Mart güneşi yavaş yavaş göz kırpmaya ve meydandaki erkenci soğanlar lale açmaya başlamışken İstanbul sokaklarında, çok da bildiğimiz ama pek de tanımadığımız meydanlarda İstanbul Gezginleri ile beraber dolaştım.

Dünyanın merkezinden, Milyon Taşı önünden başlayan gün boyunca müze, sarnıç, mabet demeden hipodrumun etrafında dört döndük.

Milyon Taşı, tüm yolların dünyanın merkezine çıktığı zamanlardan yadigar, kare planlı, dört sütunlu bir dikilitaş imiş. Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’dan önceki başkenti Roma’da da benzer amaçlı dikilmiş bir anıt var iken, günümüze ulaşamamış. İstanbul’daki ise, fetih sonrasında, hemen arkasındaki su terazisi inşa edilirken kaidesini kaybetmiş ancak ilerleyen dönemde yapılan kazılarda bulunan sütunu ile geçen zamana direnmeye devam ediyor!

Milyon taşı hizasından başlayan ve imparatorluğun yeni başkentinden eskisine giden bir yol varmış. Günümüzde de izlenebilecek bu yol, Divanyolu’ndan Yedikule Zindanları’nın girişindeki Altınkapı’ya kadar Mese Yolu ismini, bugün Selanik’den geçen ve aynı isimle anılan Via Egnatia ile devam ediyor ve Adriyatik Denizi’ni aşıp Roma’ya kadar varıyormuş. İstanbul’dan başlayıp Balkanlar’ı aşan Via Egnatia Romalı komutanlar tarafından, ordunun kolay gidip gelebilmesi için inşa edilmiş.

Taşın, hemen arkasında Yerebatan Sarnıcı’nı ve sarnıcın karşısında da sadrazam Talat Paşa’nın konağını görmek mümkün. Bu sarı konak, Talat Paşa’nın evi ve sadrazamlık döneminde makamı olarak kullanmış. Bir Ermeni tarafından öldürülen Selanikli paşanın cinayet esnasında içinde olduğu araba ve üstünden çıkan eşyaları bugün Harbiye Askeri Müze’de sergilenmekte.

Yerebatan Sarnıcı

Yerebatan Sarnıcı

Yerebatan Sarnıcı gözyaşı sütunu

Yerebatan Sarnıcı gözyaşı sütunu

Alman Çesmesi

Alman Çesmesi

Kaçar dönemi Kuran-ı Kerim ve muhafazası, 1814 tarihli

Kaçar dönemi Kuran-ı Kerim ve muhafazası, 1814 tarihli

Bizans dönemi Büyük Saray Mozaikleri

Bizans dönemi Büyük Saray Mozaikleri

12.03.2016