Bugün Cumartesi ve bayramın üçüncü günü. Bayram tatili ile uzamış tatil sezonunun sonu yavaş yavaş geliyor ve tatil yörelerinden yerlerden işe güce, büyük şehirlere doğru göç yavaş yavaş başlıyor. On günlük #Likyadenizi rotamı çoktan yarıladım ve Kalkan’da uyandığım sabahın gecesinde Kekova’da uyumayı planlıyorum. Kekova Kaleüçağız Köyü’ne direk araç olmadığı için önce ilçe merkezi Demre’ye (Kale) ve oradan da köye geçeceğim. Aktarma saatlerini tam bilmemekle birlikte merkez ile köy arası seferlerin sık olduğunu farz ederek, köyden ayrılmadan önce bugün veya yarın Demre merkezdeki Noel Baba Kilisesi’ni ve üzerinde güneş batmayan Likya uygarlığının diğer bir önemli kenti olan Myra Antik Kentini de görmek istiyorum.

Kalkan-Demre arası iki saat sürecek. Batı Antalya’nın minibüsü dakik hareket ediyor ve kıvrıla kıvrıla tırmanan yollardan, derin virajlardan geçip 5 dakika sonra Kaputaj Plajı’na ve yarım saat sonra Kaş’a varıyoruz. Kalkan-Demre bileti 13 TL ve Kalkan-Kaş bileti de 6 TL. Kaş Otogar’dan saat 10:00’da hareket eden midibüs, saat 11:30’da Demre Otogar’a varıyor.

Yollar oldukça keyifli. Kaputaş Plajı ile birlikte sahil tarafı tamamen turkuaza boyanırken değişen bitki örtüsü ile dağlar daha da yeşile bürünüyor.

Likya yolunu yürüyen Avrupalılar ve dini ziyaret amacı ile gelen Rus turistler Demre ekonomisinde önemli bir paya sahip. Demre’deki Rus turist yoğunluğu sokaklardaki tabelalarda da kendini gösteriyor. Fethiye ve Kalkan’daki İngilizce hâkimiyeti Demre’de yerini Kiril alfabesine bırakıyor. Etiketler ise Paund yerine ABD Doları ve Euro olarak yazılmış.

Demre Otogar’da Kekova’ya giden sefer saatlerini sorarken Salih abi ile tanışıyorum ve Noel Baba Kilisesi çıkışında buluşmak üzere sözleşiyoruz. Çekçek valizimi otogardaki emanet odasına bırakıyor ve kapıyı çekip çıkıyorum. İlk durağım otogarın arka tarafındaki meydanda kalan iki bin yıllık nam-ı değer Noel Baba Kilisesi Müzesi. Müzekart ile ücretsiz giriş yapılan müze-kiliseyi günde ortalama 2000 Rus turist ziyaret ediyormuş.

Müzenin bahçesindeki restorasyon çalışması devam etmek ile birlikte benden az önce içeri giren Rus grubun ve başlarındaki Papaz’ın düzenlediği ayin sebebi ile içerisi epey kalabalık oluyor. Ortodoks inancında önemli bir yeri olan Aziz Nikolaos’ın kemikleri zamanından korsanlar tarafından İtalya’nın Bari kentine kaçırılmışken taş lahti halen Kilisede yer almakta ve cemaat de camekân ile korunan bu lahitin etrafında toplanıyor.

4. yüzyılda Myra’da yaşamış ve kentin Likya birliğinin başkenti olduğu dönemde başpiskoposluğunu üstlenmiş (Doğu Roma hükümdarı II. Theodosius dönemi) yardımsever Aziz’in bugün nasıl Noel Baba olarak anıldığının hikâyesi ise yüzyıl başında yayınlanmış bir radyo programına, İskandinav mitolojisine ve modern çağın ticari reklam kampanyalarına dayanıyor.

Zengin bir buğday tüccarının oğlu olan Pataralı Nikolaos, miras kalan servetini yoksullara yardım için harcarmış. Gel zaman git zaman, bir akşam sokakta dolaşırken penceresi açık bir evin içindeki konuşmalara şahit olmuş. Genç kızın evlilik çağı gelmiş ancak çeyiz alacak parası olmadığı için evlenememektedir. Hayırsever Nikolaos, ertesi gün boyunca bu aileyi rencide etmeden nasıl yardım edebileceğini düşünür ve gece olup da herkes uyuyunca evin bacasından içeri girip genç kızın sobanın üzerine astığı çorabın içine altın ve hediyeler bırakır. Bugünün tonton Noel Baba’sına atfedilen bu hikâye geçtiğimiz yüzyıl başında Finlandiya’da yayınlanan bir radyo programında anlatılır ve çocuklardan yeni yıl dileklerini anlatır mektuplar yazmaları istenir. Neden Finlandiya derseniz, İskandinav mitolojisinin bir hikâyesinde yüce tanrı Odin uçan atı ile avlanmaya gittiğinde çocuklar da at geldiğinde karnını doyursun diye çizmelerinin içine havuç ve saman koyup şöminenin yanına asarmış. Odin de çocukların bu iyiliğini karşılıksız bırakmaz ve çocukları şeker-çikolata ile ödüllendirirmiş.

Modern zamanlara tekrar geri geldiğimizde ise pamuk pamuk sakallı, kürklü, kırmızılı kıyafeti ve şapkası ile aşina olduğumuz tonton ihtiyar, esasen 1931 yılından itibaren Coca Cola’nın reklam kampanyalarında kullanılmaya başlayan bir çizim üzerine hayat bulmuş.  Meraklısına, karakalem dünyaya dalarsanız daha da gerilere, Coca Cola’ya esin veren 1862 tarihli bir derginin kapağındaki karikatüre ve O’na ilham veren Amerikalı bir şairin Aziz’e vurgu yapan şiirlerine ulaşmak mümkün!

Yarım saat sonra Salih abi ile buluşuyoruz ve birlikte önce Demre Plajlarını sonra da antik kent kazılarını geziyoruz. Tesadüfen tanıştığım, yirmi yıllık turizmci Salih Topuz’a hem konaklama (Kent Pansiyon) hem de yerel aktiviteler veya Likya yolunda rehberliği için +905354402566 no’lu telefonundan ulaşabilirsiniz. / Kısaca bahsettiği, Demre’nin etrafındaki tepeleri aşıp Radar Tepesi üzerinden Finike’ye uzanan (36 km) ve üç gün boyunca tüm yiyecek, içecek ve kamp malzemelerini de yanlarında taşımalarını gerektiren parkur, kulağa hayli zor ve heyecanlı geliyor!  Öğle sıcağının altında bana hiç mümkün görünmüyor olsa da, Demre’den gece konaklayacağım Üçağız Köyü’ne de 5-6 saatte yürümek mümkünmüş.

Yarımadadan karşıdaki dağlara kadar uzayıp giden sahilde kumsal plajlar olduğu gibi çakıl olanlar da var. Yarımada tarafı daha derin ve dalgalı iken dereden gelen soğuk su akıntısı ile beslenen Çayağzı tarafı daha sığ ve durgun.

Demre’nin kitlesel turizme uzak kalmış ve bakir doğasında ilerlerken, yol boyunca gördüğümüz yerli yabancı şantiye tabelaları geleceğe ışık tutuyor. Anlatılana göre; Demre için de Belek modeli bir yapılaşmaya gidiliyor ve hali hazırda bölgenin tek büyük oteli olan 1000 yataklı Nielsen Tatil Köyü’ne pek çok rakip geliyor.

Henüz herhangi bir tesisin veya işletmenin bulunmadığı 15 km uzunluğundaki sahil boyunca karavanınızı istediğiniz yere park edebilir, çadır kurabilir veya bir şemsiye açıp altında ister güneşlenir ister piknik yapabilirsiniz. Yağmurlu geçen günlerin ardından sahilde tekne sayısı azalmış olmak ile birlikte, Çayağzı sahilinde bekleyen tur tekneleri ile Kekova’ya ulaşabilir ve civar adalara düzenlenen turlara katılabilirsiniz.

Demre ovasını besleyen dere ağzındaki bu sığ sular antik çağlarda Andriake Limanı olarak anılmış. Sahilden uzaklaşıp bölgede hüküm süren Roma döneminin en büyük limanı olmuş Andriake kazı alanına gidiyoruz. Şehre 5 km mesafedeki alüvyon kaplı alan, çağlar önce Myra kentinin limanı olarak inşa edilmiş.

Kalkan’dan gelirken, tepelerden deniz seviyesine inerken sağlı sollu gördüğüm Likya antik mezar kalıntılarının yamacında kalan ve Demre’nin içinden geçen çay ile sulanan verimli topraklardan denize açılan bu antik limanın ağzında zamanında zincir çekili imiş. Şehri bu sayede korsanlardan korumaya çalışmışlar. Gel gör ki, milattan önce (kaya mezarlarından ve basılan sikkelerden şehrin en geç MÖ 5. yüzyılda kurulduğu anlaşılırmış) kurulan şehir yüzlerce yıl süren refah döneminin ardından 809’da Abbasilerin kuşatması sonrası gerileme başlamış. Gelecek yıllarda da Arap denizcilerin defalarca işgal ettiği, seller ve depremler ile yıkılan, harabeye dönüşen kent 11. yüzyıl başlarında Selçuklu hâkimiyetine geçmiş.

Demre çevresinde devam etmekte olan kazılarda bulunan eserler bugüne kadar Antalya Müzesi’nde sergilenmekte iken, son dönemde, yine liman içinde bulunan orijinal tahıl ambarı* restore edilerek, çatısı kiremit ile kapatılmış ve Demre Müzesi olarak kullanılmak üzere tasarlanmış (* Granarium – sekiz odalı – dikdörtgen planlı; Hadrian dönemi: MS 117-38; Antalya Kale surlarındaki Hadrian kapısı ile aynı dönem).

Sit alanın önünde otostop çeken Alman çifti de alıp merkeze geri dönüyoruz. Salih abinin Likya yolcusu turist arkadaşlar ile Almanca yaptığı sohbetten ben de çat pat anlamaya çalışıyorum ve yakaladığım birkaç kelimeden bölge ve Likya yolu ile ilgili tiyoları not alıyorum. Çiftin bir sonraki durağı olacak Karaöz’den öyle methederek bahsediyorlar ki Karaöz’de kamp yapmak için buralara bir gün tekrar geleceğime eminim. Bu arada, Karaöz’deki en güzel koylar Papaz İskelesi ve Korsan Koyu imiş!

Alman gezginleri otogara bırakıyor ve iki sene önce dağlardan denize kadar varmış ve günlerce sürmüş yangının kara izlerini takip ederek Myra’ya doğru ilerliyor ve yol ayrımında Salih abi ile ayrılıyoruz. Yol kenarındaki oklar köy evlerinin arasından devam eden Likya Yolu’nu işaret ederken, ben az turistik eşyalar satan dükkânların arasından geçip Myra Antik Kenti açık hava müzesine giriyorum.

12042969_880249665415882_8871413241374122432_n

Myra Antik Kenti Tiyatrosu’ndan bir surat

Milattan öncesi çağlardan başlayarak Likya ve Roma medeniyetlerine ev sahipliği yapmış kentteki kazılar 2009 yılında başlamış ve halen devam etmekte.

Geçmiş yüzlerce yıla direnen tiyatro ve yamaçta oyulmuş kral mezarları müzenin esas alanları. Antik Tiyatronun basamaklarını tırmanıyor, etrafında dolaşıyorum. Tiyatro duvarlarına işlenmiş, örgü saçlı suratlar bana çok farklı ve etkileyici geliyor.

Sit alanını çevreleyen çitlerin ötesinde ve merkeze doğru yürüdüğüm yaklaşık 2 km boyunca sera bahçelerinden geçiyorum. Demre çevresinde tarla tarımı yerine seracılık yaygın. Yaz mevsiminin sonlarına doğru, bugünlerde ise faaliyetler hızlanmış. Salih abi ile sohbet ederken “bugünlerde (Eylül sonu) domates biber ekiliyor ve bir ay kadar sonra ekilmedik bir yer kalmaz” diye anlatıyor. Şehirli gönüllülerin karın tokluğuna hasat yapması buralarda pek bilinir olmasa da Aralık ayı başında yapılacak portakal hasatı için cazip bir davet alıyorum.

Özellikle bu mevsimde buraya toplu taşıma ile ulaşmak pek mümkün görünmüyor. Sezonda, bazı güzergâhlarda dolmuş varmış ama belgeleri eksik olduğu için yasaklanmışlar. Bugüne gelince, okulların da açılması ile sokaklar ıssızlaşmış.

Demreliler kışın kendi araçları ile yazın da mobilet ile hareket etmeyi tercih ediyor. “Yaz günü geldi mi de serin serin mobilet ile gezeriz” diye anlatıyor Salih abi. Demre merkezinde, belli ki bayram ziyareti için sokağa çıkmış insanlar dışında pek bir hareketlilik yok. Çarşıda bir süre dolanıp yemek yedikten sonra otogara dönüyorum ve gölgede kalan arka tarafa sandalye çıkarmış amcaların yanına bir sandalye de ben çekiyor ve kitap okuyarak zaman geçiriyorum.

Günde tek sefer yapan ve 17:15’de hareket eden Batı Antalya’nın Demre-Kekova minibüsü ile Kaleüçağız Köyü’ne gideceğim.

Demre’den batıya, Kalkan yönüne yaklaşık 17 km süren ve yol üstünde birkaç köyde duraklayan minibüsün ücreti 5 TL. Yaklaşık yarım saat süren yolculuğun sonunda, gün henüz batmışken, Kekova’da, köy meydanındayım.

26.09.2015