Seyahatler üzerine okumaya, araştırmaya yeni yeni başladığım zamanlarda gezenbilir.com‘daki yazıları takip ediyordum. 

Bambina’nın Bosna Hersek ile ilgili o kadar güzel yorumları vardı ki; bir şehir, bir ülke bu kadar mı özlem dolu, bu kadar mı hayranlıkla anlatılır! Balkanlar rotası ve Saray Bosna’ya gitmek o günlerden aklımda idi ve iki hafta önce iki tepenin arasındaki güzel ovayı sulayan Miljacka Nehri kıyısında idim.

Şehir ile ilgili deneyimlerimi yazmadan önce anlatmak istediğim başka şeyler var.

Sarı Burç tabyasından sabah ışığında Sarajevo manzarası

Sarı Burç tabyasından sabah ışığında Sarajevo manzarası

Parça bölük anılarım var. Kimisi sadece bir gazete haberinden fotoğraf kalesi, kimisi televizyonda duyduğum bir çığlık.

Bir film var; naif, kırılgan, mavi: Grbavica. Damarlarına kadar sinmiş savaş ile yaşamayı öğrenen güzel insanların, kadınların, adamların, çocukların hikayesi! 2006 Berlin Film Festivali’nden altın ayı ödüllü, yaralı toprakların ortak yapımı. Filmin bir de şarkısı var, bir şehre yazılmış en güzel şarkılardan birisi: Sarajevo ljubavi moja: Saray Bosna sevgilim!

Dalmaçya kıyılarından geçen rotamdan eve döneli bir ay oluyor ve dün bir film daha izledim. Eleştirel bir gözle değerlendirecek teorik veya teknik bir bilgim yok ama bana göre sadece Saraybosna’ya değil, Tito’nun topraklarına dair izlenmesi gereken bir film! Savaşı dramatize etmiyor, taraf tutmuyor ve kimseye acımıyor! Sakin, açık ve net bir film, kelimelere pek sıra gelmiyor: In the Land of Blood and Honey (2011)

Gazetede bir haber var. Bir asker kulübe gibi bir evin çatısına çıkmış ve zafer işareti ile belli ki havadan fotoğrafını çeken arkadaşını selamlıyor. Çatıya beyaz bir boya ile birkaç kelime yazıyor. Fotoğrafın altında da Türkçe açıklama. Kelimeleri tam hatırlamıyorum ama zihnimde uyanan soru: Savaşta neden kadınların önce kocaları ve çocukları öldürülür ve sonra neden onlara tecavüz edilir ki, bu bir zafer midir?

O haberlerin 11-12 yaşımdaki zihnimde uyandırdığı soruyu bugün bir kadın gazeteci yanıtlıyor (yani Bambina):

bir antikacının tezgahına terkedilmiş savaş anıları

bir antikacının tezgahına terkedilmiş savaş anıları

Bir günlük var. Gazetede yazı dizisi olarak okuduğumu hatırlıyorum. Bir evin altındaki sığınağa saklanmışlar, karınları aç. Şehirde bombalar patlıyor. Tüm bu satırları küçük bir kız çocuğu günlük yazıyor ve Dünya günlük bir gazeteden okuyor; televizyonda savaş haberleri var (google’dan bulamadım maalesef).

Lisedeyim, savaş yeni bitmiş. Okulda yabancı misafirlerimiz var. Hepsi de kız olan liseli bir grup. Geldiklerinde biz derste idik sanırım ki karşılamak için bahçeye inmiştik, epey kalabalık olmuştu. Bahçede top oynamıştık. Hepimizden daha uzun boylu ve açık renkliydiler. Renkli gözleri vardı ama donuk bakıyorlardı, bizim gibi gülmüyorlardı.

Okul çıkış saatine doğru misafirlerimiz için bir uğurlama merasimi düzenlendi. Uzun boylu, güzel bir Boşnak kız kürsüde şiir okuyordu ve yanında başka biri tercüme ediyordu. Son dizede kız hıçkırıklara boğuldu ve yanımızda sahneyi izleyen diğer arkadaşları da ağlıyordu.

Genç kız şiirinde babasını anlatıyordu ve savaşta kaybettiği ailesini. Aynı diğer çocuklar gibi.

Bir roman var. Ayşe Kulin yazmış: Sevdalinka! 

Saray Bosna’da Katedralin hemen karşısında bir fotoğraf ve belgesel galerisi var: Galerija 11/07/95. “Katiam nedir?” sorusunu teorik tanımı ile başlayan sergi, salondaki videoda Birleşmiş Milletler ve Sırp askerlerin mahkemede verdikleri ifadeleri ile devam ediyor. Sergi girişinde pek çok erkeğin vesikalık fotoğrafının asılı olduğu salondaki iki bilgisayarda sunulan videodan 1995 Temmuz ayında yaşanmış katliamı gün gün kronolojik olarak takip edebilirsiniz.

Salondaki her bir fotoğrafın ise hikayesi var. Görevli bayan, saat başı yaptığı sunumda tek tek anlatıyor. Sunumunun başında tarihten bahsederken kurduğu tek bir cümle yaşanan tüm acıları özetliyor belki de: “1991’de Yugoslavya dağıldığında Slovenlerin ve Hırvatların kendi toprakları vardı, dağıldılar. Ama biz burada kardeştik, bir arada yaşıyorduk ve Dünya bunu istemedi!”

Galerija 11/07/95 sergisi

Galerija 11/07/95 sergisi

Bugün insanlar bir arada yaşıyor, ezan sesi çan sesine karışıyor; günde beş kez ezan okunan minarenin karşısındaki kiliseden her saat başı çan sesi duyuluyor. Bugün penceresindeki saksıda çiçek açan evlerin duvarlarında bomba ve mermiler izleri var, insanlar evlerinin önündeki mezarda yatan kardeşlerinin, çocukken top oynadıkları arkadaşlarının mezarlarına bakarak güne uyanıyor. Sokaklarda değnekli amcalar ve yaşlı teyzeler var, neşeli gençler var.

Antikacılar, bit pazarları ve hediyelik eşya satıcıları var. Cebinizde, anahtarlık diye hedefini ıskalamış bir Sırp kurşunu taşımak ister misiniz?

9 mm Luger PPU

9 mm Luger PPU

Bir pazar yeri var. İki kez bombalanmış, kaçan insanları televizyonda, haberlerde gördüm. Bugün oradaki tezgahlarda taze sebzeler ve mis kokulu meyveler satılıyor. Pazar yerinin bir köşesinde üzeri camekanla örtülmüş bir çukur ve duvarda da bir pano var ve Jena’nın ve kızının ismi şimdi bu panoda yazıyor; Mirza ise belki hala sokakta…Sarajova’da savaş biteli 19 sene oldu…

Saray Bosna'da Markale pazarı

Saray Bosna’da Markale pazarı

Sarajevo’da kaldığım tek geceden on bir gece sonra, bizimle ve birbirleri ile ağız tadları, kelimeleri bu kadar birbirine benzeyen dünya cenneti, yemyeşil şehirleri adımlayıp evime dönen uçağım gece saat 2’de Yeşilköy Atatürk Havaalanı’na indi. Aynı saatte iki veya üç uçak daha alana henüz inmiş. Gümrükte büyük bir kargaşa vardı; çocuk sesleri ve pek çok Ortadoğulu kadın. Halen Suriye’de ve Irak’da masum insanlar eziyet görüyor, öldürülüyor, aileler dağılıyor: Kravatlı bürokratlar müzakere ediyor ve Dünya seyrediyor!

Eylül 2014