Dalmaçya kıyılarındaki yolculuğumun ilk durağı olan Saraybosna ile ilgili aklımın bir yerlerinde kazınmış pek çok hikaye var. Yolculuk yaklaşık iki saat sürüyor. Hava durumu bugünü yağmurlu gösteriyordu ama havaalanından çıkarken saatimi de bir saat geriye alıyor ve günlük güneşlik yeni bir sabaha başlıyorum.

Haberlerde gördüğüm, kurgularla izlediğim kanamış yaranın kabuk tutmuş sokaklarında dolaşmak ve lezzetini merak ettiğim Boşnak böreğine ve köftesine doymak için iki günüm olacak!

Havaalanının çıkışındaki döviz bürosunda veya Sebil’in karşısındaki büroda TL bozdurabilirsiniz. Ayrıca TL/Euro kur farkı ödemeyeceğiniz için daha ekonomik olacaktır. Çarşı içindeki turistik dükkanlarda kuru biraz yuvarlayarak 1 euro: 2 KM kuru ile alışveriş yapabilirsiniz. 

Gezmenin sonunu bulamayan bir arkadaşımın da tavsiyesi ile havaalanından taksiye biniyor ve şehir merkezine gitmeden önce aynı semtteki Umut Tüneli’ne gidiyorum. Taksi şoförü şehir merkezi ile Butmir mahallesinin ters yönlerde olduğunu bu nedenle toplam ücretin 50 KM (25 euro) olacağını söylüyor. Havaalanı-şehir merkezi arası taksi dışında ulaşım alternatifi yok ve bu nedenle de taksimetre açmıyor ve sabit ücret belirlemişler (30 KM).

Ne kadar da güzel bir gün; itiraz etmiyorum. Süngerleri biraz eskimiş olsa da rahat sayılabilir koltukta arkama yaslanıyor ve pencereden şehri seyretmeye başlıyorum.

Aslına bakarsanız, benzer ekonomik zorluklarla baş etmeye çalışan başka bir halkın şehrinde, Kharkiv’de otelden havaalanına giderken bindiğim taksi ile kıyaslayınca bu taksi gayet yeni bile sayılabilir.

Saray Bosna Başçarşı

Saraybosna Başçarşı dükkanları

Bu noktada kabul ediyorum ki; İstanbul’da yaşamanın getirdiği pek çok metamorfozik yan etki vardır. Kravat takan, topuklu ayakkabı giyen ve henüz gün doğarken yollara dökülen, ofislerinin sera etkisi ile kafası bulanan İstanbullu beyaz yakalılar zaman içinde tüm dünyanın Boğaziçi ve kıyısındaki yalılar etrafında döndüğüne inanmaya başlar. Şehir merkezinde, caddeye, köprüye, denize yakın, fiyatı milyon dolarlara vurmuş “güvenlikli, site içi” evler için emlakçı ilanların bakar; yabancı araba markalarının son modellerini takip ederken yurdumun geriye kalan tüm şehir, kasaba ve “mahalleleri”nde kuş serisinin dolandığını görmezden gelebilirler.

Anadolu’nun küçük bir şehri havasındaki çift şeritli yol gittikçe daralıyor. Yaklaşık 10 dakika sonra, bahçe içinde ufak tefek evler arasından geçiyor ve 1992 baharından itibaren 3,5 yıl boyunca milliyetçi Sırp askerlerince sarılmış başkentin tek çıkışı, Umut Tüneli’nin kapısı olmuş ve sırrını duvarlarındaki mermi izleri ile saklamayı başarmış müze evin önündeyiz.

Taksi şoförü, evin karşısındaki otoparkta beni bekleyeceğini söylüyor. Kameramı ve kimliğimi alıp eve doğru yürüyorum.

Müze evin giriş ücreti 10 KM. Bu mahalleye toplu taşıma ile ulaşabilmek biraz sıkıntılı ve müze ziyaretçileri genellikle taksi ile veya tur otobüsleri ile geliyor. Bahçede önce video odasına gidiyor, 1984 Kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapan bir kentin on senedeki dönüşümünü, bombalarla yakılan, yanan binalarını, evlerini, tünel kazılırken çekilmiş ve daha sonra bombalar altında bir ekmek için beş yaşında çocuktan daracık tünelde zorlukla yürüyebilen ihtiyarlara kadar kuşatma dışına çıkıp tekrar eve dönmeyi göze almış şehirlilerin kayıtlarını izliyorum. Çemberin dışına sağ salim çıkabilmiş bir insan neden geri döner diye sormak geçiyor içimden; yutkunuyorum. Dönüşte izlediğim bir film var. Eleştirel bir gözle değerlendirecek teorik veya teknik bir bilgim yok ama bana göre sadece Saraybosna’ya değil, Tito’nun topraklarına dair izlenmesi gerek! Savaşı dramatize etmiyor, taraf tutmuyor ve kimseye acımıyor! Sakin, açık ve net bir film, kelimelere pek sıra gelmiyor: In the Land of Blood and Honey (2011)

Tünelin üst katında küçük bir müze odası var. Videoda izlediğim kazı yapan insanların eşyalarını, kıyafetlerini, fotoğrafları, bölgede bulunan silahları, mayınları, o günlerin gazete sayfalarını ve işgal haritalarını görebilirsiniz.

Bahçesinden Saray Bosna Umut Tüneli'nin kazıldığı ev bugün müze olarak da ziyaret edilebiliyor

Bahçesinden Saraybosna Umut Tüneli’nin kazıldığı ev bugün müze olarak da ziyaret edilebiliyor

800 metre uzunluğundaki Umut Tüneli havaalanının altından geçtiği için bugün  güvenlik gerekçesi ile kapatılmış, ancak 25 metresini yürüyerek tekrar bahçe içine çıkıyorsunuz. 4 ay 4 günde kazılmış ve ahşap kazıklarla açılmış bir metre genişliğindeki tünelin yüksekliği ise 1,60 cm.

Yarım saat kadar sonra karşı sokaktaki otoparka geliyorum ama  acaba taksinin plakası ne idi; rengi beyazdı, yoksa değil miydi, ama burada kaç tane beyaz araba var; üzerinde taksi yazıyor muydu; ben İstanbul’dan gelmedim mi; benzer bir durumda  ne bavulumun ne de sırt çantamın arabada beni bekleyeceğini ummak hayal olacakken henüz adımımı atalı bir saat bile olmamış bir ülkede dil bilmez yol bilmez ben nasıl da on günlük eşyamı bırakıp gittim gibi sorular eşliğinde güneşten gözümü kırpıştırıyorum. Tam bu esnada, ilerideki parktan bana doğru el sallayan adamı farkediyorum. Bana seslenen Boşnak adeta içime de su serpiyor; bana ilerideki bankta birlikte oturduğu diğer üç genci gösteriyor. Üç İtalyan turist (ki iki tanesi Bosna göçmeni imiş) benim gibi müzeyi görmeye gelmişler ama şehre dönüş için buradan taksi bulmaları çok zormuş. İzin verirsem bizimle şehre gelebilirler miymiş; tabi ki!

Bavulları ve kendimizi arabaya sığdırıp şehir merkezine doğru yola düşüyoruz. Boşnakça konuşan üç kişi ve İtalya’dan gelmiş biri İtalyan üç kişiden ne beklersiniz; sohbetin başı sonu gelmiyor; sağolsun şöför arada bana da İngilizce özet geçiyor da yol fazla uzamıyor.

Saray Bosna Katedrali

Saraybosna Katedrali

Havaalanı yolundan geçiyor ve daha da yeşillik bir tepede (benim fotoğraf çekmem için) duraklayıp şehre önce tepeden bakıyoruz. Yaklaşık 15 dakika sonra bir evin önünde duruyoruz. Şoför bana sokak tabelasını ve bina numarasını gösteriyor; rezervasyon adresi burası ama kapıda ne isim var ne de bir tabela. “yasal bir otel olmayabilir, sorun değil” diyor. Bir gece için 12 euro ödüyorum.

Kapıyı bir amca açıyor ve rezervasyon formunu teyid için bana önce adımı soruyor sonra da Türkçe selam verip nereliyim diye soruyor. Kendisinin dedesi zamanında Konya’dan gelmiş ama kendisi Türkiye’yi hiç görmemiş. Ancak birkaç kelime hatırladığını ve köklerinin geldiği toprakları görmediği için üzgün olduğunu söylüyor. Birkaç kelime Türkçe birkaç kelime İngilizce anlaşıyoruz. Evlerinin üst katındaki üç odayı turistlere kiralayan yaşlı çift de alt katta yaşıyor. Bana evin ve bahçe kapısının anahtarlarını veriyor, gece geldiğimde kapıları kitlememi tembihliyor ve bir şey sormak istersem alt kattaki evine gelebileceğimi söylüyor. Eşyalarımı bırakıyor ve şehri keşfe çıkmanın zamanı geldi; kahvaltıyı da pas geçince karnım epey acıktı!

Güneşli bir Cumartesi gününün öğle saatlerinde Başçarşı epey kalabalık, sokaklara taşmış masalardan mis gibi köfte kokuları geliyor! Meydandaki turist kalabalığından biraz uzaklaşıp Belediye Binası’nın (eski milli kütüphane) alt tarafında kalan sokakta, köşede bir köfteci ve sokakta boş bir masa görüyorum. Benim gibi bekleyen yan masadan bir bey kalkıp garsonu çağırana kadar kimse ne yersin, içersin diye sormuyor. Etrafta pek turist görünmüyor, daha ziyade bir aile ziyaretinden gelmiş gibi şık giyinmiş yaşlı insanlar var. Bir porsiyon (200 gr) ve şişe kola için menü ücreti 10 KM. Üç gün boyunca yediğim en leziz köfte idi; öneririm.

Saray Bosna'da gece eğlencelerinin adresi: Zelenih Beretki Caddesi

Saraybosna’da gece eğlencelerinin adresi: Zelenih Beretki Caddesi

Şehirde bir gece konakladım ve şehir merkezinde dolu dolu iki gün geçirdim. Aynı sokaklardan, paralel sokaklarda, kesişen sokaklarda farklı saatlerde tekrar tekrar geçip her seferinde yeni bir şey farkettim. Tarihi sokakların girişindeki tabelalarda sokak hakkında kısa bilgiler bulunuyor. İster göz atın ister barkodu okutun, geçtiğiniz yeri tanıyın derim!

Başçarşı sokakların tümü tek bir meydana çıkıyor. Aynı zamanda bir buluşma noktası olan sebilin etrafı her saat kalabalık. Bir söz varmış; bu sebilden su içen şehre geri dönermiş; ihmal etmeyin. İki gün boyunca su şişemi bu çeşmeden doldurdum, bakalım ne zaman tekrar gideceğim?

Sebilden şehrin ortalayan Miljacka nehri kıyısına geldiğinizde restorasyonu henüz tamamlanmış ve 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. yıldönümü öncesinde, Mayıs 2014’de açılışı yapılmış Belediye Binası’nın önüne çıkarsınız. Osmanlı modeli çarşının diğer yüzünde 19. yüzyıl Endülüs mimarisi eseri olan görkemli kütüphane binası Bosna-Hersek’te yaşayan Boşnak, Sırp, Hırvat ve Yahudiler’e ait el yazması ve önemli eserlerin de bulunduğu yaklaşık 6 milyon kitap ve arşiv belgeleriyle “ülkenin hafızası” konumunu kazanmış. Bugün belediye Binası olan yapı, diğer adı ile Vijeçnica Kütüphanesi, şehrin milliyetçi Sırpların (Çetnikler) kuşatmaya alındığı 1992’de bombalanmış ve üç gün süren yangında 155 bini el yazması ve ülkenin ulusal arşivlerinin de bulunduğu 2 milyondan fazla eser yok olmuş.

Ziyaretçilerin tarihi binanın üst katlarına çıkmasına izin verilmiyor; giriş katında eski fotoğraflardan ve restorasyona dair mimari çizimlerin yer aldığı bir sergi ve mozaik ve kalem işi tavan süslemeleri, seramik panolar görülmeli!

Saray Bosna Belediye Binası (eski milli kütüphane)

Saraybosna Belediye Binası (eski milli kütüphane)

Başçarşı’nın taş sokaklarında dolaşıyorum. Başçarşı Cami’nin avlu kapıları kapalı; Gazi Hüsrev Bey Medresesi ve Camisi ise bugün müze gibi ziyaret edilebiliyor. Farklı bir şey görmeyi beklemediğim için içeri girmiyorum. Namaz kılmak isteyenler ise ancak dış revakların altında kılıyorlarmış. Pazar sabahı tekrar geldiğimde avludaki sebilin önünde halı yıkayan bir abla vardı, yurdum insanı!

Antikacılar sokağı, Bakırcılar Çarşısı derken Bursa Bezistanının önüne geldiğimde kapalı çarşıda kapı duvar buluyorum. 1551 tarihli bu bina müze olarak geziliyor ve şehir tarihi ile ilgili sergiler ve şehrin 1878 dönemini gösteren bir maketi bulunuyor.

Bursa Bezistanı gibi kamu yönetiminde olan dört müze daha var ve hafta sonu sadece Cumartesi günü 10:00-15:00 arası ziyaret edilebilen müzeler hafta içi ise 10:00-18:00 arası açıklar. Internet sayfasından detaylı bilgi alabilir ve yürüme mesafesindeki beş müze için ortak bilet (10 KM) alarak ekonomik bir gezi planlayabilirsiniz.

Başçarşıda bir antikacı vitrini: Yashica Electro 35 (1960'lar)

Başçarşıda bir antikacı vitrini: Yashica Electro 35 (1960’lar)

Çarşının en yüksek noktası Saat Kulesi olarak görünüyor; kapısı bir hanın içindeki restoranın arkasında kalan kuleye çıkılmıyor.

Şehir Katedrali’nin önü şehrin diğer kalabalık noktası. Sokaklar cıvıl cıvıl. Katedralin yan tarafındaki binada yer alan Galerija 11/07/95 müzesi her gün ziyarete açık. Tika (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) tarafından desteklenen serginin giriş ücreti 12 KM. Sadece bakmak değil görmek de istiyorsanız ziyaret etmenizi öneririm. Birkaç fotoğraf bakayım diye girdiğim sergide-müzede videoları izliyorum, saat başında salona giren ve önce tarihçeyi sonra fotoğraf projesini ve tek tek fotoğrafların hikayesini anlatan rehberi dinliyorum ve yaklaşık iki saat geçiriyorum.

Salondaki ekranda Sırp savaş suçlularının mahkemede verdikleri ifadelerini izlerken ekranın etrafına asılmış Potoçari Pil fabrikasında (Srebrenitsa) çekilmiş fotoğrafları seyretmek insanın içini acıtıyor. Toplu infaz yapılmış fabrika duvarlarında fotoğraflanmış Hollandalı Birleşmiş Milletler askerlerinden bir tanesinin yazısı şöyle: I am your best friend, I will kill you for nothing, Bosnia 1994.

Sergideki her bir fotoğrafın ise hikayesi var. Görevli bayan, saat başı yaptığı sunumda tek tek anlatıyor. Sunumunun başında tarihten bahsederken kurduğu tek bir cümle yaşanan tüm acıları özetliyor belki de: “1991’de Yugoslavya dağıldığında Slovenlerin ve Hırvatların kendi toprakları vardı, dağıldılar. Ama biz burada kardeştik, bir arada yaşıyorduk ve Dünya bunu istemedi!”

Duvardaki bir kartta 18. yüzyılda yaşamış İrlandalı-İngiliz filozof bir siyasetçi Edmund Burke’nin bir sözü Türkçe ve İngilizce olarak yazıyor: Kötülüğün zaferi için, iyilerin hiçbir şey yapmaması yeterlidir!

Galerija 11/07/95 sergisi

Galerija 11/07/95 sergisi

Katedral önünde kurulmuş bir stanttan turistik amaçlı hazırlanmış Türkçe bir şehir haritası alıyorum (2 KM). Harita üzerinde gezi güzergahlarından, müzelere ve restoran alternatiflerine kadar şehir merkezi hakkında püf noktaları verilmiş ve çevresini kısaca tanıtılmış.

Caddede Başçarşı’ya doğru yaklaştıkça mimari de değişmeye başlıyor ve işte yol ayrımındayım! Doğu ile Batı’nın, farklı kültürlerin buluştuğu şehir: Saraybosna’dasınız!

Şehri seyretmek için güzel bir alternatif ise Osmanlı dönemi tabyalarının olduğu Vratnik Tepesi. Belediye Binasının arkasından yukarı doğru bir sokaktan çıkabilirsiniz. Kovaçi Sokağı’ndaki antikacılara ve zanaatkar dükkanların vitrinlerine baka baka çıkıyorum. Taş sokak bittikten sonra yol boyunca devam eden evlerin pencerelerinin arada kalan büyük mezarlığa bakması ilk başta beni biraz ürkütüyor ama şehre alışmaya başladıkça ben de kabul ediyorum. Ülkenin kurucu önderi Aliya İzzetbegoviç’in mezarı da vasiyeti üzerine bu mezarlıkta, silah arkadaşlarının arkasında yer alıyor.

Sarabosna Kovaçi tepesi şehitliği

Sarabosna Kovaçi tepesi şehitliği

Gün batımı öncesi bir heves en yüksekteki Ploca Kapısı’na kadar tırmanıyorum. Şehri çevreleyen surların bir burcu olan bu kapı bugün İzzetbegoviç Müzesi ve hafta sonu olduğu için kapalı. Diğer bir kapı Sirokaç’dan geçerken evinin önünü süpüren bir teyzeye yönümü soruyorum. O İngilizce bilmiyor ben ise Boşnakça veya Almanca. El yordamı ile anlaşıyoruz. Sonraki günlerde Hırvatistan’da da benzer bir diyalog yaşadıktan sonra diyebilirim ki, Avusturya-Macaristan döneminin kültürel mirasının, hem mimarisi hem de lisanı ile hala hayatın içinde olması kayda değer!

Sarı Tabya’nın bahçesinde bir kafe, piknik masaları ve şehri seyreden banklar var. Buradan güzel bir gün batımı izleyebilirsiniz. Fotoğraf çekmek isterseniz önerim sabah erken gitmeniz olacak; yeni bir sabaha uyanan şehrin ihtişamını havanın ısınması ile yükselen bulutların altından seyredebilirsiniz.

Geldiğim yoldan geri nehir kenarına iniyor ve akşam yemeği için İnat Kuca’nın bir masasına yerleşiyorum. Menünün ilk sayfasında restoranın tarihi anlatılmış.

Dört asır süren Osmanlı iktidarının ardından Berlin Anlaşması ile Avusturya Macaristan monarşisi yönetime gelir ve şehirde geniş kapsamlı bir imar hareketi başlar. Postahane, müzeler, hukuk fakültesi ve barok tarzlı, gösterişli binalar o dönemden günümüze ulaşanlar. İktidarın da gücünü gösterecek görkemde tasarlanan Belediye Binası’nın inşası nehir kenarında planlanır. Arsa Benderija isimli yaşlı Boşnak’ aittir ve inatçı amca durduk yere yerinden yurdundan edilmeye razı olmaz. Uzun müzakereler neticesinde ancak bir kese altın ve evini tuğla tuğla söküp nehrin karşısına taşınması karşılığında ikna edilebilmiş. 1895’den bu yana da ihtiyarın evi İnat Kuca olarak bilinir olmuş ve 1997’de yerel lezzetler sunan bir restorana çevrilmiş.

Yan masamdaki Boşnak aile yemeğe bakır kaplarda gelen çorba (Begova, tavuk suyuna sebze çorbası) ile başlıyor ve çorba gerçekten de çok güzel görünüyor. Ben ise ortaya karışık bir Boşnak tabağı söylüyorum, Sarajevski Sahan (dolme, sitni cevap, bamija: 14 KM), içinde neler geleceğini anlamak zor olmasa gerek! Dileyene ortaya karışık ızgara tabağını da menüye eklemişler.

Inat Kuca'da ortaya karışık tabak (Sarajevski Sahan) pek lezzetli!

Inat Kuca’da ortaya karışık tabak (Sarajevski Sahan) pek lezzetli!

Biber, yaprak ve soğan dolmalarının içine pirinç yerine de kıyma koyuyorlar; soğansız bir yemekleri yok, sarmayı üzerinde yoğurt ile servis ediyorlar ve etli bamya da çok lezzetli. Ev ekmeği ile bakır sahanın dibini de sıyırdıktan sonra hesabı ödüyor ve iki paralel sokaktaki odama dönüyorum.

Akşam yemeğimi beklerken okunan ezanın sesi saat başı çalan kilisenin çan sesine karışıyor; öyle renkli, sesli, hareketli ve barış dolu bir şehir burası!

Başkentteki tek gecemde gece fotoğraflamak istediğim rotayı çizmiş tam kapıdan çıkıyorken sağanak bastırıyor. Biraz yavaşlamasını beklemek için odada oyalansam da nafile!

1995’den bu yana düzenlenen ve Balkanlar bölgesinin en prestijli uluslararası sinema festivali olan Saraybosna Film Festivali’nin kapanış seremonisi bu akşam ve dışarıda sağanak var. Festivalin 2015 için geri sayımı başlamış bile; buradan takip edebilirsiniz!

Yağmur tüm gece devam ediyor. Yarın uzun bir gün olacak ve akşam treni ile Mostar’a gideceğim.

Ferhadija Caddesi üzerindeki pusula

Ferhadija Caddesi üzerindeki pusula

23.08.2014