Biz küçük birer çocukken anneannem bizi yanına oturtur masallar anlatırdı. O’na da annesi eski yazı bir kitaptan okurmuş. Ben küçükken büyük anneannem ise çok yaşlı idi ve hiç soramadık, sorsak da hatırlamadı ki bu kitap nerededir, kimdedir?

Aradan çok zaman geçti ve masalları unuttuk gitti. Arada hatırlatmaya çalışıyorum ve sordukça anneannem de parça parça bir şeyler anlatıyor; en azından topladığım kadarını masal tadında anlatamasam da kayda almaya çalışıyorum. Sizde düşünün bakalım; sizin çocukluğunuzdan kalan başka hangi masallar var?

Evvel zaman içinde…

Çok güzel bir prenses varmış. Bir zaman gelmiş, çok hastalanmış ve derdine derman bulamayan kral kızını ormana terk etmiş. Ormanda terk edilmiş ve ölmek üzere olan, yara bere içindeki kızı yoldan geçen bir çoban farketmiş ve evine götürmüş. Lokman hekim ilaçları ile ona o kadar iyi bakmış ki kız kısa sürede eski sağlığına kavuşmuş. Kız iyileşmiş iyileşmesine de ne prenses olduğunu çobana söylemiş ne de babasını affedebilmiş.

Gel zaman git zaman çoban ile kız evlenmiş ve periler gibi güzel üç tane kızları olmuş.

Avlanmaya ormana gelen kral hava kararınca yolunu kaybetmiş. Akşam vakti ormandan geçip köyüne, evine dönen çoban ile rastlaşmış. Çoban geceyi güvende geçirmesi için kralı evine davet etmiş. Kral, çoban ve karısı sofraya oturmuşlar.

Kral askerleri ile avlanmaya geldiğini anlatmaya başlamış. Kadın mutfağa seslenmiş; “Neydim, masaya tuz getirin kızım”.

Çoban karısı ile nasıl tanıştığını anlatmaya başlamış. Onu hasta bulup derdine nasıl şifa aradıklarını anlatmış. Kadın mutfağa seslenmiş: “N’oldum, boşları toplayın kızım”.

Kral çobanın neşeli sesini dinlerken kendi kızını ormana terkettiğini hatırlamış ve gözleri dolmuş. Kadın mutfağa seslenmiş: “N’olacağım, kardeşlerini de al ve Kral dedenizin yanına gelin kızım…

Gökten üç elma düşmüş…

———- o ———-

Anneannemin tekerlemeleri, dörtlükleri de vardır. Sırası gelir cuk diye söyler lafını ama anla da çık bakalım bu masalın içinden…

Bir keşiş varmış; Padişahın oğlu bir gün keşişe demiş ki:

“yar yatar gördüm
gün göçer gördüm
yarimden ayrılmış
kendimi göçer gördüm”

Padişahın oğlu bir gün fakir bir kız görmüş, yarsımış.
Ailesine söylemiş ama ailesi razı olmamış. Şehzade de köylü kızı kaçırmış.

Ata binmiş giderlerken ormanda nar tanesi görmüşler. Şehzade kıza “al bu nar tanesini” demiş.
Az daha gidince bir tarak görmüşler. Şehzaden gene kızdan almasını istemiş. Az daha gidince bir ayna görmüşler ve şehzade, kızdan onu da almasını istemiş.

Ailesi duruma razı gelmeyince şehzade kızı bırakmış ve eve dönmüş.Ayrılmadan da kızı tembihlemiş: “şu terziye git, artan kumaşları da al ve bohçanı yanından hiç ayırma” demiş.

Hemen bir gelin adayı bulunmuş, düğün dernek kurulmuş. Önce terziye gidilmiş, yeni elbiseler dikilmiş sonra da gelin hamamı kurulmuş tüm halk davet edilmiş. Esas kız, garip. gelin hamamında ücra bir kurnaya çekilmiş kendi halinde yıkanırmış.

Şehzade şartını söylemiş. Hamamcıbaşı kadına şartını söylemiş; “git bu soruyu sor, kim bilir ise onunla evleneceğim” demiş.

Hamamcı kadın tüm genç kızlara tek tek sormuş ama istediği yanıtı alamamış. Tam vazgeçecekmiş ki köşede, kuytuda bir başına yıkanna kızı göstermişler.
Pek ümidi yokmuş ama “O’na da sorayım madem” demiş. Kızı yanına çağırmış ve sorusunu sormuş.

Güzel kız da demiş ki:
“altın gibi aziz idim
şeker gibi leziz idim
saltanat ağacında
bir tek filiz idim

nar tanesi bir Keloğlan’a vardım.”

Sevenler birbirine kavuşmuş ve bize de gökten üç elma düşmüş…

———- o ———-

Bir vadinin iki yakasındaki tepelerin beyleri Baltan Bey ile Yılan Bey varmış. Vadide de güzel bir kız yaşarmış. Baltan Bey bu güzeli görmüş, beğenmiş, düğün dernek kurulmuş.

Mutlu mesut yaşarlarken bir gün Baltan Bey savaşa gitmiş ve uzun süre dönmemiş. Dul kalan güzeller güzeli de karşı tepenin beyi Yılan Bey’e varmış. Boy boy çocukları, mesut bereketli bir hayatları varmış. Yıllar geçmiş ve Baltan Bey dönmüş geri gelmiş.

Köylü toplanmış, ne yapalım ne edelim demişler. Bilge kişi “hamama gidelim” demiş. “Hanım da düşünsün taşınsın kimi seçerse O’nun ayağına su döksün.”

Güzel hanım düşünmüş taşınmış. Her ne kadar Baltan Bey’i sevse de çocuklarının babasını seçmeye karar vermiş. Kurnaya uzanmış ve aldığı suyu Yılan Bey’in ayaklarına dökmüş. Yılan Bey, önce bir rakibi Baltan Bey’e bir de çocuklarının anasına, sevdiği kadına bakmış ve sonra yılan olup suya karışmış, delikten akıp gitmiş.

Battal Bey, gelini ve çocukları ile mutlu mesut yaşamışlar.

Gökten üç elma düşmüş…

———- o ———-

Sapanca 2010

Sapanca 2010