Yağmurlu bir gecenin ardından doğan güneş ışıl ışıl parıldıyor.

Kaldığım evin mahallesinde bir tek Hristiyan aile varmış. Sabah erkenden çıkıyorum ve Pazar ayinine giden Hristiyanları takip ederek bira fabrikasının karşısındaki Fransisken Manastırı’na uğruyorum. Kilisenin içinde mimari bir estetik göremeyince fazla kalmıyorum. Saat 8’de çanlar çalmaya başlıyor ve ben merdivenlerden inerken rahip de içeri giriyor. Kilisenin karşısından kalan Konak Sokak’dan Hünkar Camii’ne doğru yürüyorum. Fatih Sultan Camii olarak da bilinen mabedin tüm bölümleri restorasyon nedeni ile kapalı.

Konak Sokağı’nın tarihi Osmanlı dönemine dayanıyor. Sokağın ismi, Bosna Valisi’nin bu sokakta oturması üzerine verilmiş. Dünya Savaşları ve siyasi mücadele dönemlerinde sokağın ismi değişmiş olsa da 1993’den bu yana Ulica Konak olarak anılıyor.

Köprüden karşıya geçiyor ve kahvaltı için Başçarşı’ya yürüyorum. Pazar sabahının erken saatlerinde henüz çoğu dükkan kapalı. Gördüğüm ilk börekçide oturuyorum. Börek veya “burek” Dalmaçya kıyılarında gezdiğim üç komşu ülkede de aynı şeyi ifade ediyor: bol kıymalı ve soğanlı sarma börek. Ispanaklı ve peynirli çeşitler de var; farklı isimlerini menüden gösteriyorum.

Kahvaltıdan sonra şehri saran tepelerden vadiye doğru inen bulutları fotoğraflayabilmek için tekrar Sarı Tabya’ya çıkıyorum. Buraya şehir manzarasına karşı romantik bir günbatımı seyretmek için veya sabah erken saatte fotoğraf çekmek için gelmelisiniz. Yokuş çıkmanın yorulduğunuza değecektir! Önerim, mezarlık ile evler arasında kalan sokaktan çıkmanız; sağa sola bakarken dikleşen yol daha kısa sürede bitiyor.

Sarı Burç tabyasından sabah ışığında Sarajevo manzarası

Sarı Burç tabyasından sabah ışığında Sarajevo manzarası

Nehir kenarında sağlı sollu sıralanmış Avusturya-Macaristan dönemi binalarını süze süze yürüyorum. Latin Köprüsü’nü tarih derslerinden hatırlayacaksınız! 1. Dünya Savaşı’nı başlatan kurşunu tetikleyen Sırp milliyetçileri bu köprü etrafında mevzilenmiş ve ilki başarısız olan teşebbüsten bir gün sonra gelen kurşunlar ile Avusturya-Macaristan veliaht Ferdinand ile eşi bu köprü çıkışında can vermiş. Tüm Dünya dengelerini yerinden oynatan 1. Dünya Savaşı hala can almaya devam ederken Sırp suikastçı yaşı reşit olmadığı için idam edilmeyerek ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş ve zorlu savaş yıllarında vereme yakalanarak birkaç sene içinde hayatını kaybetmiş. Tüm dünyayı kan gölüne çeviren bir savaşı başlatan kurşununu tetikleyen genç bir milliyetçinin heykelinin, savaşın başlamasının 100. yılı etkinlikleri çerçevesinde Sırp nüfusun yoğun olduğu doğu Saraybosna’da bir parkta dikilmiş olması da bana tuhaf geldi!

Latin Köprüsü ve tramvay

Latin Köprüsü ve tramvay

Güzel Sanatlar Akademisi’nin önündeki modern tasarımlı köprüyü (Festina Lente Most – 2012) takip ederek tekrar çarşı tarafına geçiyor ve içeri doğru yürüyorum. Sol tarafta bir AVM (BBI Center) ve karşımda Veliki Parkı var. Sonbahar sarısına bürünmeye başlamış parkta oturup dinleniyorum. Parkın önünde bir fıskiye ve silindirik isim listeleri var. Saraybosna’da öldürülen çocuklara adanmış bu anıtta yazan isimler bizim yaşlarımızda!

Parkın da önünden geçen Marsala Tita Caddesi (Mareşal Tito Caddesi) şehrin en işlek caddesi denebilir; tekrar şehir merkezine doğru yürüyorum. “Sonsuz Ateş”in (Vječna vatra  – Eternal Flame) yandığı Grand Oteli’nin olduğu köşede cadde ikiye bölünüyor.  Bu ateş, 2. Dünya Savaşı sırasında dört yıl süren işgalin bitmesinin ilk yıl dönümünde (1946) yakılmış ve hiç sönmemiş. Anıtın arkasındaki yazının tercümesi şu şekilde imiş: “Şanlı Yugoslav Halk Ordusu’na bağlı Bosna-Hersekli, Hırvat, Karadağlı, Sırp birliklerinin savaşçılarının ortak dökülen kanıyla ve cesaretle; Sırp, müslüman ve Hırvat vatansever Saraybosnalıların 6 Nisan 1945’teki ortak çabaları ve fedakarlıklarıyla Bosna Hersek Halk Cumhuriyeti’nin başkenti Saraybosna özgürlüğüne kavuştu. Özgürlüğünün birinci yıldönümünde, Saraybosna’nın ve vatanımızın kurtuluşunun düşmüş kahramanlarına sonsuz şan ve şükran – müteşekkir bir Saraybosna

Saraybosna Güzel Sanatlar Akademisi ve köprüsü

Saraybosna Güzel Sanatlar Akademisi ve köprüsü

“Sonsuz Ateş’in olduğu yerde cadde ikiye ayrılıyor. Ferhadija Caddesi ile Başçarşı’ya kadar yürüyebilir veya trafiği takip ederek Saray Bosna güllerinin olduğu diğer bir kaldırama gelebilirsiniz (savaşın anısına şehrin en işlek kaldırımlarında kırmızı lekeler göreceksiniz). Cadde üzerindeki Markale Pazar yerini haberlerden hatırlamak muhtemel! Pazar içinde dolaşırken bir köşede tezgah yerine acımasız bir bombanın açtığı çukurun üzerinin camekân ile örtüldüğünü ve duvarda da bu bombalı saldırılar sırasında hayatını kaybetmiş insanların isimlerinin yazdığını görüyorum. Pazardan aldığım bir kase böğürtleni yiyerek Başçarşı’ya kadar yürüyorum.

Saraybosna'da Markale pazarı

Saraybosna’da Markale pazarı

Öğle yemeği için 80’li yılların başında Galatasaray’da gol kralı olmuş Boşnak futbolcunun işlettiği restorana gidiyor ve Çevapi yiyorum. Misafirler arasında Beşiktaş takımı da var ve sokaktaki turistlerin de iştiraki ile Türk Futbol ligi derinlemesine tartışılmakta. Restoran Ferhadija Caddesi üzerinde, tam da doğu ile batının birleştiği köşede. Tercihim ilk gün yediğim köfteden yana!

Pazar günü kalabalığında sokaklarda daha çok Türkçe duyup Başçarşı’nın taş sokaklarını da bizim mahalle aralarına benzetince yemeğin üstüne demli bir çay içmeden de olmuyor tabi. Başçarşı sokaklardan penceresine “demleme Türk çayı bulunur” yazılı pek çok kahve görebilirsiniz.

Sonsuz Ateş anıtı ile Başçarşı arasında kalan, araç trafiğine kapalı Ferhadija Ulica oldukça keyifli ve hareketli bir cadde. Avusturya-Macaristan dönemi mimarisi etkisinde kalmış cadde boyunca mağazalar ve şık kafeler var.

Tarihi 16. yüzyıla gerileyen ünlü cadde bugünkü ismini komşu mahallesinde bir cami yaptıran Bosna Sancak beyi Ferhad bey’den almış. Dünya Savaşları dönemlerinde ismi değiştirilse de 1993 sonrasında tekrar orijinal adı ile anılmaya başlamış.

Saraybosna Şehir marketi - hal

Saraybosna şehir marketi – hal

Hal binası da bu cadde üzerinde. İçerisi gayet düzenli. Şehrin çelik kiriş tavanlı ilk binası olma özelliğine sahip binanın tarihi 1895. Savaş sona erdikten sonra binanın yan tarafına saklanmış bir fişeğin patlaması ile vefatlar olmuş ve bununla ilgili ve 1995’de yapılan restorasyonda binanın yan duvarına bu acı olay ile ilgili de bir plaka asılmış.

Çocukluğumdaki tadı koruyan pastırma ve sucuklar uygun fiyatlı olmalarına ve vakumlu paketleniyor olmalarına karşın aklımda kalıyor ama eve dönene kadar önümde dokuz gün, değişen hava şartları da olacağını düşününce çarşıdan elim boş çıkıyorum.

Katedral’in önünden şehrin diğer bir hareketli caddesi Zelenih Beretski’ye geçiyorum. Cadde üzerinde ve paralel sokaklarda pazar öğleden sonrası ve gece gezmeleri için pek çok mekan bulabilirsiniz.

Aşırı milliyetçilik ve inanç farklılığı öne sürülerek tetiklenmiş savaşlardan ve acılardan sonra bir (Sırp) Ortodoks Kilisesi’ni ziyaret etmek bana biraz zor geliyor. Sonra Galerija 11/07/95 sergisindeki görevli hanımın sözü aklıma geliyor ve içeri giriyorum. İkonaları, kürsüsü ve gösterişli işlemeleri ile tipik ve estetik bir Ortodoks kilisesi.

Saraybosna Ortodoks Kilisesi

Saraybosna Ortodoks Kilisesi

Kilisenin önünde hareketli bir meydan var. Hafta sonu boyunca burada bir kitap sergisi vardı. Stantların belirli bir konsepti var mıydı bilmiyorum ama İslam ile ilgili kitaplar ve çocuk kitapları dikkatimi çekti. Oslobodenja Meydanı (Trg)’nın ortasındaki Çok Kültürlü Adam heykelinin fotoğrafını çekmeye çalışırken stantlar arasında kendime yer ararken heykeli tam da karşıdan gören Ahmet ile muhabbet ediyoruz. O da fotoğraf çekiyormuş ve bir kez de İstanbul’a gelmiş. Ayrılırken, elimde makine sokaklarda gezerken dikkatli olmamı tembihliyor, dilencilere ve yankesicilere rastlayabilirmişim. Rastlamadım.

Çok Kültürlü Adam heykeli

Çok Kültürlü Adam heykeli

Bu meydanın zemininde bir de satranç tahtası var ama muhtemelen stantlar arasında kaldığından göremedim.

İki gün içinde sokakta diğerlerinden farklı görünen iki kişiye rastladım. Birisi tek başına söylenen söylenene yürüyordu ki bana Mirza’nın hikayesini hatırlatıyor.

Diğeri ise nehir kenarında gezerken bana sesleniyor, nereli olduğumu soruyor; İstanbul’dan geldiğimi söylediğimde önce sevinerek elimi sıkıyor sonra “ben de İsa’yım” diyerek göğü işaret ediyor. Belli ki mahalleli onu tanıyor ve kendisini yanındaki amcalara emanet edip yürümeye devam ediyorum.

Saraybosna Olimpiyat Müzesi

Saraybosna Olimpiyat Müzesi

Meydandan caddenin karşısına geçiyor ve merdivenlerden yukarı mahalleye çıkıyorum. Karşıma çıkan ilk binanın üzerinde Olimpiyat Müzesi yazıyor. Sokak boyunca yılların yorgunluğuna ve savaş yaralarına direnen çok estetik eski evler var. Yokuş dikleşmeye başlayınca bir sonraki sokaktan tekrar Başçarşı’ya doğru iniyorum. İkindi kahvesi için adres Morica Han. Bursa Koza Han’a benzetiyorum. Güzel bir Boşnak kahvesi içip biraz soluklandıktan sonra eşyalarımı toplamak üzere konakladığım evin yolunu tutuyorum.

Saraybosna’dan Mostar’a otobüs ile veya tren ile gidebilirsiniz. Tren olan güzergahlarda önceliğim içgüdüsel olarak tren oluyor (çocukluğumda izlediğim çizgi filmlerin etkisi olmalı). Tren güzergahının manzarası da çok keyifli imiş ama akşam karanlığında pek bir şey göremedim tabi.

Tren saati 19:10 ve bileti gara gittiğimde alacağım için yarım saat kadar erken gitmek istiyorum. Şehir merkezinden yanyana iki bina olan otogara ve gara 1 numaralı tramvay ile 10 dakikada varabilirsiniz. Tramvay biletini duraktaki büfeden 1,6 KM’ye aldım ve yaklaşık 25 dakika bekledim. Ilıca bölgesine kadar giden 3 numaralı sefer beş dakikada bir gelirken 1 numaralı sefer çok daha seyrek geliyor (hafta sonu olduğu için de olabilir).

Moricahan'da Boşnak kahvesi keyfi

Moricahan’da Boşnak kahvesi keyfi

Alternatif olarak, 3 numaralı tramvaydan büyük bir kavşak ve aktarma durağı olan ABD Konsolosluğu önündeki durakta inip sağdaki caddeden hafif bir rampadan yürüyerek toplamda 15 dakika, taksi ile 5 dakika (8-9 KM) veya merkezden yürüyerek yarım saat sürdüğü de farklı deneyimlerden aldığım notlar arasında.

Nehir kenarından bindiğim tramvayın bir özelliği de Avrupa’nın ilk tramvayı olması. Dört asırlık Osmanlı hakimiyeti sonrası 1878’de Avusturya-Macaristan iktidarlığına geçen şehirde İmparatorluk çeşitli projeler uygulamış ve bu projelerden birisi şehrin elektrik ile aydınlatılması iken diğeri de ulaşımın tramvay ile kolaylaştırılması imiş. Avusturya halkı tarafında kabul edilmeme riskine karşın yeni projeleri deneme fırsatı doğrudan merkezi idareye bağlı diğer bir kent olan Saraybosna’ya verilmiş ve 1885 Kasım’ında ilk sefer yapılmış. Yaklaşık 3 km uzunluğundaki güzergahta Ferhadija Caddesi’nden tren istasyonuna kadar 13 dakikada gidilmiş. Son durağa gelince tramvayı çeken atlar “ Dingo’nun ahırı”nda dinlenmeye çekiliyor ve tramvayın diğer tarafına dinlenmiş bir at koşulup ters yöne hareket ediliyormuş. 1895’de ise projenin ikinci adımı olarak elektrikli tramvaylar çalışmaya başlamış ancak halk uzun süre medeniyet icadı bu elektrikli seferleri kullanmaya çekinmiş.

Sarajevo – Capljina seferi için tren bileti ücreti 10,9 KM ve Mostar istasyonuna varış saati 21:32.

Mula Mustafe Başeskije Caddesi

Mula Mustafe Başeskije Caddesi

Alacaklıyım! Ciglane mahallesi’ne gitmedim ama şehri tanımak için gidilmeli. Veliki Park’dan yokuş yukarı, kuzeye doğru 1 km devam et. Sosyalist Yugoslavya döneminde inşa edilmiş dönemin modern binası apartmanlar ve bir asansör var.

yolculuğa eşlik etmek için >>> instagram

hatırımda kalanlar için >>> facebook

24.08.2014