Mineraller ve taş parçalarından oluşan kayaç kayalar eriyip de yüksek yaylalar alçaldıkça boşlukları Adriyatik’in soğuk suları doldurmuş ve pek çok yarımada, ada birbirine komşu olmuş. Kumsal yerine çakıl taşı ve kayalıklar üzerinden Akdeniz mavisi ile buluşan Hırvatistan kıyıları, burunları ve adaları yaz tatili için keyifli adresler.

Tuna boylarından Dalmaçya kıyılarına inen rotamın en güney noktası olan Dubrovnik’den kuzeye doğru karadan değil de adalar üzerinden geçerek gitmeyi tercih ediyorum. Bu rotada, ister ana kara üzerinden adalara ister adalar arasında araç ile de seyahat etmek mümkün. Bazı adalar birbirlerine kısa köprüler ile bağlanırken kimileri arasında da arabalı feribot seferleri var. Yolculuğu planlarken feribotların zaman çizelgesini kontrol etmekte fayda var!

Yekpare bir yolculuk için ise adalar arası geçişte katamaran kullanıyorum. Bizdeki deniz otobüsüne benzeyen ve sadece yaya (bazıları bisiklet de) kabul eden katamaranların hareket saatleri mevsimlere, haftanın günlerine ve hava şartlarına göre değişkenlik gösteriyor. Dubrovnik’de feribot veya katamaran için aynı liman (Gruz limanı) kullanılıyor iken büyük adalarda durum değişebiliyor ve konaklayacağınız kasabayı seçerken göz önünden bulundurulmalı. Dubrovnik-Korcula arası 2 saat 45 dakika süren katamaran yolculuğunun ücreti 90 kuna.

Korcula'nın şemsiyeleri

Korcula’nın şemsiyeleri

Bu güzel Cuma sabahına Korcula’da ikinci kez günaydın diyorum. Marco Polo’nun adasına adım attığımda etrafımı evini, odasını kiralamak isteyen insanlar sarıyor. Sadece merkez kasabasını gördüğüm ve çok sevdiğim, her yerin yürüme mesafesinde olduğu adada önceden rezervasyon yaptığım evi bulmam zor olmuyor. Ev sahibi Joseph çok kibar ve yardımcı. Deniz kıyısında konakladığım üç farklı Hırvat şehrindeki ev sahiplerim de önceki gün mesaj göndererek benimle irtibata geçtiler. Hatta Joseph sabah tekrar mesaj atmış ve tüm misafirlerinin aynı gemide geleceğini ve bizi limanda karşılayacağını söylemiş ama ben mesajı görmediğim ve elimdeki adrese güvenip limanda sağa sola bakınmadığım için adımın yazılı olduğu kartı fark etmemişim. Konakladığım taş ev, namı değer Cukarin pastanesini birkaç ev geçtikten sonra solda solda kalıyor.

Ödüllü bir şefin girişimcilik hikayesi olan pastane, doğal malzemelerle hazırlanan ev yapımı geleneksel tarifleri ile meşhur. İçerisi mis gibi vanilya ve tarçın kokuyor. Ben alacaklıyım ama siz makul fiyatlı kurabiyelerin tadına bakmadan dönmek istemezseniz sabah ancak 9-12 ve akşam üzeri 18-21 arasında açık bulabileceğiniz pastaneyi es geçmemenizi öneririm! Yolunuz daha yakınlara, Büyükada’ya düştüğünde ise iskeleden meydana varınca sola sapın. Büyükada Pastanesi’nin Rum ustasından miras tariflerini denemelisiniz!

Kendi adıma alacaklıyım. Dubrovnik’de midemi bozmam neticesinde geçirdiğim iki aç günün ardından bu sabah da gemiyi beklerken kemirdiğim bir baget ekmek haricinde henüz bir şey yemedim ve canım istemiyor.

Korcula'nın surları ve tarihi şehri

Korcula’nın surları ve tarihi şehri

Odaya yerleşmem ve toparlanıp çıkmam öğle saatini buluyor ve şehrin tarihi sokaklarını gezmeden önce kendimi buz gibi deniz suyuna bırakmayı tercih ediyorum. Tarihi buruna dönmeden, şehir burçlarını arkama alıyor ve sola kıvrılan caddeyi takip ediyorum. İnsanlar yol boyunca denize giriyor. Beş dakika kadar yürüdükten sonra çakıl bir plaja ulaşıyor ve ben de havlumu seriyorum. Dalmaçya kıyıları çakıl ve kayalık, deniz ayakkabınız yoksa bile seyyar büfelerden uygun fiyata alabilirsiniz ve benim gibi deniz ile pek aranız olmasa bile bu kıyılarda cam gibi denizden çıkmak istemeyeceğinizi garanti edebilirim! Boyumu geçmeyen sakin denizde, ayaklarımın arasından geçen küçük balıkları kovalayarak serinliyor ve sakin plajda birkaç saat dinleniyorum. Burası durgun, sığ ve temiz denizi ile çocuklar için de çok uygun.

Dalmaçya kıyı tipinin bir özelliği de kıyısının dar olması ve aniden derinleşmesi imiş. Kıyılardaki emniyet şeritlerinin denizin derinleşmesine izin vermeyecek kadar yakın olmasını buna bağladım. İnsanlar evlerinin önünden denize girebiliyor; ne kadar güzel!

Odaya dönüp de kameramı elime aldığımda artık karnım yeterince acıktığını hissettim ve şemsiyeli meydandaki pizzacıda en sadesinden lezzetli bir pizza söyledim (30 kuna).

Korcula surlarından içeri, eski şehre giriş kapısı

Korcula surlarından içeri, eski şehre giriş kapısı

Denizci, tüccar ve kaşif Marco Polo’nun da doğum yeri olan adada pek çok dükkan ve hediyelik eşya bu ünlü korsanın kimliği ve kaşif ruhu ile özdeşleşmiş. Sanki bir müze gibi tasarlanmış hediyelik eşya ve anı dükkanlarını da gezdikten sonra bir de kostümlü sahnelerin sergilendiği müzeyi veya doğduğu evi gezmeye ihtiyaç duymadım.

Sur içinde kalan eski şehrin taş sokaklarda, dar koridorlarda tüm gün dolaştım.

Gün batımında sahilde yürüdüm.

Korcula'nın taş sokakları

Korcula’nın taş sokakları

Korçula büyük bir ada ve her kıyısında farklı bir şeyler keşfetmek mümkün.

Tarihi Korçula sokaklarında gezerken vitrinde rastladığım gümüş telkâri işlemeciliği de adanın geleneksel sanatlarından bir tanesi imiş, örneğin. Adalılara özgü meslekler arasında deniz savaşlarında nam salmış gemilerin inşaatındaki ustalıkları, hala aktif taş ocaklarından gelen taşları kullandıkları duvar işçiliği ve oymacılık sayılabilir.

Adasının batı limanı Vela Luka, merkez Korçula kasabasına 50 km mesafede. Bu limandan devam eden yürüyüş patikasının sonundaki Vela Spila tepesi, 20 bin yıl öncesine tarihlenen arkeolojik kalıntılara ev sahipliği yapan büyük mağara ile tanınıyor. Merkeze 15 dakika mesafedeki Lumbarda kasabasında bulunan MÖ 3. yy’a ait Yunanca tabletler bölgenin Hırvatistan’ın en eski kasabası olduğunu kanıtlıyor.

Bugünkü tarihinin kuruluşu 1214’e dayanan ada tarihinde 1571’de Osmanlı’ya ve 1797’de Napolyon’a karşı verilen mücadeleler önemli yer tutar. Napolyon’un işgalinden sonra Habsburglar, Sırp Krallığı, Hırvatlar, Slovenler ve Sosyalist Yugoslavya iktidarlarından sonra 1991’de Hırvatistan’ın kurulması ile bağımsızlığını kazanır. Ortaçağdan bu yana farklı kültürlerin bir arada yaşadığı adada farklı mezheplere ait kiliseleri görmek ve müzeleri gezmek mümkün.

Eylül’ün ılıman ikliminde sakin bir tatil özleyenlerdenseniz, adanın her sene Eylül ayının ikinci haftasında ev sahipliği yaptığı Uluslararası bir müzik festivaline katılma fırsatınız da olabilir.

Korcula’ya özgü bir dans var: Moreska. İki Kral arasında kalan bir prensesin hikayesini anlatan gösterisi yüzyıl başına kadar pek çok Adriyatik adasında yaygın iken bugün sadece Korcula da izleyebilirsiniz. Afrikalı Araplar Mağriplerin İspanya’yı işgali sonrası ortaya çıkan ve zamanla tüm güney Avrupa’da yayılmış kavga, İspanya’da Araplar ve Katolikler arasındaki çekişme, Adriyatik kıyılarında Osmanlılar ve Katolik Haçlılar arasında baş gösterir ve Osmanlı donanmasının Akdeniz’deki ilk mağlubiyeti olan İnebahtı Deniz Muhaberesi (1571) ile neticelenir.

Gösteri Prensesin Beyaz Kral’a aşkını ilanı ile başlar ve Prensese aşık Kara Kral’ın onu kaçırması ile sürüklenir. 4 asırdan uzun zamandır süregelen kılıç kavgası iyot kokan yaz aylarının ancak belirli akşamlarında sahneleniyor.

Cuma günümü Hvar’da geçireceğimve Korcula’dan Hvar adasına günde iki sefer var: sabah 6’da ve öğleden sonra 14:15’de. Yaklaşık iki saat süren deniz yolculuğunun ücreti ise 70 kuna. Biletimi öğlen olmadan meydandaki satış ofisinden alıyorum.

Korcula’dan ayrılmadan önce, tarihi şehri bir kez de viyolonsel sanatçısı Ana Rucner’in gözünden izlemek isterseniz buradan buyrun!

Korcula sahilinde gece gezmesi

Korcula sahilinde gece gezmesi

28.08.2014