Tüm dünya çocuklarına armağan edilmiş tek bayramı fırsat bilip çocukluğuma dönmek üzere bu haftaki mesaimi otogarda bitiriyorum. Ekim ayının sonlarında ziyaret ettiğim, çalıştığım, zeytin ile ve çok güzel bir aile ile tanıştığım çiftliğin bir de baharını görmek üzere Urla’ya gidiyorum. Çiftlikte ailecek çalışmak ve gönüllülük esas olsa da bu sefer hava şartlarının da izni ile biraz daha keyfi zaman geçiriyoruz. Urlalı ev sahiplerim sayesinde Ege mutfağı ve taze bahar otları ile tanışıp kaynaşıyorum.

23 Nisan ile birleştirdiğim hafta sonu tatilimin ikinci gününde Alaçatı’dayım.

Bir roman hatırlıyorum; genç kız tatil için Çeşme’ye teyzesinin yanına gider. Çeşme’de yeni arkadaşlar edinir, birlikte tüm gün sokaklarda gezer ve denize girerler. Genç kızın gözlüğünü pek sevmediğini farkeden teyzesi onu bir göz doktoruna götürür. Kahramanımız ilerleyen günlerde lens kullanmaya başlamıştır. Günlük şeklinde yazılmış bir roman olmalı ki 1989 Eylül tarihi aklımda kalmış. Bu tarih benim de ilk kez gözlük kullanmaya başladığım ve ahizenin taşları olduğunu farkettiğim tarihe denk gelir ki ne sihirdir ne keramet bir adrestir, Çeşme benim için.

En az deniz-güneş tatili kadar keyif verecek pek çok alternatif dinlence ve keşif fırsatı da sunan bir coğrafyada kurulu Çeşme Belediyesi, bu yaz başlattığı bir kampanya ile yörenin farklı zamanlara yayılan zenginliklerini geniş bir mecrada tüm dünyadan ziyaretçilere tanıtmayı hedefliyor. Kampanyada Çeşme Yarımadası’ndaki dokuz duraktan dokuz deneyim öne çıkıyor. Bugünkü rotam dünyaca ünlü bir rüzgar sörfü merkezi olan ve tarihi taş evleri, sakız aromalı lezzetleri ile öne çıkan Alaçatı!

Ekim ayındaki ziyaretim sırasında çiftliğe coachsurfing ile gelmiş Yunan çiftimizi de Alaçatı’ya uğurlamıştık ve günde tek sefer olduğu için sabah 8’de kalkan araca zar zor yetiştirebilmiştik. Mevsim bahar olunca sefer sayısı dörde çıkmış. Yaz aylarında ise her saat başı araç olurmuş. Yola çıkmadan kontrol etmekte fayda var.

İlçe minibüsleri için durak Urla merkezde, Metro Turizm yazıhanesinin olduğu kavşakta, Güven Taksi durağının yanı. Sefer saatleri de durağın camekanında asılı çizelgede şöyle yazıyor: “24.11.2014 tarihinden itibaren

Urla’dan Çeşme’ye: 08:00 – 11:30 – 15:00 – 17:30

Çeşme’den Urla’ya: 07:00 – 10:00 – 13:00 – 16:15 – 18:30 (son araç otobandan gider)

Alaçatı’dan Urla’ya: 07:20 – 10:20 – 13:20 – 16:35 – 19:00 (son araç otobandan gider)

(irtibat tel: 0533 3562406 ve 0533 6852328)”.

burası Alaçatı!

evlerin arka sokaklarında park etmiş bir rüzgar sörfü görmek mümkün; burası Alaçatı!

Saat 11:30 aracı ile yola çıkıyorum, ücreti 9 TL. Yaklaşık bir saat süren yolculuk oldukça keyifli geçiyor. Uzun geçen kışın ardından taze yeşermiş dağlar tepeler, masmavi gökyüzü ve pırıl pırıl parlayan güneş içimi ısıtıyor.

Modern yel değirmenleri fırıl fırıl döndüğüne göre belli ki rüzgarı bol tepelerden geçiyoruz. Bu esnada internette kısa bir Alaçatı keşfi yapıyor ve birkaç blogdan gezilecek görülecek detaylar araştırıyorum. Velhasıl yolda olmak güzel şey!

Çeşme’ye doğru devam eden minibüsten Alaçatı’da Belediye binası önünde iniyorum. Dönüşte de caddenin karşısındaki yazıhanenin önündeki duraktan bineceğim. Çeşme Sehayat’in yazıhanesinden İzmir’e giden otobüs bileti alabilirsiniz. Normal zamanda yarım saatte bir İzmir-Çeşme seferi varmış ama tatil günlerinin yoğunluğunu dikkate almanızı ve bilet almayı son dakikaya bırakmamanızı öneririm.

Küçük bir meydandan ve Atatürk heykelinin önünden geçtikten sonra taş döşeli çarşı sokakları ve geleneksel Alaçatı mimarisi başlıyor. Bugün hayatımda ilk kez kumru yiyorum. Asım isimli menüde sucuk-kaşar ve sayas yazıyor. Garsonun ifadesine göre “sayas” üçgen peynir demekmiş ve kumrunun sandviçten farkı nohut mayalı ekmeği imiş. (detaylı açıklama için bknz: eksisozluk ve tarif).

Oturduğum masa meşhur Kumrucu Hikmet’miş ve kesişen iki sokağın köşesindeki restorandan sol tarafta kalan sokağın girişine taşınalı birkaç gün olmuş. Kumru başarılı!

Karşımdaki yel değirmenlerini pek önemsemesem de orijinalleri günümüze ulaşmamış. Buraya kadar geldik, değirmen önünde bir fotoğraf çekinelim derseniz öğleden öncesi saatler daha uygun olabilir; zira güneş ters yönden batıyor.

Alaçatı'nın nostaljik yel değirmenleri

Alaçatı’nın nostaljik yel değirmenleri

Klasik yel değirmenleri zamanla yerlerini modern rüzgar güllerine bıraktığı gibi Alaçatı’nın yerlisi Rumlar da yüzyıllar içinde yerlerini, evlerini, topraklarını Müslüman Türklere bırakarak karşı yakaya göç etmişler. Esasen, yakın tarihe baktığımızda ise Çeşme, Karaburun, Urla yarımadaları ve İzmir körfezi iç içe öykülerle şekillenmiş.

Bugünlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte yürüttüğü “İzmir yarımada uygulama projeleri” kapsamında 6 antik İyon kentini (Ephesos, Kloophon, Lebedos, Teos, Klazomenai ve Erythrai) birbirine bağlayacak 350 kilometrelik “tematik yol” çalışmasının duraklarından da birisi olan Alaçatı ta o zamanlarda Agrillia adı ile anılırmış. Medeniyetlerin beşiği memleketimde henüz Likya yolunu yürüyememiş olmak ile birlikte yürüyüş rotası, bisiklet rotası, tarih rotası, bağ yolu rotası, zeytin yolu rotası ve mavi rota (deniz yolu) güzergahlarını içerecek “İyon yolu” projesini şimdiden gezilecek görülecekler listeme ekliyorum!

MÖ 7. yüzyılda en güçlü dönemini yaşayan, 12 kentli İyon birliği bilim, sanat ve mimari dallarında yetiştirdiği Hipokrat, Herodot, Diyojen, Pisagor, Thales gibi dehaların eserleri ile tüm coğrafyayı etkisi altına almış. Roma idaresinde de devam eden gelişmeler erken dönem Bizans sanatında da yer bulmuş.

Beylikler ve sonrasında erken Osmanlı döneminde bölgeye fetihler başlamış. Ordunun piyade ve süvari bölükleri köye yerleşmiş ve yerlisi Alaçaat Aşireti ile kaynaşmış.

1802’de Sultan 2. Mahmut tüm taşra yöneticilerini toplar ve onlarla bir anlaşma imzalar. Çeşme ve civarını temsil eden Mahmut Ağa Alaçatı rüzgarından nasibini almış, fırtınada gemilerini yitirince Alaçatı’ya sığınmış Cezayir asıllı devşirme bir denizcidir.

Nesiller geçer ve Mahmut Ağa’nın oğlu da torunu da bölgede yöneticilik (ayanlık) yapmaya devam eder. 1830’da büyük bir deprem olur ve Çeşme ayanı (torun) Hacı Memiş Ağa, yerle bir olmuş karşı komşu Sakız Adası’nın yoksullaşan nüfusunu Alaçatı’ya davet eder.

Alaçatı'nın mavi panjurlu taş evleri

Alaçatı’nın mavi panjurlu taş evleri

Kaderi yeniden şekillenmeye başlayan coğrafyada genç Türkler Osmanlı ordusuna katılıp savaşlara giderken tarlalarda çalışıp verimi artıran Rumlar zeytinden yağ çıkarır, sakız ağaçları diker, üzümden şarap yaparlarmış.

Gel zaman git zaman deniz kenarındaki bölgenin güneyinden akan Yumru deresi bataklığa dönüşür ve sıtma yayılmaya başlar. Hacı Memiş Ağa önderliğinde toplanan ahali bataklığı kurutmak için limana bir kanal açmaya karar verir. Büyük toprak sahibi Türkler, sahildeki topraklarını kanal inşaatında çalışmaya gelen Rumlara terkederek iç tarafa yani bugünkü yeni Alaçatı’ya göçerler. Toprağın bereketi ile ahali zenginler ve güzel bir kent inşa edilir. Bugün gördüğümüz, restore edilen tarihi taş evler de o dönemden 1850-1902 arası yıllardan emanet kalır.

Özellikle bağcılık ve şarapçılık alanlarında üretim ve ticaret merkezine dönüşmüş kentte 1873’de Alaçatı Belediyesi kurulur ve yaklaşık 12 bin kişi olan Rum nüfus ağırlıklıdır.  ikamet eder. 1912 Balkan Savaşı bu düzene yeni bir soluk getirecektir. Savaş sonrası Balkan coğrafyasından, Boşnak ve Arnavut nüfus göç eder ve tedirgin olan Rumlar da Yunanistan’a doğru yönelir. Birkaç sene sonra ise siyasetin yönü değişmiş ve 1919’da İzmir’in işgal edilmesi ile Türkler Anadolu’ya kaçarken Rumlar da yarımadaya geri döner.

Lozan Barış Anlaşması ile taraflar arasında mübadele şartları belirlenir ve karşılıklı olarak yaklaşık 2 milyon insan evlerini, topraklarını bir gecede terk edip göçmek durumunda kalır. Bu göç dalgaları neticesinde, kısa sürede yarımadanın sosyal yapısı ve üretimi, hem el hem de şekil değiştirmiş. Mübadele ile, Rumlar atalarının doğup büyüdüğü toprakları bırakıp Yunanistan’a göçerken Kavalalı Türkler de Urla’da Rumlardan boşalan evlere yerleşmişler. Balkanlardan gelen Müslüman Türkler üzüm ve zeytin üretimini bilmedikleri için bağları söker, yerine tütün dikerler. Kosovalı ve Boşnak göçmenler de bildikleri işe yönelir, hayvancılığa başlarlar. Gel gör ki ne iklim ne de coğrafya bu işlere uygundur. Yöre cazibesini yitirmeye ve halk fakirleşmeye başlar; dahası yenisini inşa edecek veya tamir edecek para da kalmayınca yüz yıllık taş evler günümüze kadar ulaşabilir.

Alaçatı'nın rengarenk ve huzur veren sokakları görülmeye değer!

Alaçatı’nın rengarenk ve huzur veren sokakları görülmeye değer!

Şehirde gezerken geniş kavşaklarda seramik bir harita görebilirsiniz. Oldukça estetik duruyor.

Sokaklar paralel ve dik birbirini keserek ilerlediği için yer tarif etmek ve bulmak zor değil; sokak isimleri de rakamlardan oluştuğu için yerleşimin oldukça analitik ve “turist sever” olduğu bile söylenebilir.

Karnımı da doyurduğuma göre sıra taş sokaklarda kaybolmaya geliyor. Urla merkezde ve İzmir Konak’da eski mahallelerde tarihi konaklar arasında gezdikten sonra mimariye daha aşinayım. Alaçatı merkezinin 2006 yılında kentsel sit alanı ilan edilmesi ile en genci bir asır görmüş taş evler restore edilerek onarılmaya ve yeni inşaatların da geleneksel mimariye uygun inşası başlamış. Böylece köydeki tüm yapılar bir boyda ve düzende kalınca, insana huzur veren yerleşim düzeni de korunurken genişlemeye de devam etmiş. Alaçatı evlerinde yöreden çıkarılan ve işlendikten sonra sertleşen beyaz taş kullanılırmış. Bu özel taş, zaman içerisinde sarararak binaların yaşını yansıtırmış (Alaçatı-İzmir revizyon uygulama imar planı).

Bugün dünyanın önemli rüzgar sörfü merkezilerinden birisi olan ve uluslararası yarışmalara ev sahipliği yapan, özellikle yaz aylarında güzel plajları ile jet sosyeteyi ağırlayan beldenin turizm ile tanışıp kaynaşması çok da eskilere dayanmıyor. 1990’lı yıllarda rüzgarın gücünü arkasına alan sörf tutkunlarının ardından 2000’li yıllarda da tarihi taş ev meraklıları Alaçatı’yı keşfetmiş. Bugün pek çok butik otelin işletildiği ve Nisan ayının sonlarına doğru sokaklarında özel araçtan çok inşaat hafriyat aracına rastladığım şehirde ilk butik otel 2001 yılında açılmış. Belediye, yüksek sesle müzik yayını yapılmasına, diskotek açılmasına, kahvelerde plastik sandalye kullanılmasına izin vermiyormuş. Sokak aralarına, kafe ve kahvehane önlerine atılmış ahşap sandalyelerin sıcaklığını gezerken farketmiştim, dönüşte bunun benimsenmiş bir duruş olduğunu internetten de okuyunca daha da mutlu oldum.

Sağlı sollu kesişen taş sokaklarda gezip de sokağa atılmış masalarda güzel bir akşam yemeği yiyeyim, Alaçatı sosyetesine karışayım derseniz adres Kemal Paşa Caddesi. Cadde boyunca pek çok restoran ve kafe görebilirsiniz. Öğle saati henüz ortalık sakin olmak ile beraber ikindiden itibaren hareketlenmeye başlıyor. Caddenin sonlarına doğru göreceğiniz Çatladıkapı Çarşısı’ndaki tezgahlarda çeşit çeşit hediyelik ve aksesuar bulabilirsiniz.

Çarşıdan dosdoğru ilerlediğinizde karşınıza çıkan meydanda Alaçatı Pazar Yeri Camii’ni ziyaret etmelisiniz. T modelli tarihi kilisenin restorasyonu ile camiye çevrilmiş mabedin Ortodoks Kilisesi apsis mimarisi de aynen korunmakta ve harim bölümünden (cami cemaatinin ibadet ettiği bölüm) bir perde ile ayrılmakta. Caminin avlusunda sohbet ettiğim bir seyyar satıcı uzun bir süre öncesine kadar özel günlerde Kilise papazının da mabedi ziyaret ettiğini ve cemaati ile ayin yaptığını anlatıyor. Günümüzde Rum ve Ortodoks cemaati kalmamış ibadethane cami olarak kullanılmaya devam ediyor.

Alaçatı Pazar Yeri Camii

Alaçatı meydanındaki Pazar Yeri Camii, doğu cephesi
1838’de Ortodoks Kilisesi olarak cemaatin çabası ve parası ile inşa edilen mabed bugün cami olarak kullanılmakla birlikte, doğu cephesini örten perdenin arkasında kilisenin apsis bölümü tüm detayları ile korunmakta.

Caminin sağ tarafından ilerlemeye devam ettiğinizde geldiğiniz mahalle Hacımemiş Mahallesi. Diğer yöne göre restorasyonu daha yeni olan bu mahallede Alaçatı’nın yaşlılarına kahvede çay içerken rastlıyorum. Masalarda boş yer göremeyince yürümeye devam ediyorum ama 2001-2012. sokakların kesişiminde, birkaç metre genişliğindeki sokağa sandalyelerini atmış biri geleneksel diğeri modern iki kahvehaneden hangisinde boş yer bulabilirseniz oturup biraz soluklanmanızı ve bu güzel mahallede keyifli zaman geçirmenizi öneririm.

Sakız ve zeytin yörenin en özel iki nimeti, bereketi, sahip çıkılması, korunması gereken iki vazgeçilmezi. Alaçatı menülerinde ilk sıralarında görebileceğiniz türlü sakızlı tarifler mevcut. Orta Kahve’nin  soft renklerle dekore edilmiş meydan kahvesinde derinden gelen güzel bir caz ezgisi eşliğinde sakızlı Türk kahvesi içerek keyif yapmanızı ve dönmeden meydandaki Alaçatı Köy Kurabiyecisi’nde sakız muhallebili kurabiyeyi tatmanızı öneririm (2015 baharı: kahve: 8 TL; kurabiye kg: 35 TL). Konu Ege lezzetlerine gelmişken, her sene Mart ayında düzenlenen Alaçatı Ot Festivali’ni de takip edebilir ve Ankaralı bir damağın yabancısı olduğu tatları yerinde keşfedebilirsiniz.

Akşamüstü olup da hava serinlemeye başlayınca dönüş vaktidir deyip minibüs durağının yürüyorum. Son sefer saat 19’da ve otobandan direk gittiği için yaklaşık yarım saatte Urla’dayım.

Alaçatı'nın turşucusu iştah açıcı!

Alaçatı’nın turşucusu iştah açıcı!

24.04.2015