Split, Dalmaçya kıyılarından geçen rotamda konaklamadığım tek şehir.

Öncesinde fazla araştırma yapma fırsatı bulamadığım, rotamın zayıf halkası diyebileceğim şehir gezisi için aklımdaki plan, öğlene kadar Unesco korumasındaki sarayı gezmek ve öğleden sonra da yine Unesco korumasında olan yakınlardaki bir kasabaya gidip gelerek günü tamamlamak şeklinde idi. Gel gör ki, yeni gün henüz kızarmışken Hvar‘dan hareket eden katamaran ile güneşin erken ışıkları ile aydınlanan limana vardığımda içim şehre beklediğimden daha fazla ısındı!

Gar, hemen limanın devamında yer alıyor. Gara giden kaldırım üzerinde ve gar içinde de bagajınızı emanet edebileceğiniz alternatifler mevcut. Günlük ücret 15 kuna; dikkat etmeniz gereken kriterler gece teslim saati ve bırakacağınız eşya sayısı. Örneğin, bavulumu yolda ilk gördüğüm depoya teslim ettikten sonra akşam saat 21’de kapattığını ve ücretin parça başına hesaplandığını öğreniyorum. Gardaki emanet dolaplarını ise gece 22:00’ye kadar kiralayabiliyorsunuz. Farklı boylardaki dolaplarda birden fazla parça eşyanızı rahatça sığdırmanız ve 10-20 kuna arası bir ücret ödemek mümkün.

Garda, gişede yeni iş başı yapan görevli, bilgisayarın henüz açılmadığını, önceden e-mail ile rezerve ettiğim ve kredi kartım ile ödediğim bileti (elimde sadece doldurduğum ve scan edip geri gönderdiğim form var) değiştirmek istersem (koltuk almıştım ama yataklı vagon ile değiştirmek istiyordum) öğleden sonra veya sefer saatinde gelmemi söyledi.

Aynı sokakta yolcuların soluklanması için birkaç kafe ve bir de pastane tezgahı var. Güne, bir poğaça ve bir bardak çay ile başlıyorum.

Split pazar yeri: domates ve fasülye etiketleri dikkatinizi çekti mi?

Split pazar yeri: domates ve fasülye etiketleri dikkatinizi çekti mi?

Bu sokağın hemen arka tarafında kurulan şehir pazarı yeni yeni hareketleniyor. Mis kokulu meyve tezgahları arasında geziyor, gözüme kestirdiğim bir tezgahtan bir kutu yeşil incir alıyorum (10 kuna).

Burası epey geniş bir pazar yeri, bir bölümü sebze meyve tezgahlarına ayrılmışken, tavuk satan dükkanlar, tekstil dükkanlarının önüne atılmış tezgahlar da sıra sıra genişliyor. Bir köşede kendi halinde tığ işini yapan ve yanında oturan arkadaşı ile sohbet eden sevimli teyzeyi izliyorum. Biraz uzaklaştıktan sonra geri dönüyor ve elimle kameramı göstererek izin istiyorum. Gülümsüyor, çantasını karıştırmaya başlıyor. Kimlik kartının üzerindeki adresini işaret ediyor; Bosna Hersek doğumlu Rita teyzenin fotoğraflarını en kısa sürede kendisine postalayacağım.

Rita teyze, pazar yerindeki tezgahında el emeği göz nuru tığ işlerini hem üretiyor hem de satıyor

Rita teyze, pazar yerindeki tezgahında el emeği göz nuru tığ işlerini hem üretiyor hem de satıyor

Tezgah tezgah gezerken hava da ısınmaya başlıyor ve saat 10’a yaklaşıyor. Caddenin karşına geçiyor ve eski şehrin Gümüş Kapı’sından içeri giriyorum. Şehir dört ana kapısı var. İlerideki Turizm ofisinden harita alıyor ve broşürleri inceliyorum. Belli ki Hırvatistan yönetimi ve insanı turizme çok önem veriyor ve tüm ofislerdeki broşürler, şehir tanıtımı için hazırlanmış dokümanlar oldukça ilgi çekici, renkli resimli ve kapsamlı.

Saat başına kadar meydanda bekleyemedim ama isterseniz saat başlarında rehber eşliğinde ücretsiz şehir turuna da katılabilirsiniz. Güneş daha fazla yükselmeden St. Domnius Katedralinin çan kulesine tırmanıyor ve hem Unesco korumasındaki eski şehri hem de modern limanı ve şehri yukarıdan izliyorum (15 kuna).

Katedral çan kulesinden Split manzarası; eski şehir, yeni şehir, sahil yolu Riva ve Marjan tepesi

Katedral çan kulesinden Split manzarası; eski şehir, yeni şehir, sahil yolu Riva ve Marjan tepesi

Eski şehrin ana yolunu izleyerek dışarı çıkıyorum ve Cumhuriyet Meydanı’ndan (Trg Republike – Prokurativa) geçiyorum. Yola çıkmadan önce okuduğum bir blogda balık pazarının da muhakkak öğleden önce görülmesi gerektiği yazıyor idi; haklı imiş! Gidin ve görün; turist olduğunuz her halinizden belli olunca size satış yapmaya çalışmıyorlar ve balıklarının fotoğrafını çekmenize de aldırış etmiyorlar. Bana pek tanıdık gelmeseler de, bu pazarda türlü türlü deniz böceği, ahtapot ve mürekkep balığı fotoğraflayabilirsiniz.

Split balık pazarı

Split balık pazarı

Sıcak bir gün ve öğle saatini Trogir’e giden otobüste geçirmeye karar veriyorum. Trogir‘de geçirdiğim keyifli bir kaç saatten sonra klimalı bir belediye otobüsü ile serin serin Split’e geri dönüyorum.

Otogardan sahile inerken alışveriş caddeleri Kralja Tomislava ve Marmontova’dan bir kez daha geçiyorum. Bu caddeler boyunca şık kafeler, mağazalar ve yüzyıl başı mimarisi binalar görebilirsiniz. Köşedeki bir duvardan meydandaki kovaya su fışkırtan baş parmak ise özellikle çocukları çok eğlendiriyor. Fıskiye neye duyarlı anlayamadım ama caddedeki kalabalığa göre harekete geçiyor olabilir.

Bugün deniz kenarındaki son günüm. Gün batımını izlemek için şehir haritasında batıda kalan Marjan tepesine tırmanıyorum. Bir bar-restoranın olduğu seyir terasına kadar merdivenlerle beş-on dakikada çıkabilir devamına ise merdivenlerden veya doğrudan orman patikasından devam edebilirsiniz.

Marjan tepesinden gün batımı

Marjan tepesinden gün batımı

Şehir merkezine bu kadar yakın bir ormanda soluklanmak için bir banka oturduğunda, ağaçlarda dolaşan bir sincabın kaçırdığı meşe palamudu da sizin kısmetinize düşebilir.

Sahil şeridinden (Riva) yürüyerek eski şehre yaklaşıyor ve ara sokaklardan geze geze Altın Kapı’ya doğru yürüyorum. Altın Kapı’nın önündeki devasa Grgur Ninski heykeli restorasyon için kapatılmış ancak tek bir nokta gecenin karanlığında parlıyor. Bu heykelin ayak parmağına dokunmak iyi şans getirirmiş; hadi bakalım!

Split’den güzel bir haber de şehir merkezinde bir kaç noktada ücretsiz wifi hizmeti veriliyor olması; misal balık pazarının karşısındaki merdivenlerde oturmuş pazardan aldığım meyveleri yerken bir yandan da instagram güncellemesi yapabildim.

Tarihi şehrin ara sokaklarda bir tur daha attıktan sonra dönüş vakti yaklaşıyor ve saat tam dokuzda emanet verdiğim bavulumu da alıp biraz soluklanmak için sabah da kahvaltı ettiğim kafede oturuyorum. Pastaneden börek yanında bir bardak çay iyi geliyor. Çaya bizim de çay dediğimizi bilmiyormuş ve ben sorduğumda öğrenmiş oluyor. İstanbul’dan geldiğimi öğrendiğinde ise “ooo Süleyman ve Hürrem!” diyor; “Muhteşem Yüzyıl” buralarda da popüler bir dizi imiş!

Split, Hırvatistan’ın en büyük limanı ve tarihi deniz savaşları ile yazılmış toprakların en büyük denizcilik müzesi de bu şehirde olmalı, kaçırmamalı derseniz adresi burası!

Macera dolu bir tatil için, Split şehrinde konaklayacak iseniz, buradan adalara gidebilir veya alternatif turlara katılabilirsiniz. Elimdeki rengarenk broşürü siz de buradan inceleyebilirsiniz.

Split eski şehirdeki bir meydandan manzara

Split eski şehirdeki bir meydandan manzara

Tren biletimin basılı olmadığını, sadece bana mail ile gönderilmiş ve kendi doldurduğum bir rezervasyon formumum olduğunu, bunun trende görevli sorduğunda eksik olacağını gardaki görevliye anlatmaya çalışıyorum ama sorun yok diyor. Vaktinde gelen trende vagon vagon dolaşan Uzakdoğulu bir kız ise kendisinin yataklı vagondan bilet altığını ve yataklı vagonu bulamadığını anlatmaya çalışıyor. Kendi eşyalarımı boş bulduğum bir vagona bıraktıktan sonra ben de baştan biletimi değiştirme niyetinde olduğum için vagonlarda dolaşmaya başlıyorum ve aynı kıza tekrar rastlıyorum. Bulamamış.

Tren fazla kalabalık değil, sadece ilk iki odanın camında rezerve yazıyor ama isim yazmamışlar. Sonradan gürültücü bir öğrenci grubu geliyor ve buralara yerleşiyor. Biz kabinde iki kişiyiz ve tren hareket edince kapıyı çekiyor ve karşılıklı koltuklarda uzanarak uyuya uyuya Zagreb’e kadar gidiyoruz.

Bilet görevlisi geldiğinde elimdeki formu gösteriyorum ve evirip çevirmesine rağmen İngilizce bilmediği için soru da soramıyor, anlatmak istediğimi de anlamıyor; geçip gidiyor.

Son derece nemli ve sıcak bir yaz akşamında bindiğimiz tren gece boyunca serinliyor ve sabah 6’da sonbaharı kucaklayan bir başkentte uyanıyoruz.

Daha önce tren ile ilk gece yolculuğumu Lviv-Kiev arasında yapmıştım ve benzer iklimler arasında gittiğimiz ve yataklı vagonda battaniyeye sarılıp uyuduğum için ısı değişimini farketmemiştim. Bu geceki vagon ise tüm gece boyunca ısıtılmadı ve soğudu. Ben üzerime uzun kollu bir penye ceket giymek ile yetinmişken Zagreb’e yaklaştığımızda tren görevlisi camları çalıp herkesi uyandırdığında yan kabindekilerin yanlarında getirdikleri sarıldığını, kabin arkadaşımın uyku tulumunu ufacık katlayıp sırt çantasına sıkıştırdığını görüyorum. Uyku tulumu bu tarz yolculuklar için çok faydalı olabilir, alışveriş listeme ekliyorum!

Hoş geldin sonbahar, hoşbuldum Zagreb!

30.08.2014