Bu sabah erkenden uyandım, güzel bir börek ile kahvaltı sonrasında henüz günübirlik turist akınına uğramamış köprüden geçtim ve taş sokaklarda dolaştım. Bugün Bosna Hersek’den ayrılıyorum ve saat 12:00 otobüsü ile Dubrovnik’e gideceğim. Mostar’dan civar köylere belediye otobüsü var ancak şehir içinde yaygın kullanıldığını görmedim; gerçi lisenin olduğu meydandaki durak epey kalabalıktı. Mostar tarihi şehir merkezi, taş köprü ve etrafındaki taş sokaklardan ibaret, küçücük bir şehir.

Gar ile otogarın yan yana olduğu meydana, merkezden ana caddeyi dosdoğru takip ederek en fazla 15 dakikada yürüyebilirsiniz.

Otogara vardığımda ilk gördüğüm yazıhaneden Dubrovnik için otobüs biletimi alıyorum. KM veya Euro olarak ödeyebilirsiniz, yuvarlak hesap 17 euro ödüyorum. Peronda otobüsün gelmesini beklerken, benzinliğin yanında farkettiğim yazıhaneye de bilet fiyatı soruyorum ve 1 euro daha ucuzmuş. Bu yazıhanede sabah 7’de ve 12:30’da otobüs varmış.

Gel gör ki, önce o yazıhanenin önünden yolcu alan otobüs az sonra da bizim beklediğimiz perona yanaşıyor ve günün sonunda herkes aynı otobüse biniyor; fiyatları sormadan bilet kestirmeyin!

Bagaja verdiğiniz parça başına 1 euro da muavine ödüyorsunuz. Otogarda çay kahve içilecek yerler ve bir de büfe var ama oralarda yiyecek bir şey bulamadım. Diğer bir alternatif de caddenin karşısındaki fırın.

Bilette koltuk numarası yok ve çok da kalabalık olmayan otobüste cam kenarında bir yer kapıyorum. 12:45’de hareket ediyoruz. Şehir çıkışına kadar ve köylerde de birkaç kez durduktan sonra otobüs hızlanıyor; yeşilin her tonunu, asma bağlarını ve mısır tarlalarını seyrederek keyifli bir yolculuk yapıyorum. Köylerde modern tasarımlı camiler ve kiliseler görüyorum; her biri birbirinden farklı. Gazeteci bir arkadaşım anlatmıştı; savaştan sonra o bölgelere bir haber dizisi hazırlamak için gitmişler. Bir ilkokulda derse girmişler. Öğretmen çocuklardan mahallelerindeki caminin resmini çizmelerini istemiş ve her çocuk farklı bir cami çizmiş. Meğerse savaştan sonra Bosna’ya yardımcı olan her Müslüman ülke kendi üslubuna göre bir cami inşa ettirmiş ve bu nedenle savaş sonrası yaralarını saran her mahalledeki cami de farklı imiş.

Az önce otobüse binen bir kadın çantasından çıkardığı sandviçini yerken tüm otobüs soğan koktu. Kahvaltıda bile bol kıymalı, soğanlı börek yenen bir ülkede soğan ve sarımsak tüketimi çok yaygın.

Yaklaşık bir saat sonra gümrük kapısındayız. Yolda trafik yığılmaya başlamış; otobüsler yolun kenarındaki otoparka çekiyor. Boşnak bir memur geldi önce, pasaportuma usulen baktı ve geçti. Sonrasında otobüse binen Hırvat memur da birkaç sayfa çevirip elindeki kaşeyi bastı. Gümrükte beklemeden çıktık ve hemen beş dakika sonra yeni bir şehrin otogarından yolcu aldık. Uyumuşum. Bir saat sonra tekrar sınır kapısındayız. Bosna Hersek’den ikinci kez ayrılacağız ve gümrükte durmadan geçiyoruz. Hırvat tarafında memur otobüse biniyor, kaşeleri kontrol ediyor ve yola devam ediyoruz. Toplam üç saat süren yolculuk Dubrovnik otogarında sona eriyor.

Dubrovnik surlarından kale içi ve Lokrum adası manzarası

Dubrovnik surlarından kale içi ve Lokrum adası manzarası

Otogarın karşısından otobüse binerek tarihi şehir merkezine gideceğim. Büfeden bilet almam gerek ama euro uzatınca büfeci kadın suratını ekşitip eline hesap makinasını alıyor ve iki bilet için yuvarlak hesap 4 euro istiyor (Ankara Ego otobüs kartlarına benzer otobüs biletin ücreti 12 kuna). Tam da bu sırada para biriminin değiştiğini hatırlıyor ve otogardaki döviz gişesini farkediyorum. Euro kullanımı, Saray Bosna’da o kadar olmasa da Mostar’da çok yaygın. Mostar, Saray Bosna’ya göre özellikle günübirlik tur ile gelen Avrupalı turistler sayesinde çok daha hareketli bir şehir.

Otogardan sonra dosdoğru tarihi şehre gideceğimi ve orada da kur farkının yüksek olacağını öngörerek 150 euro bozdurup karşılığında 1080 kuna alıyorum. Ben yaptım ama siz yapmayın! KM TL’den daha değerli, Kuna ise daha düşük değerli olunca ve sıfır sayısı artınca baştan hesap edemiyorum ama düşük kurdan paramı bozdurduğum için ilk dakikadan zarar etmiş oldum. Kale içinde de döviz büroları var ve tabelaya göre gerçek kurdan işlem yapıyorlar (alt limit var mıdır, sormak lazım; yolculuk esnasında 1 Euro: 7,56 Kuna: 1,95 KM: 2,86 TL). Yurt dışında, özellikle de kur rakamlarına aşina olduğumuz euro bölgesinde değil isek, seyahat sırasında yerel bir bankomattan elimizdeki master veya visa kart ile oranın para biriminde nakit çekmek en avantajlı yöntem ki elimdeki nakti tüketince ben de öyle yapıyorum (kullandığım kart, işlem yapıldığı sırada geçerli merkez bankası kurunu baz aldığı için kendi bankama ekstra komisyon ödemiyorum). Otogarın karşısındaki otobüs durağından kale kapısına 1a,1b veya 8 numaralı otobüs ile gidilebilir, on dakika kadar sürüyor.

Dubrovnik’de kalınabilecek birkaç bölge var. Otogara daha yakın bir yarımada olan Lapad bölgesi, lüks tatil köylerine ve yazlıklara ev sahipliği yapıyor. Otogarın kuzeyinden başlayıp cadde boyu uzanan Gruz bölgesindeki sokaklar daha uygun fiyatlı ama bu bölge denize paralel kayalar sırtında kaldığı için caddeden yukarıya dik merdivenler tırmanmanız gerekecek. Cavtat bölgesine, şehir merkezinden belediye otobüsü ile veya eski şehirden vapur ile ulaşım mümkün, Kale’ye 15 km mesafede, deniz tatili için elverişli, tarihi ve görece daha sakin bir bölge. Yola çıkmadan bir hafta öncesi boş yerlere bakarak önce caddeye yakın bir otel seçiyorum ama son dakikada yakaladığım bir fırsat ile Kale’nin tam da merkezinde bir oda rezerve ediyorum. Dalmaçya rotamın en pahalı konaklaması (gecelik 45 euro) olmasına karşın tarihe, eğlenceye, denize ve merkezi ulaşıma yakınlığı ile çok başarılı bir tercih!

Söz konusu oda, Unesco korumasındaki tarihi bir taş binada olunca restorasyon imkanı da sınırlı olmalı ki, oldukça küçük bir odam ve asansör boşluğunun dekore edilmesi ile işlev kazanmış bir banyom var. Akşam oldu mu denizden dönen tatilci eşrafının havluları, bu taş binaların pencere önlerindeki makaralara dolanmış iplerde dalgalanmaya başlıyor, sokak araları rengarenk!

Dubrovnik Kalesi eski limanı

Dubrovnik Kalesi eski limanı

Odaya yerleşip haritada kısa bir inceleme yaptıktan sonra keşif için sokağa çıkıyorum. Fiyatların, Hırvatistan geneline göre turistik olduğu doğru ama İstanbul’daki biraz kalbur üstü etiketlerle kıyaslarsak makul kabul edilebilir, paniğe gerek yok! Her türlü deniz ürünü ve İtalya’ya yakınlığı da düşünülürse pizza restoranları yaygın. Hele ki hava karardıktan sonra tüm dar sokaklar buram buram balık yağı kokuyor. Ana caddeye açılan bir köşe başında ilk gördüğüm pizzacıda boş bir masa buluyor ve sebzeli bir pizza sipariş ediyorum. Bir kişi için oldukça büyük pizzayı bitirmek beni zorlasa da tüm günün açlığı üzerine elimden kurtulamıyor (50 kuna).

14. yüzyılın şehir devleti Ragusa, bugünün Hırvat kenti Dubrovnik surların arasına saklanmış tam bir labirent! Ana cadde Placa (Stradun)’ya asma köprüden, ana kapıdan girişte sağ tarafta daha ziyade restoranlar, market, balıkçı ve dükkanlar var, sur boyunca limana kadar da yürümek mümkün. Sol tarafta ise tarihi yapılar ve evler bulunuyor; taş binalar basamak basamak tarihi şehir surlarına kadar devam ediyor. Caddenin sonundaki sur kapısı ise eski limana çıkıyor.

Onofrio çeşmesi basamaklarına oturmuş dondurmamı yalarken boyu boyumu denk düşen dört yaşındaki Katia ile muhabbete başlıyoruz. İki yaşındaki kardeşimiz ise çok yaramaz, elindeki kocaman şekeri bir türlü ısıramıyor. Rus çiftle çeşme başı muhabbeti yapıyoruz. Konu bir ara Ukrayna’dan açılıyor ve o güzel ülkede yaşanan savaş nedeni ile pek çok Ortodoks’un sınırdan Rusya’ya mülteci geldiğinden bahsediyorlar. Bu sabah Mostar’ın son 50 yıllık değişimini izlediğim video tekrar gözümün önünde canlanıyor; dünya düzeninin icadı savaş ne fena şey!

Dubrovnik aynı zamanda rotamın en popüler şehri. Görülmesi gerekenler listesinde yer alan Kiliseler, Saraylar ve müze girişleri genellikle ana cadde üzerinde veya liman tarafında. Bazı kiliselerde veya meydanda ise akşam saatlerinde farklı konser programları var. Hırvat nüfus genellikle Katolik inanca sahip ve Dubrovnik’de de Split’de de Unesco korumasındaki tarihi şehir içinde diğer dinlere de ait birer mabed gördüm. Sokakların hem şen şakrak gürültüsü hem de kalabalığı beni yorgun düşürüyor; fazla geç kalmadan ilk akşamı kapatıyorum.

Dubrovnik kale içi ana caddesi Placa (Stradun)

Dubrovnik kale içi ana caddesi Placa (Stradun)

Sabah sakinliğinde fotoğraf çekebilmek için saatimi erkenden kuruyorum ama yataktan kalkamıyorum. Ancak birkaç saat sonra mide bulantımı bastırmak için tuzlu bir şeyler bulabilmek ümidi ile sokağa çıkabiliyorum. Şık bir kafenin kahvaltı menüsünde tost ve çay görünce hemen içeri giriyorum ama ballı reçelli menü değil de sadece kuru kızarmış ekmek istemem garsonları biraz şaşırtıyor. Neyse ki ikna oluyorlar ve ben de midemi biraz bastırıp odama geri dönüyorum. Güzelim şehri gezip göremediğimden içim içimi yiyor ama hiç enerjim yok. Öğle sıcağında odada yatacağıma sahilde yatayım, D vitamini sentezleyeyim diye bir heves tekrar ayaklanıyorum.

Hırvatistan’ın dalmaçya tipi sahili kayalık ve çakıllı. Halk plajı eski limana beş dakika, odama ise on dakika yürüme mesafesinde. Çakıl plaja varıp kulüp üyeleri için ayrılmış şezlongları geçince halkın serdiği havluları göreceksiniz. Deniz, Akdeniz tuzuna ve dalgasına sahip, bana Kaş Kaputaş plajını hatırlatıyor. Deniz ayakkabısı giymek ve havlunun altına yumuşak süngerlerden sermek faydalı.

Benim gibi su ile pek aranız yok ise birkaç adım sonra boyu geçen denizde fazla oyalanmadan plajda güneşlenebilirsiniz; kalabalık ama sakin bir plaj. Turistlerin çoğu ise İtalyan. Alternatif olarak eski limandan kalkan vapurlar ile karşıdaki Lokrum adasını keşfedebilir veya diğer adalara, Cavtat bölgesine giden turlara katılabilirsiniz.

Bir saat kadar sonra odaya dönüyor ve ancak birkaç saat uyuduktan sonra toparlanabiliyorum. Sabahki bir dilim ekmek harici bugün hiç bir şey yiyemedim ve midem hala bulanıyor. İkindi güneşini kaçırmadan birkaç fotoğraf çekebilmek ve en azından şehrin etrafında bir tur atabilmek için eski limana yakın kapıdan surlara tırmanıyorum. Surlarda yürümek için şehrin ana girişinde ve liman tarafında iki kapı var, kapılardan saat 19’a giriş yapabilirsiniz. Bilet ücreti 100 kuna ve merdivenleri çıktıktan sonra kontrol ediliyor.

Surlar üzerinden tüm şehri tavaf edebilir ve kulelere tırmanabilirsiniz. Ben tam turu her köşede mola vere vere yaklaşık iki buçuk saatte tamamlayabiliyorum ve dağların ardından batan günün kızıllığında tekrar odama dönüyorum. Aklım ise, Pile kapısının önünden hareket eden ve tarihi şehrin tam karşısındaki tepeye tırmanan teleferikte kalıyor!

Akşam olunca dışarıdan gelen gitar seslerine ve hemen sokağın başındaki ücretsiz tarih müzesini gezmeyi çok istememe rağmen tekrar kalkamıyorum ve dönüşte marketten aldığım bir elmayı kemirirken uyuyakalıyorum.

Dubrovnik kale içi meydanı, St Blaise Kilisesi ve Orlando Sütunu

Dubrovnik kale içi meydanı, St Blaise Kilisesi ve Orlando Sütunu

Dalmaçya kıyılarında geçen en güneşli iki Ağustos günümü Dubrovnik’e ayırmış olmama rağmen ancak tüm geceyi banyoda geçirdikten sonra ayrılık sabahında gün doğumuna uyanabiliyorum. Bu sabah Korçula adasına geçeceğim. Hırvatistan’da deniz ulaşımı katamaran (bizdeki deniz otobüsü gibi) ve ferry (bizdeki arabalı vapur gibi) ile sağlanıyor ve Dubrovnik de her ikisi de aynı limandan hareket ediyor. Saat çizelgesi haftanın günlerine ve hava durumuna göre değiştiği için rotayı planlarken kontrol etmek faydalı olacaktır.

Unesco kentine gelmişim sarayların, galerilerin, müzelerin hepsini gezer, en eski eczaneyi görmeden dönmem derseniz derseniz 1-3 veya 7 gün geçerli şehir kartını internet sayfasından indirimli satın alabilir, Games of Thrones sahnelerinde adımlayabilir, yanımda bir de bilir kişi olsun, tarihi ve hikayeleri anlatsın derseniz yerel bir rehber ile buluşabilir veya alternatif aktiviteler için turizm ofisinden detaylı bilgi alabilirsiniz.

Önceki akşam Turizm Danışma ofisinde hareket saatini teyid ediyorum. Sezonda gemilerin dolu olacağını ve biletlerin satışa çıkacağı bir saat öncesinde limanda olmamın avantaj olacağını söylüyorlar. Önceki gece dolaşırken, nerede ise dört asır Osmanlı himayesinde kalmış şehir devleti Ragusa‘nın surları ile korunan bir taş binanın kapı zilinde cami yazdığını görmüştüm ama gün içinde her saat başı çanlar çalarken sabaha ezan sesi ile uyanmak beni şaşırtıyor. Belki de geceyi hasta geçirdiğim için veya şehrin sabah gün doğarken ki puslu havasında henüz uyanamamışımdır, bilemiyorum.

Şehir kapısı Pile’ye karşıdan bakan duraktan bu kez limana giden 1a otobüsüne biniyorum (1a-1b veya 3 numara). 15 dakika sonra limandayım ve hakikaten de saat 7:30’dan sonra gişenin önündeki yolcu sırası uzadıkça uzuyor. Aynı dakikalarda iskeleye yanaşan gemiye önce posta arabasından adaya gidecekler ve önceki duraktan Dubrovnik’e gelenler karpuz hesabı değiş tokuş ediliyor ve Nona Ana gemisi saat 8’de hareket ediyoruz. Dubrovnik-Korçula bileti ücreti 90 Kuna. Yolculuk 2 saat 45 dakika sürecek. İstikamet Marco Polo’nun adası Korçula!

Dubrovnik akşamları hafızamda loş ışıklandırılmış romantik bir labirent olarak kaldı. Bana kalırsa bahar veya güz ayları için çok daha keyifli bir güzergah olacaktır.

daha fazla fotoğraf için >>> 

26-27.08.2014