Kekova’da uyandığım bu aydınlık Pazartesi sabahında, bayram tatili vesilesi ile biraz daha uzamış Akdeniz turizm sezonunun son tatilcilerin de hafta sonu evlerine dönmesi ile kapandığını görebiliyorum.

Güzel bir kahvaltının ardından, ilçe merkezindeki okullarına gitmek için minibüs saatini bekleyen çocuklar ve gençler ile neşelenmiş köy meydanına iniyorum. Kış sezonunda Kekova (Üçağız Köyü)-Demre arasında sabah gidiş akşam dönüş olmak üzere günde iki sefer düzenleniyor. Demre otogardan da Finike’ye, oradan da otogarda aktarma yapıp Kumluca minibüslerine biniyorum.

Adrasan kavşağında indikten sonra sahile inmek için yaz sezonunda dolmuşa binebilirsiniz. Bu günlerde ise, bu dolmuşçu esnafı ile taksici esnafı arasındaki rekabet neticesinde ruhsat problemi ortaya çıkmış ve dolmuşlar sadece belirli saatlerde sahilden aldıkları yolcuları kavşağa çıkarıyorlar. Sahile inmek için ise otostop çekme veya kavşakta yolcu bekleyen bir taksiye denk gelmeniz seçenekleri var. Pazartesi öğle saatlerine doğru otoyol üzerinde gördüğüm tek araç olan taksi ile sahile kadar iniyorum (30 TL). Antalya’da her mesafenin taksi odası tarafından belirlenmiş bir tarifesi var ve taksimetre açılmamakla birlikte pazarlık etmeye de pek yanaşmıyorlar. Sezon sonu ve siftah ikilisine karşılık 5 TL  indirimle kalacağım ağaç evlere kadar gidiyorum.

Internet üzerinden rezervasyon yaptığım ağaç evler sahilden 800 metre kadar içerde tam da birkaç sene önceki yangın izlerinin tam da sınırında. Bahçedeki ana ahşap binanın yangından etkilenmiş üst katı halen is renginde.

Etrafta bir kaç hippi görünümlü genç haricinde kimseler yok. İlk kez bir ağaç evde, gece karanlığında bir ağacın üstüne asılı bir odada ve odanın ortasında bir ağaç gövdesi ile ilk kez baş başa kalıyor ve kendi kendime çok eğleniyorum.

Sezon dışı mevsimlerde, sıklıkla yurt dışında yoga grupları ağırlayan, doğa ile iç içe pansiyonu konaklama için önerebilirim.

Jungle Bells!

Jungle Bells!

Eşyalarımı bıraktıktan sonra sahile inip, tüm masaları boş bir restoranda makarna yiyor ve sahilde kısa bir tur atıyorum. Nerede ise tüm şezlongların toplandığı Adrasan sahili, serin ve parçalı bulutlu havaya aldırmayan birkaç Avrupalı turist dışında boş.

#Likyadenizi rotasının çıkış sebebi olan Likya yolunda yürüme hevesim adına bir gayret Gelidonya Feneri’ne mi tırmansam diye adımlarımı hızlandırsam da dağların zirvesini bulutlu ve havayı da kararmaya müsait görüp, yürüyüş süresini ve artan yorgunluk ile dönüş süremi de hesaba katarak vazgeçiyorum. Yılmaz ve yarımadanın bir ucundan diğer ucuna yürümek isterseniz, sarı renkli tabelalar anayoldan Adrasan sahiline indikten sonra sol tarafta kalıyor.

Adrasan ile Gelidonya Feneri arası orman yolu yaklaşık 15 km ve okuduğum blog yazılarında su kaynağının olmadığından bahsedilmiş. Bu blogda da detaylı anlatıldığı üzere, hadi ben bir yürüyüp geleyim denebilecek bir güzergah değil, maalesef.

Adrasan sahili

Adrasan sahili

Demre‘de tanıştığım, yılların turizmcisi Salih abinin önerdiği gibi, Karaöz’de konaklamak hem fenere ulaşmak hem de daha az bilinir bir koyda tatil yapmak için daha doğru bir tercih olabilir.

Sahil boyunca biraz daha yürüyüp orman içine dönmeye karar veriyorum.

Dere kenarındaki bir büfeden su alırken dosdoğru gidince 1,5 saatte Kız Kalesi’ne gidip gelebileceğimi öğreniyorum. Esnaf abla, “Yol boyunca manzara güzel ve kaleye tırmanmak mümkün ama kalıntılarından geriye pek bir şey kalmamış” diyor. Bir güneşin yönüne bir havanın nemine bakıp 1 km kadar daha yürüyor ve geri dönüyorum.

Ilık bir ikindi saatinde ağaçta asılı tekerlekte sallanıyor, hamakta uzanıp kitap okurken uyuya kalıyorum.

Buralarda çadır da kurmak mümkün. Misafirler kendi çadırlarını mı getirmiş, tesisten mi kiralamış sormak gerek.

Akşam yemeği, orta bahçedeki ateş etrafındaki masa ve kanepelerde, yıldızlı göğün altında ve güzel bir müzik eşliğinde oldukça lezzetli geliyor.

Kahvaltı kırıntılarımı paylaştığım bahçedeki tavuk ve horozlara tek tek veda edip sahile, minibüs durağına yürüyorum. Önceki gün, sorup kontrol ettiğim saatte orada olmama karşın, bu sabah itibari ile merkezden bir telefon geldiğini ve sezon tarihi ile birlikte sefer saatlerinin değiştiğini ve Antalya’ya sabah erken saatte tek bir sefer olduğunu öğreniyorum. Ne yapmalı, ne etmeli, Antalya’ya nasıl gitmeli derken yukarı doğru köşeye yaklaşan Ankara plakalı bir arabanın önüne atlıyor ve nereye gittiklerini soruyorum.

Akdeniz sahillerinde bir seyahate çıkmış Ankaralı iki bankacı hanımın bavulları ile birlikte arka koltuğa sıkışıveriyor, navigasyon cihazının yönlendirmesi ile önce Adrasan köy merkezine oradan da ana yola kadar çıkıyorum. Anayolda üstündeki durakta birkaç dakika bekliyor ve Finike-Antalya dolmuşu ile Antalya Migros durağına kadar gidiyorum.

Adrasan yolu

Adrasan yolu

28.08.2016