı; arada süre dışında pek fark yok. Surlarda dolaşıyorum, sokaklarda ve meydanlarda. Dar sokak araları ve tuğla binaları bana biraz Siena‘yı, köprü ile nehrin diğer yakasına geçerken renkli binaların yansımaları da Floransa‘yı hatırlatıyor ama hani Avrupa’da tüm eski şehirlerin birbirine benzemesi nedeni ile olmazsa olmaz bir adres değil.

Barselona’da koca iki gün geçirdim ama henüz hiçbir tepeye çıkmadığım için şansımı Tibidabo’dan yana deniyorum. Hevesim, tepesindeki İsa heykeli ile şehri en yüksek noktadan selamlayan kiliseyi görmekten ziyade tepedeki lunaparkta gün batımının ışıklarını fotoğralamak. Gel gör ki, Kharkiv’de olduğu gibi burada da rengarenk ışıklar saçan bir dönmedolap fotoğraflama hevesim kursağımda kalıyor ve tepeye bile ulaşmayı başaramıyorum.

Katedralin yan sokağındaki geçit

Gotik mahalle: Katedralin yan sokağındaki geçit

Şehirden bu tepeye ulaşım biraz meşakkatli ve toplu taşıma akşam çalışmıyor. Bunu deneyerek öğrenmek istemezdim ama tecrübe oldu. Metro ile son durağa geldikten sonra dağın tepesine çıkan fünikülere binmek gerekiyor. Metrodan çıkınca soruyorum ve Füniküler saatini kaçırdığım için duraktan otobüse binebileceğimi söylüyorlar.  Durakta, benimle aynı durumda olan dört Uzakdoğulu kız ile tanışıyorum ve birlikte soruşturmaya devam ediyoruz. Otobüs ile yolun sonuna kadar çıktığımızda tel örgüler arkasından güzel bir şehir manzarası ve tepeye çıkan füniküler binasının kapısı karşılıyor. Kapıdaki tabelada son sefer için 21:15 yazmasına karşın makinist 20:45’de son yolcularını indirip kapıları kilitliyor. Yürüsek mi, yol var mı derken, seyir terasına kurulmuş restorandan çıkıp arabasına binen bir beye soruyoruz. Hayli dik yokuştan yukarı yürümek bir saatten uzun sürermiş ve belki taksi ile gidebilirmişiz. Hey taksi! Yolun sonunda olduğumuz için taksiler aşağı inecek yolcu bekliyor. Boş bir tanesine yaklaşıp soruyoruz. Normalde gitmediğinden, dağ yolunun çok kötü olduğundan bahsediyor ve kiliseye kadar gidiş, beş dakika fotoğraf molası ve dönüş için 20 euro istiyor. En fazla dört yolcu alabileceği için ben çıkmaktan vazgeçiyorum.

Sis oturmuş bir liman şehri manzarasından başka ne görebileceğimden endişeliyim ve dönüş süremi de hesaba katınca hala şehir merkezinde görmem gereken duraklar var. Otobüs durağına yürüyorum. Otobüs ve metro ile geri dönmek de yaklaşık bir saat alıyor.

Espanya meydanındaki sihirli fıskiyeyi görmeden dönmeyin! Bu da, yola çıkmadan önce bana anlamsız gelen bir nasihat olmak ile birlikte metro durağından meydana doğru yürüyen turist kalabalığını görünce merakım artıyor. Tam da yazlık sinema havası. Son metro gece 12’de ve o zamana kadar gidin ve keyfini çıkarın. 1929 tarihli La Font Magica’da müzikal ve görsel gösteri yaz döneminde (Mayıs-Eylül) Perşembe’den Pazar’a kadar dört gece, saat 21-23:30 arasında, kış döneminde ise (Ekim-Nisan) Cuma ve Cumartesi akşamları saat 19-21 arasında sergileniyor. Mesai günlerinde metronun son seferi saat 24’de iken Cuma ve Cumartesi geceleri saat 2’ye kadar çalışıyor.

Barcelona_La Font Magica

La Font Magica

Günün son metro seferi ile Glories meydanına gidiyorum. Burası iş merkezlerinin olduğu bölge ve bir benzerini de Londra’da gördüğüm, mermi şeklinde yükselen Torre Agbar binasını fotoğraflamak istiyorum. Diğer bir Rambla da bu caddede ve bir şeritinden de tramvay geçiyor. Ben meydanı anlamaya çalışırken son sefer de geçiyor ve boş caddede sade bir fotoğraf karesi yakalayabiliyorum. Kardeşimin ofisi de bu bölgede ve işim bittiğinde buluşuyor beraber yürüyerek eve dönüyoruz.

Barselona’da yıllık 40 euro karşılığında bisiklet kiralayabiliyorsunuz. Bisikleti belediyenin belirlediği park yerlerinden alabiliyor ve tekrar oraya park edebiliyorsunuz. Kardeşimin anlattığına göre, yoğun saatlerde bisikleti alıp istediği yere gittiğini ama oradaki park yeri dolu olduğu ve arada da başka boş yer bulamadığı için bisikleti ilk aldığı yere geri götürmesi gerektiği olabiliyormuş. Bu zorluğu dışında, yavaş yavaş İstanbul sahillerinde de görmeye başladığımız ne güzel bir uygulama.

Barselona genel olarak güvenli ve sakin bir şehir. Belki de normalde “İstanbul”da yaşadığım için kendimi rahat hissediyorum ama her renkten insanın yaşadığı Katalonya’nın merkezinde geçirdiğim üç gün içinde herhangi bir olumsuz, rahatsız edici olaya şahit olmadım.

Yeni bir moda akımı mıdır yoksa bir protesto veya imaj mıdır bilmiyorum ama çok sık rastladım. Saçlarının tümünü değil ama çeyrek bölümünü kazıtmış, diğer yanlarını uzatmış genç erkek ve kadınlar. Ben lisede iken bir ara kızların saçlarının ense bölümünü kazıtması moda idi hatta Özlem Tekin’in bu model saçları ile çekilmiş bir de klibi vardı diye hatırlıyorum ama kürenin bir diliminin kazınmış olması bana farklı geldi, pek sevmedim.

Başka başka:

The Palau de la Musica Catalana: Binanın girişinde gece için konser biletleri satılıyor ama sadece görmek için de içeri girilebiliyor sanıyorum. Binanın dışı da güzel ama içerideki ana salonun fotoğrafları bile oldukça dikkat çekici. Ziyaret edilebilir hatta bir konser izlenebilir. İlber Ortaylı’nın Seyahatname’sinde bahsettiği üzere, modern mimari eseri olan bu müzik salonu, duvarlarındaki çiçek motifleri ve heykelciklerle bir çiçekçi dükkanını kıskandıracak kadar etkileyici imiş.

Montserrat bölgesindeki doğal park alanı ve burada dağın üzerine inşa edilmiş bir katedral varmış. Gitmedim, görmedim. Araştırılabilir.

Ressam Dali’nin farklı bakış açısını bir bina içinde üç boyutlu izlemek farklı bir deneyim olacaktır ama vaktim yetmedi. Barselona’dan tren ile Figueres’e gitmeli ve müze uzun uzun gezmeli!

23-25.05.2014