Akılda deli sorular ile başladığım bir Pazartesi sabahında daha ofiste, masa başında kahvaltımı ederken sosyal medyada dolaşmaktayım. Takip ettiğim gruplardan birinde yayınlanmış herhangi bir yazı duvarıma düşmüş; okuyorum. Zeytin hasatı mevsimi başlamış ve ben de toplamak ister miymişim? Bilmem, hiç düşünmedim!

Ege’de, Akdeniz‘de veya Marmara’da yaptığımız günübirlik fotoğraf gezilerinde zeytin ağacı gördüm ama meyvesini toplamak nasıl bir iş acaba? Bugüne kadar gördüklerim nisbeten ufak tefek ağaçların meyvesi de el ile tek tek toplanır herhalde! Cumhuriyet Bayramı tatili gelecek hafta ortasına denk geliyor ve hafta sonu ile birleştirsem beş gün eder; yani vizesi dolmak üzere olan bir pasaport, son dakikada pahalanmış uçak biletleri ve Urla’da zeytin toplamak arasında, fazla değil beş-on dakika düşündükten sonra yeni rotam hazır. Davet mektubu olarak gördüğüm blog yazısındaki bağlantıdan çiftliğe erişiyorum ve bir mesaj atıyorum. Yanıt ertesi akşam geliyor: “Buyurun bekleriz!”

zeytin, bereket!

zeytin, bereket!

Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” isimli öyküsünde geçer: “Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz…“. Bir de babam “kısmetten öte köy olmaz” der.

Ortam nasıldır bilemiyorum ama gelen mesaja göre çiftlikte veya ailenin şehir merkezindeki evinde konaklayabileceğim ve birkaç gün çiftlikte karın tokluğuna zeytin toplayacağım. Ben ki, alfabesinden anlamam, dilini bilmem şehirlerde dolaşmışım, kendi ülkemde mi kaybolacağım? Çocukken babaannemin bağına gider taze meyveleri dalından toplar toplar yerdik ama bu sefer doğrudan işin içine girmek nasıl bir beceri gerektirir bilemiyorum. Öğrenmenin yolu Urla’dan geçiyor ise hareket vakti gelmiş demek ki!

Ofiste hareketli bir hafta ve otobüs biletimi ancak Perşembe akşamı alabiliyorum. Sabah kaçta Urla’da olacağımı ise Cuma akşamı otobüse bindiğimde öğreniyor ve müstakbel ev sahibime mesaj gönderebiliyorum. Yol İstanbul’dan çıktıktan sonra sekiz saat sürüyor.

İstanbul-Urla arası direk gitmek isterseniz kış mevsiminde günde iki sefer yapan iki otobüs firması var. Eğer önce İzmir’e giderseniz, İzmir’den Urla merkezine minibüs veya belediye otobüsü ile de geçebilirsiniz. Maliyeti ve indi-bindi süresi ile aynı hesaba gelir.

Köprüde Cuma akşamı trafiği ve sağanak yağışlı bir gece sonrası biraz rötarlı olarak Urla’ya varıyoruz. Otogarda elinde valizi ile bir ben ve belli ki yolcu bekleyen bir hanım var. Tanışmamız ve valizi kamyonetin arkasına atmam bir dakika bile sürmüyor. Çarşıda duraklıyor ve üç kuşaktır işleyen fırından ekmek ve şarküteriden kahvaltılık peynir alıyoruz.

Urla Hasat çiftliği

Urla Hasat çiftliği

Evin annesinin donattığı masada, ev yapımı türlü türlü zeytinler ve reçeller üzerine sohbet başlıyor. Henüz isimlerini duyalı beş-on dakika olmuş insanlar ile kırk yıllık ahbap gibi kahvaltı ediyor ve boşalan bardakları doldururken havadan sudan muhabbet ediyoruz. Dün gece Urla’ya da çok yağmur yağmış. Bu nedenle, bugün çiftlikte yeni evin tadilat işlerini tamamlayacağız, eğer yarına kadar toprak sertleşirse işçiler de gelecek ve zeytin toplayacağız. Bu hafta sonu için duyurusu yapılan Hasat şenliği ise kötü hava şartları nedeni ile iptal. Arayan soran çok oluyor ama mazeret doğadan!

Sofrayı topluyor, kap kaçak sepetleri dolduruyor ve çiftliğe doğru yola çıkıyoruz. Ailenin kuşaklardır sahip olduğu ve zeytin yetiştirdiği Urla Hasat çiftliği şehir merkezine 4 km mesafede; asfalt yoldan vadinin yamacına doğru inen son 1 km’lik orman yolu ise keşke bitmese dedirtecek güzellikte. Gel gör ki, cahil insanlar ellerindeki şişeleri, izmaritleri bu cennette unutmaktan geri durmamış ve mıntıka temizliği yapmak diye bir iş ortaya çıkmış!

Tabelaları takip ediyor ve çiftliğe varıyoruz. Çiftlikte üç tane ev var. Aşağıdaki ev yeni inşa edilmiş, elektrik ve su tesisatı bağlanmış ve biz bugün içini döşeyeceğiz. Kornişleri çakıyor, perdeleri takıyor ve sobayı kuruyoruz. Günün sonunda ahşap zemine yerleştirdiğimiz sedirde dinlenmek tüm yorgunluğumuzu alıyor. Gün batmadan ağıldaki koyunları otluyor ve tavukları, kazları kümeslerine kovalayıp Urla’ya dönüyoruz. Bu akşam evde iki de yabancı misafir var. Couchsurfing üzerinden birkaç gün önce mesaj göndermişler ama ne zaman geleceklerini ve ne kadar kalacaklarını bilmiyormuşuz. Telefon ettiklerinde şehir merkezinde beklemelerini söylüyoruz ve çiftlikten dönüşte sözleştiğimiz yerden alıyoruz.

Pazar sabahına, aydınlık ve güneşli bir gökyüzüne uyanıyoruz. Fabio, telefonumu arızalandı yoksa yaz saati mi bitti diye meraklanıyor. Akıllı telefonlar da olmasa, güneşin saatine göre uyansak, çalışsak ve acıksak olmaz mı? İlk akşam, herkes yorgun olunca erkenden yatıp uyuduk ama Pazar kahvaltısında sohbet ediyoruz. Turist çiftimiz Yunanistan’da iki günlük resmi tatili hafta sonu ile birleştirip dört günlük bir rota çizmiş: Samos – Kuşadası – UrlaAlaçatı – Kuşadası – Samos. Adalı misafirlerimiz fotoğraf çekmiyor ve blog yazmıyorlar; sadece geziyorlar. Yunan Melina daha önce üç kez Ege kıyılarına, İtalyan Fabio ise bir kez kongre için İstanbul Taksim’e gelmiş. 

Kahvaltıda ve akşam eve dönüşte soba başında patlamış mısır yerken konu konuyu açıyor ve tarihten, göçlerden, zeytincilikten, geleneksel müzikten ve politikadan uzun uzun sohbet ediyoruz. Yabancılar Türkçe kelimeler öğrenmeye ve cümle içinde kullanmaya ne kadar da meraklılar; acaba ben neden o kadar ülke görüp de tek kelime öğrenemiyorum? Yunan abla boşalan bardakları sobanın üzerinde kaynayan demlikten tazeliyor; Yunanistan’da poşet çay ve kahve içmiştim ama evde çayı nasıl demliyorlar acaba?

zeytin ağaçları arasında, poyraza karşı kurumuş mis kokulu çarşaflarda uyumanın keyfi de ayrı güzel!

zeytin ağaçları arasında, poyraza karşı kurumuş mis kokulu çarşaflarda uyumanın keyfi de ayrı güzel!

Bu hafta sonu çiftlikte şenlik olacağı planlanınca malzeme de ona göre tedarik edilmiş ve öğle yemeklerini evin annesi ikram ediyor. Çiftlik mutfağında, doğada gezinen gün görmüş (3 yaşında!) özgür tavuklar bile tazecik pişip etrafı mis gibi kokutmuşken temiz havada öğle saati iple çekiliyor oluyor; ellerine sağlık evin annesi!

Urla Hasat çiftliğinin başarılı bir girişimcilik hikâyesi var. Ev sahibem, aile geleneğini sürdürmek üzere İstanbul’u terk edip memleketine dönmüş bir beyaz yakalı. Çiftliğin seceresi de temiz olunca organik statü bir sene içinde onaylanmış. Bu arada türlü türlü eğitimler ve sertifika programlarını da tamamlayan okullu çiftçi, alaylı bir çiftliğin başına geçmiş ve bugün yaklaşık 2000 ağacı var. Asırlık zeytin ağaçları arasında en gençleri babasının diktikleri, en az otuz yaşındalar. Komşuların ağaçlarını da dâhil edince, vadideki yaklaşık on bin ağacın toplanması, sevk edilmesi ve yağının sıkılmasından bahsediyoruz ki, hava şartları izin verdiği ve verim olduğu müddetçe, yeterli iş gücü ile en az bir aylık bir hasat süresi ediyor.

Sonbahar kasımpatı ve kırmızı başlıklı bamya için de hasat vakti olunca Urla’da zeytin toplayacak az insan kalıyor. Fırsat bu fırsat derseniz, günü birlik bile olsa değerlendirmenizi, mis gibi havada çalışıp enerji depolamanızı ve oksijeni ta içinize çekmenizi öneririm! Hava durumuna ve keyfinize göre ister prefabrik ahşap evde ister kendi çadırınızda huzur içinde uyuyabilir ve güneşle uyanabilirsiniz. Ortam çocuklar için de gayet müsait, güvenli ve eğlenceli!

Kasım ayı geldi mi, yöreye özgü dalında olgunlaşan hurma zeytinini bir sepete bir ağza atmak; tüm yaz cırcır şarkı söyledikten sonra havalar soğuyunca karnından patlayan ağustos böceği ile, yavrularını sırtında taşıyan örümcek ile tanışmak gerek.

Yağmur yağarken keyiften gagalarını göğe açan kazları kovalamak, çamur olmak, sarmaş dolaş uyuyan kedi ile köpeği seyretmek, gün batarken çiftliğin gebe kısrağı Sarat’ı el ile beslemek gerek.

Urla Hasat’da uyanmak, kümesten aldığın taze yumurtaları tavaya kırıvermek, evin annesinin toprak fırında pişirdiği karanfilli ekmeği sıcak sıcak yemek demek!

Urla Hasat’da topladığınız zeytinlerin nasıl altın sarısı zeytinyağı olduğunu görmek demek!

tavşan, tavşan iki kulaklı!

tavşan, tavşan iki kulaklı!

Ertesi sabah, yabancı misafirlerimizi Alaçatı‘ya doğru yolcu ediyor ve çiftlikteki çalışmaya gidiyoruz. Mesaimin son gecesinde Urla’ya dönmüyor, çiftlik evinde kalıyoruz. Akşam yemeğinde, zeytin yağında patates ve İzmir köfte kızartıp şömine ateşi başında yiyoruz.

Ev sahibem aslen bir astronom olunca, gün boyu zeytin toplayıp gece de yıldız kovalamak çok eğlenceli oluyor. Türlü türlü takımyıldızlarını fotoğraflamayı deniyoruz ama bulutlu gökyüzü ve rüzgâr pek izin vermiyor. Poyraz içimizi donduruyor, şöminenin başına kaçıyoruz.

Urla’daki dördüncü günümde çarşı iznimdeyim! Bayram öncesi tüm sokaklar ay-yıldızlı bayrak ile donatılmış. Urla’nın taş sokaklarında geziyor, İskele’ye iniyor, binlerce yıl öncesinden Foça’dan Marsilya’ya uzanmış deniz yolculuğunu kaptanından dinliyor ve yüzyıllar evvel zeytinyağı üretilen arkeolojik kazı alanında geziyorum. Eve dönüşte, Urla’nın geleneksel yemeği ekmek dolmasının tadına bakıyorum.

Tatilimin son sabahında, patroniçeyi erkenden çiftliğe uğurluyor, evin annesi ile masayı topluyor, balkona bayrak asıyor ve valizimi yüklenip Cumhuriyet Bayramı merasimi için meydana iniyoruz. Bayram sabahı İzmir yolundayım!

Urla’da “zeytin” ile tanıştım, güzel insanlarla sohbet ettim ve çok güzel bir aile kazandım. Tüm Urla Hasat ailesine selam olsun, kolay gelsin, bereketli olsun!

Yaza da evicek Samos’dayız!

Urla Hasat Çiftliği'nde güneş kızararak batıyor, belli ki yarın da hava güzel olacak!

Urla Hasat Çiftliği’nde güneş kızararak batıyor, belli ki hava yarın da güzel olacak!

Fotoğraf albümü için >>> facebook.com/arpaboyuyol

25-28.10.2014