İstanbul Deniz Müzesi ziyaretçilerini Türk denizcilik tarihinin başlangıcı kabul edilen Gazi Umur Bey’in büstü ile karşılar. Kendisinin kurduğu başkente ikinci gidişim. 2011’deki ilk gidişimde, Ödemiş’e bağlı bir belde olan ve restorasyon çalışmaları nedeni ile şantiye görünümündeki şehir, 2014’deki belediye düzenlemeleri kapsamında mahalle statüsü kazanmış. Yeni şehirde, restore edilmiş Derviş Ağa medresesi ve hamamı, butik otellere çevrilmiş taş evleri ve diğer tarihi yapıları ile turistik bir hava esiyor.

Çakırağa Konağı

Çakırağa Konağı

Bölge sit alanı olduğu için tarihi evleri restore etmek hem izin gerektiriyor hem de maliyetli oluyor. Bu nedenle kimi eski evler terkedilmişken kimi de restore edilip yerli halkın işlettiği butik otellere çevrilmiş. Yolculuk için bayram tatilini fırsat bilmiş iseniz önceden rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin; yoksa bizim gibi dizilere, filmlere de dekor olan mahallede boş yer bulamayabilirsiniz.

Ödemiş’in meşhur Cumartesi pazarından kendimizi alamayınca  yaklaşık 9 km mesafedeki Birgi’nin sokaklarında ancak birkaç saat gezebiliyoruz. İlk durak, geçen geldiğimizde göremediğimiz Çakırağa Konağı. Diğer bir ifade ile, Şerif Ali Ağa’nın biri İzmirli diğeri İstanbullu iki gelininin dillere destan yuvası.

Osmanlı sivil mimarisinin önemli bir örneği sayılan üç katlı ahşap konak zengin bir tüccar olan Mustafa Şerif Çakırağa tarafından 1761-1764 yılları arasında yaptırılmış. 1950 yılına kadar konut olarak kullanılmış, Kültür Bakanlığı’na devri ile 1977’de restorasyona başlanmış ve 1995’de müze olarak açılmış yapıyı Pazartesi hariç 08:00-17:30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Baharın müjdecisi bir tatil gününde güzel havayı fırsat bilmiş kalabalık turist kafileleri arasında kalmamak, sindire sindire tüm mekanları yaşamak isterseniz fazla geç kalmamakta fayda var. Yoksa insan merak ediyor; neymiş bu konağın iki hanımının hikayesi?

Ödemiş’den merkeze doğru giderken dere boyunda aracımızı park ediyor ve caddenin sol tarafında kalan kapıdan bilet alarak avluya geçiyoruz. Müzekart geçerli.

Çakırağa Konağı, Banyo odası

Çakırağa Konağı, Banyo odası

Basamakları çıkınca evin iç avlusundayız ve evin trabzanlı ahşap merdivenleri ve katlardaki parmaklıklı korkuluklar bana babaannemin bağ evini hatırlatıyor. Odaların duvarları var ama evin duvarları yok sanki; merdivenler ve odaların açıldığı sofalardan sarkıp bahçeyi seyretmek mümkün.

Konağın alt katında taşlık, mutfak, ahır, samanlık, misafir ve bekleme odaları var. Dekore edilmiş odaların içinde yöresel kıyafetler giydirilmiş mankenlerle dönem atmosferi yaratılmak istenmiş. Arada kalan ikinci kat kışlık olarak kullanılırken yüksek tavanlı üçüncü kat da yazlık olarak kullanılırmış.

Ahşap yapının tavanlarındaki oymalar, süslemeler, renk renk kalem işlemeleri doyasıya seyretmelik! Bu zengin süsleme stili ise inşanın yapıldığı 18. yüzyılın ikinci yarısından daha ileriki yıllara,19. yüzyılın ilk yarısına atfedilen bir üslup imiş.

Tavanları zarif ahşap işçiliği ve yörede yetişen sebze ve meyve resimleri ile süslenmiş konağın, biri İstanbullu diğeri İzmirli iki gelininin odalarındaki panoramik şehir tasvirleri karşısında hayran kalmamak elde değil! Belli ki gurbete gelin gelmiş hanımlar bu güzel çizimlere bakarak memleketleri ile hasret gidermişler.

Çakırağa Konağı, İstanbul odası

Çakırağa Konağı, İstanbul odası

Aile arasına girmek olmaz ama bana kalırsa İstanbullu Hanım daha ferah ve aydınlık odası ile bir adım önde imiş!

Günün son ışık huzmelerini meydandan daha yukarıda kalan eski mahallede, taş sokaklarda, tarihi taş evler arasında kovaladık. Geniş avlulu taş evler Birgi’nin geleneksel yaşamını yansıtıyor. Sokak aralarında dumanı tüten fırınları görünce Abide teyze’yi anıyorum ama evini hatırlayıp da gidecek vaktim olmuyor; belki başka sefere diye düşünürken peşimiz sıra bir teyze sesleniyor. “Fırından yeni çıktı, yemeden geçilir mi?” diye sitem ediyor ve dumanı üstünde, mis gibi ıspanaklı börekten kocaman dilimler ikram ediyor. Önceki hafta Urla Hasat fırınında pişirdiğimiz ve tadını bir kez aldığım bu Ege lezzetine (çalkama) hayır demek olmaz tabi!

Meydana geldiğimizde Ulu Cami’yi tekrar görmek istiyorum ama caminin avlusu hayli kalabalık ve içerisi yeterince aydınlanmadığı için vazgeçiyorum. Daha önce ziyaret ettiğim ve imamının hoş sohbeti ile pek çok detayını keşfettiğim 14. yüzyıl mimarisi Birgi’de görülmeden geçilmemesi gereken durakların başında geliyor. Kare planlı mabedin kıble yönündeki dış cephesinde bulunan aslan figürü ayrıca dikkate değer!

Birgi sokakları

Birgi sokakları

Mahalleden ayrılmadan akşam yemeğini esnaf usulü Baba Lokantası’nda yiyoruz. Yöresel lezzetleri keşfetmeden Birgi’den dönmeyin derim!

Bizans döneminden süregelen hikayelerin anlatıldığı Birgi’ye gelmek için toplu ulaşım tercih ederseniz İzmir’den otobüs veya Basmane Garı’ndan tren ile Ödemiş’e keyifli bir yolculuk yapabilir ve oradan da taksi veya minibüs ile Birgi’ye gelebilirsiniz.

Yarın sabah önce paranın bulunduğu başkent Sardes’in ve ardından Birgi’den sonra beyliğin ikinci başkenti olmuş Tire‘nin sokaklarında dolaşacağız.

02.05.2015