İstanbul’dan ayrıldıktan sekiz saat sonra Urla otogarında uyanıyorum. Urla’da bana ev sahipliği yapan aile ile kısa sürede kaynaşıyor ve ilk iki günümü Urla Hasat çiftliğinde zeytin toplayarak geçiriyorum. Üçüncü günün sabahında dünden topladıklarımız erkence zeytinleri sıkıma, fabrikqaya getiriyoruz. Patron tüm zeytinler sıkılana kadar fabrikada, makinaların başında beklerken ben de Urla çarşısında, eski mahallesinde dolaşıyor ve fotoğraf çekiyorum.

Sıkım tamamlanınca çiftliğe dönüp hasata devam; akşama kadar daha kırk kasa yetiştireceğiz!

Çiftlikte gündüz zeytin topluyor, gece de yıldız pozluyoruz. Ertesi sabah, ekip çalışmaya devam ederken ben çarşı iznindeyim. Bugün, Urla’da aylaklık edeceğim.

Urla Çınaraltı meydanı

Urla Çınaraltı meydanı

Şehir meydanından yukarı doğru çıkan caddeler arasında kalan arastada pek çok esnaf, zanaatkar dükkanları yan yana sıralanmış. Osmanlı mimarisi örneği olan İstanbul çarşıları veya benzer kültüre sahip Tire çarşısına benzetilebilir. Ağırlıklı gıda tüccarlarının ve lokantaların olduğu sokağın başında ise Malgaca Pazarı yazıyor. Bu ismin, pazarcılara sıkça “mal kaça?” diye sorulmasından dile dolandığından bahsediliyor ama bana pek aslı var gibi gelmedi. Belki eski Rumca bir anlamı vardır.

Güne çarşıya yayılmış sıcak simit kokusunu takip ederek başlıyorum. Fırının önündeki bir tabela dikkatimi çekiyor ve büyük şehirlerde pek rastlamadığım ama eski hikayelerden, İstanbul masallarından aşina olduğum bir tabela dikkatimi çekiyor, bir alıp iki ödüyorum. Günümüzde ise bazı belediyelerin sosyal dayanışmayı artırmak amacı ile projelendirdiği “askıda ekmek” geleneğinin bilinen temelleri Osmanlı dönemine dayanıyor. 

Urla'da yaşatılan bir gelenek: askıda ekmek

Urla’da yaşatılan bir gelenek: askıda ekmek

Şehir merkezini vakti zamanında şehir merkezini ikiye bölen nehir bugün ip gibi aksa da taş köprüden karşı yakaya geçmek ve mimari değişimi görmek mümkün. Müslüman Türkler Aydınoğluları beyliği döneminde (14. yüzyıl) buralara gelmiş ve Rumların yaşadığı bu güzel kasabada komşu olmuşlar.

Yakın tarihe baktığımızda ise Çeşme, Karaburun, Urla yarımadaları ve İzmir körfezi iç içe öykülerle şekillenmiş.

Genç Türkler Osmanlı ordusuna katılıp savaşlara giderken tarlalarda çalışıp verimi artıran Rumlar zeytinden yağ çıkarır, sakız ağaçları diker, üzümden şarap yaparlarmış. 19. yüzyıl sonunda nüfus Rum ağırlıklı iken, 1912 Balkan Savaşı sonrası Balkan coğrafyasından, Boşnak ve Arnavut nüfus göç etmiş ve tedirgin olan Rumlar da Yunanistan’a doğru yönelmiş. Birkaç sene sonra ise siyasetin yönü değişmiş ve 1919’da İzmir’in işgal edilmesi ile Türkler Anadolu’ya kaçarken Rumlar yarımadaya geri dönmüş.

Lozan Barış Anlaşması ile taraflar arasında mübadele şartları belirlenir ve karşılıklı olarak yaklaşık 2 milyon insan evlerini, topraklarını bir gecede terk edip göçmek durumunda kalır. Bu göç dalgaları neticesinde, kısa sürede yarımadanın sosyal yapısı ve üretimi, hem el hem de şekil değiştirmiş. Mübadele ile, Rumlar atalarının doğup büyüdüğü toprakları bırakıp Yunanistan’a göçerken Kavalalı Türkler de Urla’da Rumlardan boşalan evlere yerleşmişler. Göç eden Rumların ve terk-i diyar eden büyüklerin mirasçısı gençler de Rumların asırlardır işlediği verimliği toprakları satmışlar.

Urla'nın tarihi taş konakları ve anlamlı kapı kolları

Urla’nın tarihi taş konakları ve anlamlı kapı kolları

Balkanlardan göçen Müslüman Türkler bağcılık ve zeytincilik bilmedikleri için değer de vermemiş. Selanikliler, söktükleri zeytin ağaçların yerlerine tütün dikerler. Kosova ve Bosna göçmenleri ise hayvancılık yapmaya başlamış. Gel gör ki, yarımada iklimi Adriyatik iklimine uymaz ve verimsizlik artar ve halk günden günde fakirleşir. Ne eski evleri tamir edebilir ne de yeni evler yaptırabilen halk Rum evlerini kullanmaya devam eder. 

Nehir yerleşkeyi ikiye ayırmış olsa da Rumlar ve Türkler işgal yılları öncesinde de sonrasında da, mübadele dönemine kadar bir arada yaşar ve iyi geçinirmiş. Rumlar çiftçilik, zanaatkârlık ve esnaflık yaparlarmış; çok çalışkanlarmış. Dağlarda tek karış toprağı boş bırakmazlar, ağaç dikerlermiş, ihracat yaparlarmış. Sonuç itibari ile de zenginlermiş ve birinci kalite, yekpare taşlarla yapılmış büyük konaklarda otururlarmış. Müslüman mahallesindeki taş evlerde ise ikinci kalite, daha ufak taşlar kullanılmış.

Geçmişin hikâyeleri Samos’dan gelmiş Yunan-İtalyan çift ile birlikte misafir olduğumuz kahvaltı soframıza nostaljiyi getiriyor. Urla’nın “içinden” olan ev sahibimiz, kendi o devirlere yetişememiş tabi ama kaynanası anlatırmış ki; yazın aileler merkezdeki kışlık evlerini bırakıp zeytinliklere, tarlalara göçerken tencerede sakladığı altınları komşularına emanet, evde bırakırmış da hiç de bir şey olmazmış. Hâlbuki şimdi öyle mi, kilit kilit üstüne dört duvarımızda kendimizi hapsedip uyumuyor muyuz?

Urla'nın taş evleri

Urla’nın taş evleri

Popüler kültürün kendini korumayı başarmış yarımadayı ve kasabaları keşfetmesi ile önce Alaçatı‘da, sonra da Karaburun köylerinde ve Urla’da pek çok ev koruma altına alınıyor.

Özellikle meydana çıkan Zafer Caddesi’ndeki ve caddeyi kesen sokaklardaki, AKM’den biraz daha yukarıda, Erinç Sokak’daki bazısı restore edilmiş bazısı virane tarihi binalar görülmeli; seyredilmeli; açık bir pencere görünce, yeni ev sahipleri ile eskilerden söz etmeli! Genellikle iki katlı ve üst katta da kapalı bir cumbası olan evlerin pencerelerinde zarifçe işlenmiş demir parmaklıklar var. Anadolu’daki pek çok eski evin kapısı ve kapı tokmağı kapıyı çalmaya yeltenen misafire ev sahibi hakkında ailesi, zenginliği, evde olup olmaması gibi pek çok şey anlatır, gelenektir ama Urla kapılarını bekleyen kadın ellerindeki yüzükler benim daha da ilgimi çekti. Akademik bir kaynak bulamadım ama öğrendiğim kadarı ile el formundaki tokmaklarda kimi elde yüzüğün hiç olmaması, kimi elde orta parmakta veya yüzük parmağında olması ev sahibinin bekar, evli ya da dul oluşunu simgelermiş. 

Urla'nın tarihi taş konaklarının kapıları ve tokmakları ev sahibinden misafire ipuçları taşır

Urla’nın tarihi taş konaklarının kapıları ve tokmakları ev sahibinden misafire ipuçları taşır

Restore edilmiş binaların çoğu İzmir’den, İstanbul’dan veya yurt dışından dönen yeni Urlalılar oturuyor; kimisi ise müze, seramik – el işi atölyesi veya antika dükkanı olarak kullanılıyor. 

Zafer Caddesi üzerinde antika dükkanlarını dolaşabilir; Sanat Sokağı’nda Pazar sabahı etkinliğine denk gelmişseniz sokaktaki tezgahları karıştırabilirsiniz. Önceki gün ben çiftlikte zeytin toplarken şehri gezmiş Yunan misafirlerimizin keşfedip önerdiği adresin sahibi Amerika’dan yurda dönmüş bir girişimci. Cadde üzerindeki Keçi Kafe’yi sevdim; güzel müzik, şık tasarım ve lezzetli pastalar sunuyor.

Hikâyeye göre; evvel zaman içinde Kaldi adında Mısırlı bir çoban, keçilerinin bir ağacın meyvesini yediğini ve sonrasında daha hareketli, haylaz olduklarını farketmiş. Ağaçtan topladığı meyveleri yakınlarda yaşayan bir dervişe götürmüş ve hikmetini sormuş. Meyvenin keçilerdeki etkisini pek tasvip etmeyen derviş çekirdekleri ateşe atmış ve kavrulan çekirdekler mis gibi kokmuş. Kokudan etkilenen derviş ve çoban kavrulmuş çekirdekleri öğütmüşler ve su ile kaynatmışlar. Ortaya çıkan kahve çok geçmeden Arap Yarımadası’nda, Anadolu’da ve Avrupa’da yayılmış. Bundan sebep Keçi Cafe’nin kahve çeşitleri ünlü imiş.

Keçi Cafe'de tiramisu ve kahve önerilir!

Keçi Cafe’de tiramisu ve kahve önerilir!

Ana caddeden geçen Çeşme altı-İskele minibüsü ile yol boyu gidiyorum (2 TL). İskeleye yürüyerek geri döneceğimi de düşünerek tepeyi aşmadan, ANKÜSAM yerleşkesi önünde minibüsten iniyorum. Sahil boyu yazlık masalar bu güneşli sonbahar güneşinde boş kalmış; yazın kim bilir ne kadar eğlenceli olur. Gelin kayası diye bilinen denize bir adım mesafede kalakalmış taşın hikâyesini akşam yemeğinde, evin annesinden dinliyor ve memleketimde ana-baba sözü dinlememiş gençlerin aşina sonu ile bir kez daha yüzleşiyorum. Güzeller güzeli kızımız bir delikanlıya gönlünü kaptırır ve tam kaçacaklarken, yiğit delikanlı kızımızı sırtına almış denize açılacakken anneminiz ahı tutar ve aşık gençler taş olur kalırlar.

Urla İskele'de mahsun bir gelin kayası

Urla İskele’de mahsun bir gelin kayası

Çeşmebaşı esasen Urlalının yazlık ve mesire mahallesi; merkezdeki kışlığı olan Urlalılar karpuz kabuğu denize düşünce sahile göçüyor. Yol boyunca tatil köyleri ve kamp siteleri arasından, deniz kenarından İskele Mahallesi’ne yürüyorum.

Mahalle içinde terkedilmiş tarihi postane binası ve karşısındaki Nobel Edebiyat ödüllü Rum şair Yorgo Seferis’in çocukluğunu geçirdiği ve bugün restore edilerek butik otele çevrilmiş taş ev görülebilir. Bu evde düzenlenen çeşitli kültür sanat aktivitelerine, kurslara misafir olunabilir.

Limana ulaşınca sağ tarafınızda kalan İskele Camii esasen 18. yüzyıla tarihlense de 1950 depremi sonrası hasar alan binası yıkılarak yeniden inşa edilmiş ve tarihi, estetik değerini kaybetmiş.

Güneş tepeye ulaşmışken civarda çeşitli yemek alternatifleri mevcut. Balık için Yengeç Restoran ve yöresel lezzet katmer için sahilden devam ettiğinizde, sandalların bittiği yerde Ünal Kardeşler Katmer Salonu önerilir. Katmer hemen hemen her yörede benzer şekilde hazırlanan pratik yemeklerden. Urla’da ise elde açılan yufka, önceden hazırlanmış iç malzeme ve kırılan bir yumurtanın üzerini sarıp sarmalayıp öyle yağa atılıyor. 

Urla katmeri

Urla katmeri

İskelede, meydanda ve park içinde Urla’da iz bırakmış imzalara rastlamak mümkün. Yorgo Seferis’in evinin hemen devamında meydanda Tanju Okan’ın heykeli, park içinde Çanakkale Savaşı öncesinde limana mevzilenmiş düşman ateşi altındaki top mermilerini kaçırarak büyük kahramanlık göstermiş polis memuru Ali Fehmi Efendi’nin heykeli ve ilçe merkezinde de yazar Necati Cumalı’nın müzeye çevrilmiş evi gezilmeli, görülmeli! Pazartesi günü müzeler kapalı olduğu için; Salı da bayram öncesi resmi tatil olduğu için içeriyi gezemedim.

Urla İskelesi'nde Cumhuriyet Bayramı hazırlıkları

Urla İskelesi’nde Cumhuriyet Bayramı hazırlıkları

Yemek sonrası deniz kenarında biraz dolaşıyor ve limanın sonundaki çitlerin arkasında kızağa çekilmiş ahşap gemileri merak ediyorum. Meğer hikayeleri 3300 yıl öncesine dairmiş!

Urla, antik çağdan günümüze tarih sayfasında yer edinmiş bir şehir. İon kentleri, Akdeniz’deki kolonilerinde kurulmaya başlamasıyla MÖ 7.yüzyılda altın çağlarını yaşamışlar. ‘İon Birliği’ özellikle bilim, felsefe, heykeltıraşlık ve mimaride dünyaya yol göstermişler. İki sene önce gezdiğim Teos kalıtılarına ev sahipliği yapmış Sığacık gibi Klazomenai’a ev sahipliği yapmış Urla da bu birliğin 12 şehrinden birisi. Roma dönemini de aydınlatmış olan birlik kentleri, Hristiyanlığın yayınlaması ve Bizans sanatının şekillenmesinde de etkili olmuşlar

MÖ 5. yüzyılda İskele Mahallesi ve Karantina Adası bölgesinde kurulmuş Klazomenia on iki İon kent devletinden birisi. Denizin yüzyıllar boyunca dolması ile bugün sahil yolunun gerisinde kalmış kazı alanında dönem surlarının izlerini, Perslilerin şehri almaya girdiği kapı kalıntılarını, dönemin gelişmiş işçilik becerilerini gösterir seramik küp ve eşyaları, en önemlisi de MÖ 6. yüzyıla tarihlenen bilinen en eski zeytinyağı fabrikası kalıntılarını görebilirsiniz. Etrafı çit ile çevrili alana güvenlik kulübesinin yanından girebilirsiniz. Ücretsiz ve mesai içi/dışı gezebileceğiniz alanda henüz devam eden kazı bölgesi hariç fotoğraf çekmek mümkün. Toprak yoldan içeri doğru yürürken yanınıza kazıda çalışan genç bir bey geliyor ve gerek bölge tarihi gerek ise kazı çalışmaları hakkında sorularınızı yanıtlıyor. Zeytinyağı fabrikası kalıntılılarının üzerine aslına uygun formda inşa edilmiş kulubelerin kilitli kapısını açıyor ve içeride de detaylı bir anlatım yapıyor. Zeytinyağı üretim şekli aradan geçen binlerce yılda pek de değişmemiş ve temel fizik teoremlerine göre hareket eden ağır taşların yerini bugün aynı mantıkla çalışan makinalar almış, o kadar.

Kazı alanının karşısı açık pazar yeri. Yaz döneminde burada gece pazarı kurulurmuş ama sonbaharın ilerlediği günlerde biz ancak bir akşam çiftlikten dönüşte bir kaç açık tezgaha rastlıyoruz. hava yağmurlu olunca, cins cins mantarları ve yörenin ünlü kırmızı başlıklı bamyasını da bu pazarda görüyorum. Gündüz gittiğimde ise tüm zamanların tek açık tezgahında kavun/karpuz satılıyordu. Yaz günü giderseniz akşam pazarına da uğramakta fayda var.

Klazomenia antik kenti zeytinyağı fabrikası rekonstrüksiyon müzesi

Klazomenia antik kenti zeytinyağı fabrikası rekonstrüksiyon müzesi

Gündüz fırının önünden geçerken “dolmalık ekmek çıktı” tabelasını görmüştüm ama ne demek olduğunu akşam sofrada öğreniyorum. Ekmek dolması Urla’ya has bir lezzet. Bir tabak büyüklüğündeki yuvarlak ekmeğin içi kıyma ile kavrularak iç malzeme hazırlanıyor ve sonra çanak gibi kalmış ekmeğin içi bu malzeme ile geri doldurularak fırında pişiriliyor. Zeytinyağı ve ev yapımı salçanın da desteği ile evin hamarat annesinin ellerinden farklı bir Urla lezzeti daha denemiş oluyorum; önerilir!

Yarın sabah Cumhuriyet Bayramı ve ben kutlamalara İzmirde katılacağım.

Urla'nın yerel lezzetlerinden birisi de ekmek dolması

Urla’nın yerel lezzetlerinden birisi de ekmek dolması

fotoğraf albümü için >>> facebook.com/arpaboyuyol

25-28.11.2014

Mendilimin ucu: İzmir- Urla’dan 9/8’lik mizahi kadın ağzı bir türkü

Mendilimin ucuna sakız bağladım sakız
Doğru söyle sevdiğim, sever misin başka kız
Ninno yarim ayrılık mı var yallah
Güzel yarim ayrılık mı var?
İn dereye çık düze, şimdi kızlar beş yüze
Beş yüzü veren alır, vermeyen bekar kalır
Ninno yarim ayrılık mı var yallah
Güzel yarim ayrılık mı var?
İn dereye dereye, toplayalım daşları
Senin yarla benim yar mahle arkadaşları
Ninno yarim ayrılık mı var yallah
Güzel yarim ayrılık mı var?