Güzel bir kahvaltının ardından Mestia’dan ayrılıyoruz. Bugün uzun bir yolculuk yapacak, batıda Abazha ve kuzeyde Güney Osetya bölgelerinin sınırlarına girmeden,  ülkeyi bir uçtan bir uca ortalayıp doğu sınırına yöneleceğiz. Gürcistan’ın diğer bir yüksek zirvesi Kazbek (5047 metre) eteklerinden geçecek, tekrar dağlara tırmanacağız. 

Sabah 8:30’da çıktığımız ve 12 saat süren kara yolculuğumuzun başlarında dağdan gelen kar suları ve toprağın çamuru ile gri renkte akan Inguri Nehri boyunca ilerliyor, ormanlardan, köylerden, kentlerden geçiyoruz. Lakhamula, Khaishi, Inguri Baraj gölü ve Jvari yol üstünde tabelasını farkettiğim şehirler.

Mestia - Kazbegi rotası

Mestia – Kazbegi rotası

Dağ bayır yemyeşil dağlarda otlayan inekler geviş getirirken otoban üzerinde dinlenirken hiçbir aracın korna çalmıyor oluşu dikkatimizi çekiyor. Biz de hızımızı düşürüp aralarından geçiyoruz.

Gün ortasında Zugdidi’deyiz. 1855-57 yılları arasında Osmanlı hâkimiyetinde kalmış tarihi şehirde Dadiani Sarayı’nı geziyor ve tarihi kilisesinde (ვლაქერნის ღვთისმშობლის ტაძარი – Blakhernae Katedrali) fotoğraf çekiyoruz. Dadiani Sarayı’nın ziyarete açık tek katında çeşitli dönemlere ait portreler, çalışma odasındaki kütüphane ve yemek masası görülmeye değer. Giriş ücreti yabancı turistler için 2 Lari. İçeride fotoğraf çekimine izin verilmezken sırt çantanızı da girişteki askıya bırakmanız isteniyor.

Dadiani Sarayı, Zugdidi

Dadiani Sarayı, Zugdidi

Abasha (Samegrelo-Zemo Svaneti)’da, şehir pazarından meyve almak için mola verdiğimizde karşıdaki parkta gördüğüm komünist rejim mirası heykel ve bir bina üzerindeki mozaik dikkatimi çekiyor.

Gürcistan haritasını ve bugünkü rotamızı ortalayan Zestafoni şehrini geçtikten sonra (saat 14) değişen bitki örtüsünü de gözlemlemek mümkün. Ard arda geçtiğimiz orman köylerindeki bağ evlerinin etrafında asma bahçeleri görüyoruz. Tiflis-Bakü hattında devam ettiğimiz otoban trafiği uluslararası nakliye araçları ile yoğun seyrediyor. Yol boyunca pencereden geçtiğimiz ağaçları, nehirleri, dağları, köy evlerini, tabelaları, anne domuz ve peşi sıra yürüyen yavrularını seyretmeye devam ediyorum. Yeni şehirlere yaklaşırken veya çıktıktan az sonra anıt heykeller görüyorum, başlıklarında 1941-45 tarihleri işlenmiş. Yol üstünde de sık sık hayrata rastlamak mümkün, çeşme başlarında askeri üniformalı genç erkek fotoğrafları asılı. Gürcistan bana pek çok detayı ile kader ortağı olduğu Ukrayna‘yı hatırlatıyor.

Rikoti tünelinin girişinde kahraman işçi kabartması demir perde devrinin başka bir mirası olmalı!

Abasha şehrinde Rus döneminden kalmış mozaik kaplama bir duvar

Abasha şehrinde Rus döneminden kalmış mozaik kaplama bir duvar

Tüm güzergâh boyunca benzinliklerde temiz tuvalet, büfe, şehirlere yaklaştıkça meyve, bal tezgâhları, pazar yerleri veya otoban üzerinde bir restoran-market ve wi-fi da bulmak mümkün. Saat 17’de Goodwill’de kısa bir yemek molası verdiğimiz esnada termometre 36 dereceyi gösteriyor.

Tiflis-Bakü boru hattı boyunca otobandan, Zhinvali Baraj Gölü kıyısından ve yer yeşil gök mavi dağlardan geçiyoruz. Havanın ortalama 35 derece olması ve nerede ise tüm günü araçta geçirmiş olmamız dışında şikâyetçi olduğumu söyleyemem.

Zhinvali baraj gölü kıyısındaki Ananuri Kalesi ve Katedrali’ne varışımız 18:15 oluyor ve saat 18’de kapanan Kilise’yi göremiyor ve  Kale duvarlarının dibindeki sahilde kısa bir yürüyüşten sonra yola devam ediyoruz. 17. yüzyıl mimarisi mabed, 2007 yılından bu yana Unesco Kültür Mirası listesinde yer alıyor. 

Pasanauri’den geçerken evleri merdivenlerinde veya sokaktaki kaldırım taşlarına oturmuş bitmekte olan günü demleyen gençler ve yaşlılar görüyorum. Sokaklar hurda halde tanklar ve araçlar terkedilmiş, aralarından, anneli yavrulu domuzlar yürüyor.

Gün batımının ardından denk geldiğimiz Daryal Geçidi (Kanobi şehri öncesinde) ve seyir terası (2.400 metre) ise akşam karanlığında çok daha ıssız ve ürkütücü görünüyor.

Kazbegi seyir terası

Kazbegi seyir terası

Osmanlı – Rus Savaşı sırasında askeri amaçla inşa edilmiş ve bugün uluslararası nakliyatta önemli rol üstlenen otobandan (Gürcü Askeri Yolu) Kazbegi’ne doğru tırmanırken belirli dönemeçlerde park etmiş tır sıraları görüyoruz. Gümrükteki yığılmayı engellemek amacı ile tüm güzergâh boyunca benzer ara duraklara parkeden tırlar yola devam etmek için sınırdan gelecek yoğunluk haberini bekliyor. Yine özellikle virajlarda ek şerit gibi açılmış tüneller kışın kardan ve tipiden korunarak yolculuk yapabilmek için tasarlanmış.

Sert virajları döne döne tırmandığımız Gudauri bölgesi, ülkenin kayak merkezi olduğu için çok sayıda otele de ev sahipliği yapıyor. Rusya sınırına oldukça yakın ve Stepantsminda olarak da bilinen bölgedeki otelimize ancak akşam yemeği saatinde varabiliyoruz. Gün doğumunda Kazbek dağının karlı manzarasına uyandığımız Diana’nın Konukevi gerek akşam yemeği gerekse geleneksel kahvaltı sofrası ile aklımda kalanlardan.

Bol oksijene mağdur kalmış bedenlerimizi dinlendirdiğimiz uzun bir gecenin ardından sabah 6:30’da dağ tırmanışı için daha elverişli iki araç ile hareket ediyoruz. Araçlar ile yaklaşık yirmi dakikada ulaştığımız ve dağların ardından yükselen güneşi seyrettiğimiz Gergeti Trinity Kilisesi’nin etekleri, manzarası insana derin bir yalnızlık ve özgürlük hissi uyandırıyor. 2170 metre rakımdaki kilise, “Holy Trinity” veya “Tsminda Sameba” olarak da biliniyor.

Tepemizden uçan kartalların ve kuzgunların kanat çırpışlarını duyabiliyoruz sanki. Dağ, tepe her yer yemyeşil, gök bulutsuz ve ışıl ışıl. Ilık bir sabah serinliğinde Kazbek zirvesini seyrediyoruz.

Dolu dolu bir gün içinde fazla vaktimiz olmadığı için otele göre yaklaşık 400 metre yüksekte kalan Gergeti Trinity Kilisesi’ne orman içinden gidebilecek arazi araçları ile yaklaşık yarım saatte çıkıyoruz.

Ormanın bittiği yerde, ulaştığımız düzlük aynı zamanda zirve tırmanışı yapan (5.047 metre) dağcılar için de tercih edilen bir durak. Çadırlarından kalkıp toparlananlar arasında bizim konuşmalarımızı duyup yaklaşan Antalyalı dağcı bir hanım ile selamlaşıyoruz. Dönüşte okuduğum başka bir blogda tüm tırmanışı ve şehir gezilerini bulabilirsiniz. Belki bir gün ben de tekrar giderim oralara!

Hikayeye göre, 14. yüzyıla tarihlenen kilisenin nereye yapılacağını misket atan bir adama sormuşlar. “Bir tane martı kesin, kenara bırakın. Siyah bir kuzgun uçacak ve o eti kapıp nereye gider de kemikleri bırakırsa kiliseyi oraya inşa edin” demiş. Kuzgun önce Gergeti’ye doğru uçmuş, buraya bugün kilisenin olduğu Elişi tepesine konmuş.

Kazbek ve Gergeti Trinity Kilisesi

Kazbek ve Gergeti Trinity Kilisesi

Sovyet döneminde tüm dini hizmetler yasaklanırken bile bu kilise turistik bir durak olarak korunmuş ve orijinal hali ile günümüze ulaşmış. Cumhuriyetin ilanı sonrası ibadete tekrar açılan kilisede 16 Temmuz âşıklar günü olarak kutlanıyor ve bu eşsiz manzarada evlenmek isteyen pek çok âşık çift 16 Temmuz’da kiliseye tırmanıyor.

Kilisenin içi karanlık ve rahipler de fotoğraf çekilmekten pek hoşlanmıyor.

Dönüşte, orman içindeki patikadan yürüyerek iniyoruz. 40 dakikalık yürüyüşün sonunda, bizi Gergeti Köyü girişinde bekleyen aracımız ile otele dönüyoruz. Köy evleri arasından araca doğru inerken karşı sokaktan gelen küçük bir kamyonetten Gürcüce bir anons duyuyoruz. Yanımdaki arkadaşla aynı bizdeki “overlokçu geldi hanımmmm” gibi seslenmedi mi diye şakalaştığımızı duyan aracın şoförü bize Türkçe selam verince dönüp Türkçe bilip bilmediğini soruyorum. Bir süre Türkiye’de çalışmış ve az önce Gürcüce yaptığı anonsta da “battaniye, yorgan, yastık” diye seslenmiş meğer!

Hep birlikte oturduğumuz kocaman bir yemek masasında yediğimiz zengin bir kahvaltının ardından daha dün gece tırmandığımız virajlardan geri dönüyoruz. Önce Daryal Geçiti’ndeki seyir terasında ve ardından da Ananuri Kalesi’nde fotoğraf molası verdikten sonra rotamızı başkent Tiflis‘e çeviriyoruz.

Bir sonraki durağımız Gürcistan’ın dini merkezi, tarihi başkent Mtskheta olacak.

Kazbek eteklerindeki Gergeti Köyü

Kazbek eteklerindeki Gergeti Köyü

04-05.08.2015